LİSTAG

Çocuğumun Kokusu Hiç Değişmez

IMG_2522.JPG

Çocuğumun Kokusu Hiç Değişmez

Her şey yaklaşık 5 yıl önce çocuğumun cinsel yönelimini / cinsiyet kimliğini öğrendiğim zaman başladı. Doğulu bir aileden geliyorum. İstanbul’da büyüdüm. 17 yaşında evlenip 18’imde anne oldum. Kız ya da erkek çocuk isteğim yoktu, sanırım sadece bir çocuğum olsun istedim. Çocuğum 2.5 yaşındayken eşimden ayrıldım. Ailem memleketim olan Şanlıurfa’ya döndü. Ailem ve ben çocuğumu elimizden geldiğince sevgi dolu bir ortamda yetiştirmeye çalıştık. Arkadaş gibiydik sanırım beraber büyüdük.

Çocuğumda bir farklılık hissetmemiştim; evet biraz hassas, naif ve duygusaldı, sert mizaçlı bir çocuk değildi ama diğer erkek çocuklardan pek de farklı değildi. Çok yakışıklı bir çocuktu ve kız arkadaşları vardı. Ta ki lise 1. sınıfa başladığı  sırada  çocuğumun samimi bir arkadaşının annesi iş yerime gelerek ‘’senin çocuğunda bir farklılık var duyduğum kadarıyla bir erkek sevgilisi var – taciz ve tecavüzü kastederek – acaba başına bir şey mi geldi?” diye konuşunca şok yaşayıp, sinir krizi geçirerek hastanelik oldum. Tek isteğim böyle bir şey varsa ölmekti. Ölmek istedim. Hastanede yatmayı kabul etmeyip eve döndüğüm zaman ağlayarak çocuğumla konuşup böyle bir şey varsa doktora gidebiliriz ve bu durumu aşabiliriz, düzeltebiliriz dedim. Çünkü düzeltilir sanıyordum. Çocuğum ağlayarak böyle bir şey olmadığına yeminler etti. Kendisinin yüzünden bana bir şey olursa kendini öldürebileceğini söyleyince, iyi ki  hastanede yatmadım diye düşündüm. Böyle bir şey yoktu ve ben başkasının lafıyla hem kendimi hem çocuğumu üzmüştüm. Bu olaydan sonra daha fazla kız arkadaşı oldu eve getirip benimle tanıştırmaya başladı. Sevgililer fazlalaştıkça demek ki çocuğumda bir şey yokmuş deyip mutlu oluyor ve küçük de olsa içimdeki şüpheyi yok ediyordum. Çocuğum üniversite 1. sınıfı bitirdiği sıralarda bir arkadaşımın bilgisayarından  internete girip bir arkadaşıyla konuşmuş. Arkadaşım ise kendi çocuğunu kontrol amacıyla  yaptığı kayıtları okurken benim çocuğumun bir erkekle yazışmalarını yakalamış. Yine iş yerimdeyken bana konuşmayı e-posta olarak gönderdi. İnanın tamamını okuyamadım, çünkü iki erkek arasında olamayacak bir konuşmaydı, sevgiliyle yapılan bir konuşmaydı ve benim çocuğumun sevgilisi bir erkekti…

İnanmak istemedim, o hissi anlatmak çok zor, tüm dünyam yıkıldı, yaşamak istemedim, deliriyorum sandım. Bu sefer inkarı yoktu. Bana göre çocuğum eşcinseldi. Çocuğumla yüzleşmeye korktum; sanırım hem duyacaklarıma hazır değildim  hem de ürkütürsem evden gider diye düşündüm. Delirdim, sanırım kafamı duvardan duvara vurdum, intihar etmek istedim. İlginçtir; babamın hayatımda yeri çok farklı olmasına rağmen ve babamı canımı verecek kadar sevdiğim halde keşke babam ölseydi de benim çocuğum böyle olmasaydı diye düşünecek kadar aklım başımdan gitti. Çünkü çocuğumdu o benim, tüm dünyamdı. İkimizdik, yalnızdık, o benim yol arkadaşımdı. Bir çok hayalim vardı, çok yakındık, birbirimizden saklımız gizlimiz yoktu ama öyle değilmiş, benim çocuğumun benim bilmediğim  apayrı bir dünyası varmış. O an çocuğumu hiç tanımadığımı hissettim bir erkek çocuğum vardı ama aslında yokmuş. Sanki çocuğum ölmüştü ve ben onu kaybetmiştim. Canım çok acıdı, içim çok yandı. Tarifi mümkün olmayan bir acı yaşıyordum. Aklıma üniversite ortamında başına bir şey mi geldi, acaba çocuğum kötü niyetli insanların eline mi düştü, zorla bir şey mi yaptırıyorlar gibi sorular geldi. Anneannesine çok düşkündü, yazları Urfa’ya giderdi acaba orada mı bir şey yaptılar diye düşündüm. Mutlaka bir çaresi vardır el ele verirsek düzeltiriz diye düşünüp kendimi teselli etmeye çalıştım. Acabalarım çoktu ama cevaplarım yoktu. Bu konuyu hiç bilmiyordum üstelik okumayı çok seven bir anne olarak nedense bu konuda bir şey  okumamıştım. Çaresizdim… Önyargılı bir insan değildim ama bu konu dikkatimi hiç çekmemişti sanırım. Çocuğumla konuşmaya korktum, evden gider diye düşündüm ama yüzleşmem gerekiyordu. İçimde yine de bir umut vardı; galiba bana yine “bir şey  yok” diyecek ve ben yine buna inanmayı seçecektim.

Çocuğumla konuştum. Bir yazışmasını okuduğumu, eşcinsel olduğunu düşündüğümü, böyle bir şey varsa maddi şartlarımızı zorlayıp, İstanbul’dan, arkadaşlarından uzaklaşabileceğimizi, farklı hobilere, kurslara yönelebileceğini, doktora gidersek, tedavi olursa düzelebileceğini anlatmaya çalıştım. Bilgisizdim, çocuğum benden daha bilgiliydi bu konuda. Ağlayarak “anne düzelebilir bir şey değil” dediğinde ikna etmeye çalıştım. Kabul etmediğinde yine sinir krizi geçirdim ve kendime geldiğimde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeydim. Eve döndüğümde çocuğum okulunu bırakmak zorunda olduğunu, bu şartlarda okulda problem yaşadığını ve beni daha fazla üzmemek adına evden ayrılmak istediğini söylediğinde bir kez daha yıkıldım. Ama yine de onu ikna edip psikiyatra götürdüm. Maddi olarak yıprandım ama düzelecek diye düşündüğüm için ve doktorların da “davranış bozukluğu var, düzelir” sözüne güvendiğim için terapilere devam ettik. Ama çocuğum yine karşıma gelip ‘’anne seni daha fazla üzmemek adına evden ayrılıyorum’’ dediğinde, ağladım, yalvardım, kızdım, hakaret ettim. Yine de evden gitmesine engel olamadım. Bilgisizliğim yüzünden hem kendimi hem de çocuğumu yıprattım. İş hayatım sona erdi, beden ve ruh sağlığım bozuldu, sosyal hayatım bitti.  Konuyla yüzleşmekten hep kaçtım. Öğrenmeyi değil, kapanmayı tercih  ettim sanırım. Bir iki arkadaşım dışında kimseyle bu durumu paylaşamadım. Çocuğumu soran herkese yalan söylemeye başladım. Çocuğumun fotoğrafları, kıyafetleri her yerdeydi ve ben bakıp bakıp ağlıyordum. Hayatımın en zor 1.5 yılıydı. Kabuslar görüyordum, çocuğumun eşcinsel olduğunu biliyordum ama rüyalarımda çocuğumu tamamen kız gibi üstelik göğüsleriyle görüyordum ve hemen uyanıp “öyle bir şey yok, benim çocuğum eşcinsel, kız gibi değil fiziksel olarak değişmeyecek” diye de teselli oluyordum. Çocuğunuzun nerede olduğunu bilmiyorsanız, telefonu kapalıysa ve ne yapacağınızı bilmiyorsanız, konuyla alakalı medyada gösterilen eşcinsel ve translara şiddet hakaret içerikli yayınlar dışında bilginiz yok ise psikolojiniz daha da çok bozuluyor.

Bir buçuk yıl sonra çocuğum bir gün eve gelmek ve benimle konuşmak istediğini söylediğinde o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Bana istanbul’da yaşadığını, bir evi olduğunu benimle görüşmek istediğini ama benim bazı şeylerden dolayı üzülmemi istemediğini söylediğinde ne olursa olsun ondan vazgeçmeyeceğimi, önümüzde zor bir yol olduğunu ama bu yolu beraber yürüyeceğimizi, birimiz tökezlersek, diğerimizin  onu kaldırıp yola devam edeceğimizi, onu çok sevdiğimi söyledim. Çünkü onu bir daha görememek düşüncesi korkunçtu. Onu bir kez daha kaybetmek istemiyordum. Bir kaç kez evine gittim, kaldım. Çok mutluyduk,  içim daha rahattı. Hiç de kötü bir yerde değildi. Arkadaşlarıyla tanıştım, artık bir değil birçok çocuğum vardı. Görüntüsü değişmemişti, eşcinseldi. Ama bir gün beni odaya çağırıp ağlayarak ‘’anne ben bir şey  yaptırdım” dediğinde o an nasıl bilmiyorum ama anladım ki çocuğum göğüslerine silikon yaptırmıştı, kabusum gerçek olmuştu. İçimdeki fırtınanın tarifi mümkün değil, anlatamam. Çocuğuma “mutlu musun, pişman olmazsın değil mi” diye  sorduğumda “hayır anne, çok mutluyum sen de biliyorsun ve yanımdasın artık” deyip bana sarılınca ‘’sen mutluysan bende mutluyum annecim ‘’dedim, içimdeki fırtınaya rağmen. Çünkü o kadar mutlu olup rahatlamıştı ki artık ben varken göğüslerini saklamak için korse takmayacak ve benimle daha fazla görüşecekti.

Evet fırtına vardı içimde ve ben bunu nasıl atlatacaktım. Tek başıma atlatamayacağımı biliyordum. Artık bir erkek çocuğum değil bir kız çocuğum vardı.

Eve döndüğümde internette benim gibi anneler var mı diye araştırdım. Benim için milat olan LİSTAG’la tanıştım. Telefonda konuştuğum annenin verdiği sıcaklığı ve o duyguyu anlatamam. Annemle konuşsam o yakınlığı hissedemezdim. İlk CETAD toplantısına katıldım. Toplantıdan çıktıktan sonra bile kendime güven ve bir cesaret gelmişti. Artık çocuğum bana gelirken milletin kapısı açıkmış, göreceklermiş diye korkmuyordum. Ne ben ne de çocuğum yalnız yada yanlış değildik. Benim çocuğum yüz kızartıcı bir suç işlememişti. Ben hep onun yanında olacaktım.

CETAD ve LİSTAG ‘la tanışmak hayatımda bir dönüm noktasıdır. Çocuğumu LİSTAG sayesinde kazandım. İyi ki CETAD ve LİSTAG’la buluştum. Bir gün böyle düşüneceğimi hayal bile edemezdim ama artık biliyorum, çocuğum sayesinde iyi ki bu güzel aileyle tanışmışım. Onlardan biri olmak beraber mücadele etmek bana gurur veriyor. Aile olmak için kan bağı olmasına gerek olmadığını anladım ve bu aileye mensup olmak beni inanılmaz değiştirdi ve geliştirdi. Artık kendimi daha güçlü hissediyorum. Onlardan çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Öğrendikçe daha fazla bilgilenmek, sadece benim çocuğum değil diğer çocuklarımız için de toplumsal önyargıları yıkmak, çocuklarımızın kimseden farklı olmadığını, yalnız yada yanlış olmadıklarını, bunun bir hastalık olmadığını, doğuştan geldiğini haykırmak,  benim yaşadığım sıkıntıları diğer ailelerin yaşamaması için elimden geldiğince fazla aileye ulaşıp onlara destek olmak ve onlara şunu söylemek istiyorum: “Çocuğunuz ne giyerse giysin, ister saçını uzatsın, ister kestirsin, kısacası fiziksel görünümü ne kadar değişirse değişsin TEK DEĞİŞMEYEN ŞEY SARILIP KOKLADIĞINIZ ZAMAN  KOKUSUDUR. O SİZİN ÇOCUĞUNUZ, ÇOCUĞUNUZUN YANINDA OLUN”

Züleyha

Reklamlar

LGBTİ Aileler Hepimizi Umutlu Olmaya Çağırıyor

Ğ2013’te, kötü biten bir ilişkinin ve annemle yaşadığım zorlu bir anlaşmazlığın ertesinde, karanlık bir sinemada Türkiye’deki LGBTİ bireylerin aileleri ile ilgili bir belgesel olan Benim Çocuğum’u izlemeye hazırlanıyordum. Film boyunca katıla katıla ağladım. Aileler acılarını, çaresizliklerini, kabullenme süreçlerini ve umutlarını o kadar dürüst ve içtenlikle anlatıyorlardı ki, kendi ruh halimden eser kalmadı. Bu insanlar bağ kurmaya, anlamaya ve anlatmaya odaklı, istatistikleri de siyaseti de aşan bir çalışma yürütüyorlardı. Sema Yakar, nam-ı diğer Sema Anne’yi o sinema perdesinde tanıdım.

Sema Anne, Benim Çocuğum’da hikayesini anlatan yedi ebeveynden biri. Kendisiyle belgeseli izledikten neredeyse iki sene sonra bir Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü kokteylinde tanıştım. Çekinerek ailelerin yanına gittiğimde, dünyamı açtıkları ve bana güç verdikleri için onlara teşekkür ettim. Hikayelerini anlatmak için gösterdikleri cesaretin ve Gezi protestolarının içimizde ateşlediği aktivizm ruhu ile bir grup gönüllüyle birlikte bir çeviri projesi olan LGBTI News Turkey çalışmasını başlatmıştık. Sema Anne yaptığımız bu çalışmayı çok sevdiğini ve bizimle gurur duyduğunu söyleyerek bana sarıldı.
Tekrarlanan genel seçimlerden bir gün sonra, Sema Anne ve aktivist Metehan Özkan ile Ekim’de yapacakları Amerika seyahatlerini konuşmak için buluştuk. Sema Anne’nin Human Rights Campaign (İnsan Hakları Kampanyası) ofisinde, elinde balonlarla bir fotoğrafını görmüştüm. Oğlu Boysan’ın da bir fotoğrafı vardı. Boysan -LGBTİ aktivisti, Şişli Belediye Başkanı danışmanı, ilham kaynağı, bir oğul, bir sevgili arkadaş- Eylül ayında bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Ondan söz ederken sürekli gözlerimiz doluyor. Hayat devam ettiği ve şu anda planlarımızı konuştuğumuz için suçluluk duyuyorum. Fakat, hayatının en zor dönüm noktalarından birinde olan bu cesur kadın bana LİSTAG (LGBTİ Bireyleri ve Aileleri Derneği) ile ilgili hayallerini anlatıyor.
“LİSTAG, başka bir ailenin var olabileceğini gösteriyor”
LİSTAG, 2008’den beri gey veya trans çocuklarını anlamak ve yardım etmek isteyen ailelere bilgi ve rehberlik desteği veriyor. Her ay, uzman psikologlar neredeyse 40’a ulaşan aileyle grup toplantıları yapıyorlar. Toplumun farklı kesimlerinden -inançlı, laik, genç, yaşlı- ebeveyn veya aile bireyi bu toplantılarda dertleşiyorlar. Gönüllü 20 aileden oluşan çekirdek bir grup, her Cumartesi günü aktivitelerini planlamak, deneyim paylaşmak ve yeni ebeveynlerle tanışmak üzere buluşuyor. Ayda bir kere, çocuklu aile yemeği düzenliyor ve var olmak için güvenli, yargısız alanlar yaratıyorlar. Bu özel grup, Metehan’ın aileler ile destek ve dayanışma grubu kurmak üzerine olan doktora tezinin ve Sema Anne ile tesadüfi tanışmasının bir ürünü. Sema Anne 2006’da takma bir adla Radikal gazetesinde bir köşe yazısı yazmış, LGBTİ çocuklarının annelerini çocukları için bu toplantılara gelmelerini, önyargılarını kırmaya, kendilerini eğitmeye çağırmıştı. Benim Çocuğum bu çağrının bir devamı.
Bu sosyalleşmenin hayati önemi var. Çocuklarının cinsel yönelimini veya cinsiyet kimliklerini öğrendiklerinde aileler büyük bir duygu karmaşasına giriyorlar- korku, kendini suçlama, utanç, yalnızlık, şaşkınlık, ne tapacağını bilememe … Muhafazakar Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks olmak elbette hiç kolay değil. LGBTİ bireyler nefret suçlarının, namus cinayetlerinin ve hayatın her alanında ayrımcılığın kurbanı oluyorlar. Başka ailelerin de benzer süreçlerden geçtiklerini bilmek ve çocuklarını kabul etmiş olduklarını görmek en umut verici şeylerden biri.
LGBTİ çocukları “düzeltmek” veya reddetmektense, Sema Anne “LİSTAG başka bir ailenin mümkün olabileceğini göstermenin en güzel örneği” diyor. Bu yüzden LİSTAG ebeveynleri, her bir LGBTİ’nin annesi ve babası kabul ediliyorlar; hepsi koşulsuz sevginin neye benzediğinin ilham verici örneklerini oluşturuyorlar. Sema Anne ve Metehan LİSTAG’ı nasıl sürdürülebilir bir hale getirebilecekleri üzerinde kafa yoruyor, LİSTAG’ı kurumsal bir yapıya nasıl kavuşturabileceklerini planlıyorlar. Amerika ziyaretleri LİSTAG için bir gelecek düşlemelerini, Türkiye’de LGBTİ bireylerin önceliklerini kelimelere dökmelerini sağladı ve Türkiye’ye yepyeni bir enerji ile döndüler.
“Zaten zamanımız da yok, ihtiyaçların çok olduğu bir alanda çalışıyoruz.”
Sema Anne ve Metehan, Tennessee’de bir PFLAG konferansına davet edilmişlerdi. PFLAG Amerika’nın LGBTİ bireyler için en büyük ebeveyn, aile, dost ve müttefik örgütü. Sema Anne ve oğlu Boysan’ın çalışmalarını duymuşlar ve irtibata geçmişlerdi. Metehan, Türkiye ve Amerika toplumlarının aileyi merkeze koymaları konusunda ne kadar benzeştiklerini anlatıyor. Konuştukları aileler, onlara benzeyen bir aile grubunun Türkiye’de var olmasına şaşırmış ve PFLAG’in deneyimlerinin LİSTAG üzerindeki etkisini görmekten gurur duymuşlar. Her iki ülkedeki ailelerin benzer zorluklarla baş ediyor olması yalnız olmadıklarını göstermiş ve birlikte çalışma kararı almalarını sağlamış.
İki yılda bir düzenlenen PFLAG konferansında öğrendiklerini anlatırken her ikisinin de gözleri parlıyor. Katılımcılardan gelecek iki sene için vizyonlarını düşünmeleri istenmiş. İhtiyaçların çok olduğu bir alanda çalıştıklarını, kısa zaman içinde daha fazla proje üretmek, eğitim vermek ve destek gruplarını büyütmeyi amaçladıklarını söyleyen Sema Anne katıldıkları atölyelerin onlara hedeflerine ulaşabileceklerini gösterdiği için çok mutlu. Metehan, İstanbul, İzmir ve Ankara’da uyguladıkları LİSTAG modelini başka bölgesel merkezlere de taşımak istediklerini söylüyor. Karadeniz’de Samsun’a, Akdeniz’de Mersin veya Antalya’ya, Güneydoğu’da Diyarbakır veya G.Antep’e LİSTAG’ı götürmek, projenin ikinci ayağını oluşturuyor. Böylece bölgesel ağlarla LİSTAG aileleri ve uzman psikologlar Türkiye’de daha çok aileye ulaşabilecek. İki sene içinde bu grupları bir şemsiye örgüt altında birleştirmeyi amaçlıyorlar. “Yasaları değiştirmek için baskı oluşturacak ve LGBTİ hakları üzerinde çalışan örgütlere destek verecek bir lobi grubu olmak istiyoruz Ankara’da” diyor Metehan. Gelecek hayalleri, Türkiye’nin her bir yöresindeki ebeveynlerin yaratacağı manevi gücü arkalarına alarak LGBTİ bireyler için kapsayıcı politikalar üretmek.
“Gelecek Pride-Onur Yürüyüşümüzün önemini vurguladık”
Metehan ve Sema Anne Türkiye’de gelecekte nelerin yapılabileceği üzerinde düşünmenin ve planlamanın yanı sıra, Amerika’daki sivil toplum kuruluşları ve ABD yönetiminden yetkililerle buluşma ve Türkiye’de LGBTİ bireylerin ve ailelerinin durumunu anlatma fırsatı buldular. Türkiye dünyaya LGBTİ hakları ile ilgili çelişkili mesajlar veriyor. Bu sene Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Birleşmiş Milletler’de “LGBTİ bireylere yönelik özel bir düzenlemenin olmamasının, kanun önünde eşit olmadıkları, haklarının garanti altına alınmadığı anlamına gelmez” demişti. Oysa Haziran seçimlerinden önce AKP, HDP’nin eşcinsel milletvekili adayını kampanya malzemesi haline getirmişti. AKP’nin milletvekili adayları ve hükumete yakın medya LGBTİ varoluşunu bir sapkınlık, Türk aile ve toplum yapısına zararlı bir unsur olarak işlemişti. Haziran ayında ise tarihinde ilk defa 13. İstanbul Onur Yürüyüşü İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı ve polis binlerce kişiyi biber gazı ve tazyikli su ile dağıttı. Sema Anne’nin oğlu Boysan yürüyüş izni için ön saflarda çalışmıştı. ABD, İngiltere ve Avrupa ülkelerinden konsoloslarla birlikte Sema Anne ve LGBTİ bireylerle aileleri de yürüyüş için oradaydılar.
Metehan ve Sema Anne, LGBTİ hakları alanında çalışmanın getirdiği deneyim birikimi hafızası ve açık yürekleriyle Washington, DC’ye gittiler. Boysan’ın Mayıs ayında çalıştığı LGBTİ haklarında öncü olan Human Rights Campaign (İnsan Hakları Kampanyası) ve Victory Fund (Zafer Fonu) ofislerini ziyaret ettiler. Amerika’da LGBTİ haklarının kazanılmasına destek vermiş olan Human Rights First (Önce İnsan Hakları), Open Society Institute Foundation (Açık Toplum Vakfı), National Democratic Institute for International Affairs (Uluslararası İlişkiler için Ulusal Demokrasi Enstitüsü) ve Center for American Progress (Amerika Gelişim Merkezi) kuruluşları ile görüştüler. İkili ayrıca yönetim merkezi Capitol Hill (Başkent Tepesi)’nde bir insan hakları brifingine katıldı, ABD Kongresi’nin LGBTİ Eşitlik Kurulu ve Obama Yönetimi’nin yetkilileri ile tanıştı. Bu yetkililer arasında LGBTİ Bireylerin İnsan Hakları Özel Temsilcisi Randy Berry de vardı. Sema Anne bu ziyaretlerin üzerindeki etkisini özetliyor: “Boysan’ın kaybından sonraki sürecimde bu Amerika ziyareti bana çok yardımcı oldu. Mücadele alanına daha hızlı geri dönmemi sağladı. Zaten geri dönmeyi istiyordum fakat şimdi daha çok şey yapabilirim inancına sahibim.”
Metehan ve Sema Anne STK ve ABD yönetimi yetkililerinin Haziran 2016 İstanbul Onur Yürüyüşü’nü dikkatle takip etmelerini istediler. “Önümüzdeki Pride-Onur Yürüyüşü’nün ne kadar önemli olduğunu vurguladık” diyor Metehan. Onur Yürüyüşü’nün yapılabilmesi sadece Türkiye’nin LGBTİ bireyleri için değil, ayrıca global LGBTİ hareketi için de önemlidir çünkü İstanbul Onur Yürüyüşü tüm bölgedeki LGBTİ bireylerin açıkça var olabilecekleri bir gün ve bir alanın var olduğu anlamına geliyor. Ayrıca Onur Yürüyüşü Türkiye’de başka alanlardaki haklar için de bir semboldür. Yasaklanmasından önce AKP Onur Yürüyüşü’nü bir saygı ve hoşgörü örneği olarak seçim bildirgesine taşımış, “AK Parti’nin kimsenin yaşam tarzına müdahale etme gibi bir niyeti asla olmadı, asla da olmayacak” demişti. Onur Yürüyüşü’nün engellenmesi üzerine Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, ABD ve başkaları Türkiye’de toplanma ve ifade özgürlükleri ve LGBTİ bireylerin güvenliği ile ilgili kaygılarını belirten açıklamalarda bulunmuşlardı. Metehan ve Sema Anne İstanbul Onur Yürüyüşü 2016’nın gerçekleşmesinin Türkiye’nin menfaatine hizmet edeceğine inanıyorlar.
“Bundan sonra da kapalı kapıları çalmaya devam edeceğiz”
Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve LGBTİ dostu ülkeler ile görüşmeler yürütmek, Türkiye’nin de yararına olacak küresel LGBTİ hareketi için ittifaklar kurmak için çok yararlı. Fakat esas çalışma alanı Türkiye’dedir ve eşit haklar için lobi faaliyetlerini yürüten LGBTİ dernekleri arasında politikalar üretecek iletişim faaliyetlerini yürütmektir. Ailelerin bu harekete getirdiği çok önemli bir değer var: yürekten gelen bir aktivizm. Taraflar hangi siyasi veya sosyal aidiyetten olurlarsa olsunlar, bir anne veya babanın kabullenme ve sevgi ile bağrına basma deneyiminin hikayesi bir çok kapıyı açabiliyor. “Bundan sonra yine kapalı kapıları çalacağız, devam edeceğiz”, diyor Sema Anne.
Seçimlerden sonra sosyal medya ülkeden ayrılma planları yapanlar ile çalkalanırken AKP’ye oy vermemiş insanlar öfke, korku ve dışlanmışlık içindeydiler. Fakat, daha birkaç hafta önce oğlunu kaybetmiş, yumuşacık konuşan bu kadın, “umutlu olmalıyız” diyor. “Bu çalışma alanını kimse elimizden almadı” diyor Metehan ve “şu an bu annelerin yardımına muhtaç bir sürü anne var” diye ekliyor.
İçim umutla doluyor.

Zeynep Bilginsoy

Families of LGBTs in Turkey Dare to Hope

 

Families of LGBTs in Turkey Dare to Hope

imageIt was in 2013 that I sat in a dark movie theater, alone, ready to cry watching My Child, a documentary about families of LGBT individuals in Turkey. I was going through a rough breakup and an even tougher time with my mother. I cried, well, more like sobbed throughout. The parents’ stories of anguish, helplessness, acceptance, and hope were so honest and inspiring that in retrospect I feel like it helped me snap out of my wallowing. These people had created a mode of activism that transcended statistics and policy arguments. They focused on fostering connection, understanding, and empathy. And there, on the silver screen, I met Sema Yakar or Sema Mother for the first time.

Sema Mother is one of the 7 parents who told their intimate stories in My Child. Nearly two years after I saw the documentary, I finally got to meet the mothers at an International Day Against Homophobia and Transphobia event in May. I was hesitant to approach them but when I finally did, I thanked them for opening up my world and for empowering me. Seeing their courage to tell their stories along with the bug of activism that touched many during the Gezi Protests had pushed us, a group of volunteers, to start the translation project LGBTI News Turkey. Sema Mother told me that she loved our work and that she was proud of us. Then she hugged me.

A day after Turkey’s repeat November elections, I sat with Sema Mother and fellow activist Metehan Özkan to talk about their trip to the United States in October. I had seen pictures of Sema Mother standing exactly where her son Boysan had stood at Human Rights Campaign, with two balloons in their hands. We tear up constantly. Boysan- LGBT activist, advisor to Şişli Municipality mayor, son, lover, friend, inspiration- died in September in a traffic accident. I feel guilty that life continues and we talk about our plans. But here is this woman, at a painful crossroad in her life, telling me her dreams for the future of LISTAG, the Association of Families of LGBTs in Istanbul.

“LISTAG is proof that another family is possible”

Since 2008, LISTAG has been providing much needed support to parents who are seeking information and guidance on how to understand their gay or trans child. They hold monthly group meetings with psychologists reaching nearly 40 families at each session. Parents of all stripes, religious, secular, young, and old, pass through these doors. Some of these parents, a core group of 20 volunteer families, meet every Saturday to plan their activities, share experiences, and meet new parents. They host monthly potlucks with their children, creating safe, non-judgmental spaces to spend time. This special group is a product of Metehan’s doctoral thesis to create a support and solidarity group with parents and his chance meeting with Sema Mother who had used a pseudonym to publish a column in a mainstream newspaper in 2006 calling on all mothers of LGBTs to be there for their kids, to drop their prejudices, to educate themselves. My Child is an extension of that call.

This socialization is key. Parents often feel a giant wave of emotions like fear, self-blame, shame, loneliness, and confusion when they find out about their kids’ sexual orientation or gender identity. Being gay or trans in conservative Turkey is not easy, as LGBTs face hate crimes, honor killings, and rampant discrimination in all aspects of life. To know that there are other parents out there going through a similar experience and who have embraced their children is perhaps the most hopeful thing out there.

Instead of fixing or rejecting LGBT children, Sema Mother says, “LISTAG is proof that another family is possible”. This is why LISTAG parents have become every LGBTs mothers and fathers as they continue to be inspiring examples of what unconditional love looks like. But Sema Mother and Metehan are constantly thinking about how to make LISTAG sustainable, how to make sure it continues as an institution after they are gone. Their trip to the US helped them imagine a future for LISTAG, express the priorities of Turkey’s LGBT, and come back with revamped energy.

“We don’t have time; we are working on an urgent issue”

The duo was invited to a PFLAG conference in Nashville, Tennessee. PFLAG is the largest organization for parents, families, friends, and allies of LGBTs in the US. They had heard about Sema Mother and Boysan- this was reason enough to connect. Metehan explains that Turkish and American societies are similar in placing family at the core of social structure. The families they spoke to were surprised that a family group like theirs would exist in Turkey and appreciated the influence their experiences in PFLAG and elsewhere informed LISTAG. The fact that families in Turkey and the US face similar challenges meant that they are not alone and that there are ample opportunities to work together.

The pair’s eyes glitter when they talk about all they learned in the biennial PFLAG conference. Participants were asked to think about their vision for the next two years. With focused intensity, Sema Mother says the workshops at the PFLAG conference helped them see that they can realize their goals. She says, “we don’t have time; we are working on an urgent issue” and with more projects, more trainings, and a more effective process, they can expand their support group. Metehan explains that their next plan is to expand the LISTAG model, which exists in the metropolitan cities of Istanbul, Izmir, and Ankara, to more hubs in Turkey. “We aim to bring LISTAG to Samsun in the Black Sea area, Mersin or Antalya in the Mediterranean area, Diyarbakir or Gaziantep in the southeast”, he says. With the creation of regional networks, the LISTAG parents and psychologists would reach families across Turkey. They envision bringing together these groups under one umbrella in two years. “We want to be a pressure group in Ankara to change laws and to be an ally to the organizations working on LGBTI rights”, says Metehan, in his unique way of looking ahead and imagining the emotional force mothers and fathers across Turkey could have in helping create inclusionary policies for LGBTs.

“We emphasize how important the coming Pride is”

As Metehan and Sema Mother thought about their future plans in Turkey, they also had the opportunity to meet NGOs and US administration officials and explain the situation LGBTs and their families face in Turkey. The Turkish government has been sending conflicting messages on LGBT rights. This past year we witnessed Deputy Prime Minister Bulent Arinc argue at the United Nations that LGBTs are equal before the law even if there are no special regulations for LGBTs in Turkey. On the other hand, criticizing the opposition Peoples’ Democratic Party for nominating an openly gay candidate for parliament became campaign fodder for the ruling Justice and Development Party. Candidates for the party and pro-government media pushed LGBT existence as an aberration that is detrimental to the Turkish family structure and society. Finally in June, the Istanbul governorate, for the first time, banned the 13th Istanbul Pride and police used tear gas and water cannons to disperse the thousands of people gathered to celebrate LGBT and diversity. Boysan was in the front lines trying to negotiate with the police to allow the march. The parents, including Sema Mother, were also there and the consul-generals of the US, the UK, and several European nations joined them.

With their memory collection accumulated over the years working on LGBT rights and their hearts open, Metehan and Sema Mother went to Washington, DC. In a pilgrimage of sorts, they went to leading LGBT institutions Human Rights Campaign and the Victory Fund where Boysan had worked in May. They met with Human Rights First, Open Society Institute Foundation, National Democratic Institute for International Affairs, and the Center for American Progress- all prominent institutions that have helped push forward LGBT rights in the US. The duo also went to Capitol Hill to observe a human rights briefing, met with the Congressional LGBT Equality Caucus and with members of the Obama Administration, including Special Envoy for the Human Rights of LGBTI Individuals Randy Berry. “This visit to the US really helped me after Boysan’s death. It allowed me to return to the rights struggle more quickly. I wanted to anyway but now I feel that I can do much more”, says Sema Mother.

Metehan and Sema Mother asked their NGO and US administration contacts to pay special attention and monitor Pride in June 2016. “We emphasize how important the coming Pride is”, says Metehan. They feel it is absolutely crucial that Pride takes place not only for Turkey’s LGBT community but also for the global LGBT movement- Istanbul Pride provides a space for LGBT from across the region to openly exist for one day. But Pride’s importance reaches beyond the LGBT community and exists as a symbol of rights in Turkey. Before it was banned and blocked this summer, the Justice and Development Party had used Pride as an example of the party and its supporters’ respect and tolerance in an election brochure stating that “the AK Party has never had and will never have the intention to interfere with anyone’s life style”. Soon after Pride was blocked, the United Nations, Council of Europe, the US and others issued concerned statements about the state of freedom of assembly and expression in Turkey and safety of LGBT individuals. Metehan and Sema Mother believe that it is in Turkey’s interest to allow Pride.

“We will knock on closed doors, we will continue working”

Conversations with international NGOs as well as countries with pro-LGBT agendas are useful to formulate thoughts to build alliances for the global LGBT movement with an eye on results for Turkey. But the actual work is in Turkey where LGBT associations lobby for equal rights and the need to have this conversation at a policy level. What the parents bring to the table is activism straight from the heart and no matter which part of the political or social spectrum one is, the experience of a mother or a father on acceptance and love can open many doors. “We will knock on closed doors, we will continue working”, Sema Mother says.

After the elections, social media was awash with comments about people wanting to leave Turkey; many who did not vote for the ruling party felt anger, fear, and exclusion. But this soft-spoken woman who just lost her son says, “we need to be hopeful”. There is so much more to be done and “no one took away this field, where we continue to work, away from us”, says Metehan, adding, “there are so many mothers that these mothers need to help”.

This gives me hope.

Source:

Families of LGBTs in Turkey Dare to Hope

Zeynep Bilginsoy is a freelance journalist based in Istanbul. She’s also the founder and project manager of LGBTI News Turkey, an English translation resource on LGBTI issues in Turkey.

LİSTAG UKRAYNA ‘DA ULUSLARARASI LGBT AILELERI KONFERANSINDAYDI: ANLAYIŞ, KABUL VE DESTEK

LİSTAG Mayıs 2015’te Ukrayna’da, LGBT Aileleri Konferansı’na katıldı. 10 ülkeden temsilcilerin katıldığı konferans Ukrayna’da (Kiev) ilk kez düzenlendi.

International Conference of LGBT’s parents in Ukraine: understanding, acceptance and support

Last week the conference of parents, relatives and friends who support LGBT- people in their struggle for equal rights and tolerance towards sexual minorities was held in Kiev. It was the first conference in Ukraine like this visited by representatives from more than 10 countries. At this important event in the heart of the capital was no place for geopolitical conflicts: guests from Russia, USA and Germany spoke the same language of understanding, support and acceptance.

 Photo: Vadym Manuchin For AUCO “Fulcrum”

The head of parents’ initiative TERGO Elena Globa in her welcoming speech to the participants and guests of the conference recalled the words of American theologian David Switzer who wrote 40 years ago about homosexual people, “Deep within themselves they have realized that being loved, accepted, and supported by members of their own families, especially their parents, is central to their coming to terms with themselves, breaking down the walls of isolation…”

“One person hasn’t enough authority to change this unfair but still taken for granted by the majority status quo”, said Elena, openly-gay’s mother.

Deputy Executive Director of the American organization PFLAG (“Parents, families and friends of lesbians and gays”) Elizabeth Kohm said that she is a mother of little children and does not know what their orientation will be in the future. And that is why she supports LGBT.

“We realize that understanding, acceptance and support is a goal which should be strived for.” – said the representative of PFLAG that embraces more than 200 thousand members.

One of the first speakers to address the conference participants was T. Khimchenko, the representative of the office of the German International Cooperation GIZ which supported Parents’ Initiative TERGO since its foundation. In her speech, she remembered Martin Kade, who headed the program on HIV / AIDS GIZ and was one of the initiators of the parent movement for LGBT rights in Ukraine: “In 2011, when we started our work on the creation of an information program on HIV/AIDS Ukraine, we could not even predict how interesting, successful and versatile would be our project. We are very proud that GIZ and the program on HIV / AIDS prevention supported the creation of the association of parents, relatives and friends of LGBT people.”

Sven Stabrot (TERGO) and Elena Musolina (parens’t club of LGBT organization “Vukhod”)

The first international conference in Kyiv was attended by parents and visitors from Russia who continue to defend the equality right in difficult conditions. One of them was Elena Musolina an activist of the parens’t club of LGBT organization “Vukhod” in St. Petersburg.

“I would call the law banning propaganda of non-traditional relationships “law of silence “. Unfortunately, homophobes have full freedom of expression and the support of the church and state. We do not give the right to say something to protect our children. The only form of our participation in this struggle is our Parents’ Club, ” told Musolina about the situation where Russian LGBT work and live.

During the first panel discussion German Angelika Ribak working in the clinic “Charite”, which treated many famous politicians and Ms.Tymoshenko, delivered the lecture “Sexual orientation: options’ multivariation beyond pathology,” in which she drew attention to why it is a mistake to consider homosexuality as a deviation from scientific point of view. She started it with the words of the famous psychoanalyst Sigmund Freud, who said that psychoanalytic researches strongly object the attempts to separate homosexuals in a separate group of people. Ms. Ribak recalled the most important dates in depathologization of homosexuality (1973 – the American Psychiatric Association excludes “homosexuality” from the list of disorders, and in 1991 – the WHO did) and revealed important issues often concealed by those who denounces sexual minorities.

This information was confirmed by the Ukrainian psychologist-practitioner working in the Kyiv center of family planning, human reproduction and sexology Alexander Dimitrenko. He drew attention to practical issues of consulting representatives of LGBT and their socialization in a homophobic society.

The Austrian psychologist and psychotherapist Martin Ploderl spoke about why LGBT people often have a suicidal mood and how the support of parents, relatives, friends and colleagues helps to solve this problem in his lecture.

Ulrike Lunachek – head of delegation of the Austrian Greens in the EU Parliament, , vice-president and foreign affairs spokesperson of the Greens/EFA, co-president of the Intergroup on LGBT Rights.

The Austrian politician, vice president of one of the factions of the European Parliament Ulrike Lunachek came to make a greeting speech at the conference.

“If it was just an ordinary LGBT conference, I’m not sure that I would take the flight this morning. But when it comes to support parents, families, brothers, sisters, I believe it is very important “, said Lunachek to the attendees. Lunachek very well noticed that passing laws does not necessarily result in change of people’s minds: “I am a politian, I write many laws, but if our laws do not affect people’s hearts, in our case, the souls of heterosexual people, then we can not change society.

Nina Verbytska (psychologist), Marina Didenko (TERHO), Bogdan Zinchenko (gay father)

The forced migrant from the Crimea Bohdan Zinchenko told the participants how to live in a pair with another man who has a biological son.

Ella Lamakh dealing with gender politics for 12 years, human rights and the prevention of violence made an interesting report devoted to gender equality, violence against LGBT- people and their place in the state social policy.

The Programme Manager of AUCO Fulcrum Dmitry Pichahchi presented the project on the Corporate Equality Index which is currently being implemented in Ukraine.

The clergy were among the guests at the conference. The orthodox priest from the United States Jim Mulkehy, who is currently on a mission in Ukraine, shared with the audience his philosophical vision of LGBT issues: “The world changes by the principle: one person at a time. You meet a man, you speak with him change his views. This man leaves and shares these changes with his loved ones changing them. In gloomy hard for LGBT times, mothers’ task is to remain moms who love, understand and support. ”

 Björn van Roozendaal – Programmes Director ILGA-Europe

The outcome of the conference was the signing the resolution aimed at the representatives of state authorities to draw their attention to the blatant LGBT rights situation in Ukraine. Currently in Ukraine there are no legal mechanisms to protect the rights of people faced discrimination on grounds SOGI in all spheres of life. Perhaps the only document that can serve LGBT in employment is the recommendation that almost a year ago the High Specialized Court of Ukraine for civil criminal cases sent to the heads of courts of appeals of regions and the Crimea, according to which it insists that “in disputes arising in the area of labor relations, the courts should take into account that the list of grounds on which shall be no privileges or restrictions in implementation of labor rights is incomplete “and includes” sexual orientation.”

But can the courts consider this sign seriously if LGBT-stigma is a common practice for a postmaidan Ukraine? In the case of the arson of “Zhovten”, the hooligans’ lawyers are trying to justify the guys on the bases of their homophobia. Mayor Klichko confuses a human rights march with “entertaining gay parade”, the so-called political elite raises LGBT issues only in an entertaining and provocative context, and outing of well-known journalists and politicians results from keeping belonging to the LGBT community in secret rather than a voluntary confession.In light of these gloomy trends, an international conference of parents who are not afraid of openly supporting their LGBT-children is a significant step forward. And even if that change does not occur today, the basis for them exists and all those who initiate this change trust in free and equil future for all rather than dogmas and stereotypes.

BENİM ÇOCUĞUM BELGESELİ’NE EDİRNE’DE YOĞUN İLGİ

22 Şubat 2015 tarihli Kaos GL Haberi
Edirne’de “Benim Çocuğum” filmi seyirciyle buluştu, izleyiciler salona sığmadı.
LGBTİ çocukları olan ailelerin hikayelerini anlatan “Benim Çocuğum” filmi Edirne’de seyirciyle buluştu. Edirne LGBTİ Çalışma Grubu ve Tıp Öğrencileri Kolu’nun (TÖK) ev sahipliğinde yapılan etkinliğe ilgi büyüktü.
DİSK toplantı salonunda gerçekleştirilen etkinlikte katılımcılar salona sığmakta zorlandı. Birçok kişi filmi ayakta izlemek zorunda kaldı.
Film gösterimin ardından LGBT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) üyelerinin de katılımıyla söyleşi düzenlendi. LİSTAG aktivistleri Pınar Özer ve Sema Yakar deneyimlerini anlattı. Edirne LGBTİ Çalışma Grubu’ndan Hasan Atik’in moderasyonunu üstlendiği etkinlikte LİSTAG’ın kurulma süreci konuşuldu.

“TÜRKİYE’DE AİLELER ÇOCUKLARINI MALLARI GİBİ GÖRÜYOR”

Kaos GL’de LİSTAG aileleri ile röportaj:

Perşembe, 19 Şubat 2015
Haber: Yıldız Tar
Çocukları eşcinsel olan anne ve babalarla Türkiye’deki aile algısını, alternatif aile deneyimlerini ve çocuklarının kendilerine açılmasıyla başlayan serüvenlerini konuştuk.
Bir yanıyla sıcak yuva, öte yanıyla istisnasız herkesin başının belası: Aile. Üzerine az konuşulan, sır içinde sırların dünyası aileyi; bu sırları yırtıp atan iki anne ve iki babayla konuştuk.
Bir yanda; oğlunun eşcinsel olduğunu yıllar önce öğrenen ve böylece belki de hayatlarının serüvenine yelken açanŞule ve Ömer; öte yanda ise bu gerçekle çok yeni yüzleşen Buzul ve Kaya.Sığınak denen ailenin değişmesi, kan bağından öteye geçen dostluklar, oğlunun eşcinsel olduğunu ilk öğrendiğinde evdeki perdeleri kapatan bir anne, “En çok kimi düşündüm bilmiyorum” diyen bir baba, LGBT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) ile inşa edilen yeni dostluk ve aile bağları…

“Başka türlü bir aile mümkün”, diyenlerin çocuklarının cinsel yönelimiyle karşılaşmaları kadar; kendilerini sorgulama, aileyi yeniden inşa etme, özgürleşme yolunda adım atma hikayeleri…
Aile ne demek? Aile diyince aklınıza ne geliyor?

Buzul: İlk önce çekirdek ailem geliyor. Benim için vazgeçemediğim insanlardan oluşan; kendi istek ve hayallerimi de gerçekleştirmek istediğim. Daha özgür ve özerk bir ortam geliyor aklıma. Daha neşeli ve keyifli bir alan yaratmaktan bahsediyorum.

Kaya: Aileyi ben oğlumun bize eşcinsel olduğunu söylemesinden öncesi ve sonrası diye tanımlayabilirim. Öncesinde benim için orası bir sığınak ve kaleydi. Sadece kan bağıyla oluşan bir şey olarak görüyordum aileyi. Sonrasında ise ailenin kan bağıyla oluşmadığını fark ettim. Kafamdaki aile tanımı da değişiyor. Mutlaka kan bağıyla oluşması gerekmediğini fark ediyorum.

Oğlunuz size açıldığında ne hissettiniz? Sığınak ve kale dediğiniz aileye ne oldu?

Kaya: İlk duyduğumda ne hissettiğimi açıkçası çok bilmiyorum. Sanki büyük bir patlama oldu da; o şoktan ne yapacağımı bilemez haldeydim. En çok onu mu düşündüm yoksa kendimi ve eşimi mi düşündüm onu da bilmiyorum. Oğlumuz yurtdışında ve cinsel yöneliminin mektupla bize bildirdi. İlk okuduğumda eşim Buzul’a, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hayatımız artık başka bir faza geçti” dedim. Bundan sonra ne yapmamız gerektiğini konuştuk. Oğlumuz bize mektupta LİSTAG ve Lambdaistanbul ile ilgili bilgiler vermişti. Eşim hemen telefona sarıldı. Benim ilk anda temel duygum ise çaresizlikti.

“İlk refleksim evdeki bütün perdeleri kapatmak oldu”

Buzul, LİSTAG’ı ilk arayan sendin. Telefonu açtın ve karşına birisi çıktı. Nasıl hissettin o ilk konuşmada?

Buzul: Ben çok şanslıyım ki ilk konuşmada çok sakin bir insan açtı telefonu. Duygusal açıdan bana benzeyen birisi vardı telefonda. Konuyu normal bir şekilde, sakin bir ses tonuyla anlatıyordu. Güven verdi bana. O gün hemen yüz yüze görüşmek istedim. Görmeliydim, yüz yüze göz göze olmalıydık. Oğlum bana ilk söylediğinde, öyle olduğunu zannettiğini düşünüyordum. Kafa karışıklığı gibi yorumladım.

O gün benim için çok zor bir gündü. Mektubu da ilk ben açtım. Telefonla da ben konuştum. Hatta oğlumla bir detayı da geçen gün konuştuk. Mektup mavi, süslü bir ambalajın içinde gelmişti. Ben de oğlumun yurtdışından doğum günüm için yazdığı bir kart olduğunu düşündüm ilk etapta. İlişkimizi de bir süredir rölantide tutuyordu zaten ve doğum günüm için yolladığını düşündüm. İlk okuduğumda evde yapayalnızdım. İlk tepkim tül perdeleri kapatmak oldu. Korkunç bir ağlama krizine girdim. Ondan sonra eşimin nasıl karşılayacağını çok kestiremedim. Onu düşünmeye başladım.

Eşimi telefonla aradım. Ne olduğunu çok ısrar edince; ben de telefonda söylemek durumunda kaldım. Sonrasında eşim eve gelip, kapıdan ağlayarak girince bende müthiş bir ayma oldu. Bir anda ondaki reaksiyonu görünce silkelendim, toparlandım. Eşimden de korktum. Tansiyonu ve kalbi var. Çok tuhaf bir ruh haliydi. Önce oğlanı düşündüm. Sonra kendimi. En son eşimi görünce, “Kendini hemen toparla, çocuğa da adama da lazımsın” diyerek toparlandım.

“Bugüne kadar nasıl kandırıldığımızı öğrendim”

Ömer ve Şule, bu süreçlerinizi siz birçok yerde anlattınız. O yüzden size, hayatınızda neyin değiştiğini sormak istiyorum. Oğlun eşcinsel olduğunu söyledikten sonra senin hayatında ne değişti Şule? Şule eski Şule olarak kaldı mı?

Şule: Şu anda çok farklı bir yerdeyim. En önemlisi de oğlumla ilişkim çok farklı bir boyuta taşındı. Her zaman çok iyiydik ama aramızda sırlar vardı. O bana açılamıyordu. Ben onunla ilgili bir şeyler biliyordum ama bilmemezlikten geliyordum. Kendimle yüzleşmiyordum. Sonrasında özgürleştim. LİSTAG’tan sonra, her yeni kişiyle konuşmamda üstümdeki yüklerin kalktığını gördüm.

Oğlum ve benle ilgili süreç dışında da hayatım çok değişti. Etrafıma daha dikkatli bakar oldum. İtilen, ötelenen, ayrımcılığa uğrayan ne kadar çok insan olduğunu gördüm. O güne kadarki korunaklı hayatımda onlara hiç yer yoktu. Varlıklarından bile şüpheliydim. Birileri bir yerlerde yaşıyordu ama nasıl yaşadıklarından habersizdim. Farklı insanların farklı görüşlerini öğrendim. Bizim bugüne kadar nasıl kandırılmış olduğumuzu gördüm. Özellikle Gezi direnişi ile birlikte medyanın ne kadar yalancı olduğunu gördüm. Benim parkta yaşadıklarımın nasıl çarpıtıldığına şahit oldum. O günden sonra artık televizyon izlememeye karar verdim. Önceden saf bir tarafım vardı inanıyordum. Koskoca televizyon yalan söyleyecek değildi ya?

Sen ne düşünüyorsun bu konuda Ömer?

Ömer: Öner bana açıldıktan sonra benle konuşmayı istedi ama ben hep kaçtım. O da ortalığa Kaos GL dergisi ve çeşitli makaleler bırakmaya başladı. Ben bunları okuduktan sonra oğlumla konuşmaya başladım. CETAD’a ilk gittiğimizde, “Ben kabullendim” diyordum ama röportaj veriyoruz, isimlerimiz değişik; fotoğraf vermekten çekiniyoruz. 2010 Kasım’ında fotoğraflı bir röportaj verdiğimizde anladım ki ben kabullenmemiş, sadece öğrenmişim. O günden sonra kabullenme sürecim başladı esas.

Her bireyin kendi hayatı kendisini ilgilendirir. Ben çocukluktan beri babama, okula, patronlarıma karşı geldim. Asi biriydim. Oğlumun bana açılmasını ve cinsel yönelimini de böyle değerlendirdim. Ben öğrendikçe, insanlara dokunmaya, onlarla temas kurmaya başladım. Dokunmak bana keyif vermeye başladı. Bir kişiye dahi yardımcı olmak muazzam bir keyif.

Bütün bu LİSTAG süreci ve yıllardır yaptığınız aktivizmle birlikte “aile” kavramı kafanızda değişti mi? Aile denildiğinde Ömer ve Şule’nin aklına ne geliyor? Kimler canlanıyor zihninizde?

Ömer: Benim için çok şey değişmedi ama düşüncelerimde değişiklikler oldu. Başka ailelere baktıkça, aile kavramını sorguladıkça Türkiye’de aile denen kurumunun çok büyük bir sorun olduğunu düşünmeye başladım. Daha geniş düşünmeye başladım. Türkiye’de aileler çocuklarını kendi malları gibi görüyor. Benim kişisel olarak çok da yaşamadığım bir durum ama aileler, “Onların iyiliği için yoksa yanlış yaparlar” diyerek karışıyor. Yahu senin yanlış yapmayacağını kim biliyor? Herkesin özgür birer birey olması ve kendi kararlarını vermeleri gerekiyor. Çocuğum bana sorarsa düşüncelerimi söylerim ama benim dediklerimi yapmak zorunda değil. Başka bir aile mümkün ancak bugünkü aile yapısı sağlıklı değil. Hem çocuklara hem aileye zararlı. Aile dediğin çıkar ilişkisine dayalı olmamalı. Çocuklara kişiliğini özgürce yaratabileceği ortam yaratmaktan öte bir şey yapmamalı anne babalar. Aile denen şey kan bağıyla filan da alakalı değil bence. Ben mesela bugün Öner’den, oğlumdan fazla LİSTAG ile görüşüyorum.

Eskiden sadece çocukların özgür olması gerektiğini düşünürdüm ama kadınlara yönelik şiddet ve baskıyı gördükçe buna kadınları da ekliyorum. Erkekler de yine özgürleşmeli. Aile denen kurumda erkeğe de çok fazla yük bindiriliyor. “Erkekler ağlamaz” deniyor mesela… Güçlü erkekler bekleniyor. Ne alakası var? Erkekler de duygusaldır, ağlar. Topyekun bütün bireyler özgürleşmeli.

Şule: Ben bildiğimiz anlamıyla, anne, baba ve çocuktan oluşan ailenin de önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Pek çok çocukla konuştuk ve aileye açılmak meselesinin çok önemli olduğunu gördüm. Birçok LGBTİ çocuk aileleri tarafından kabul görmek istiyor. “Başka bir aile mümkün” diyorlar bir yandan ama öte yandan aileye açılmak ve saygı görmek de istiyorlar.

“Ben de çocuğum gibi kendi aileme açılmak istiyorum”

Buzul, sen ne düşünüyorsun? Başka bir aile mümkün mü? Başka bir aile denen nasıl bir şey sence?

Buzul: Bu fikirler bende sürekli uçuşuyor. Henüz çok net bir şey söyleyemiyorum. Ama esas olan mutlu ve huzurlu bir yaşam. Mesela aile toplantılarına kardeşi ya da annesiyle gelen LGBTİ ebeveynlerine özendim. Bir tarafım, açılıp da kabul görmeyen çocuklar gibi kabul görmeyi bekliyor. Kendi anne ve babamın, çocuğumun cinsel yönelimini nasıl karşılayacaklarını merak ediyorum.

Çocuğun sana açıldı ve sen de şimdi eşcinsel bir çocuğun annesi olarak kendi ailene açılmak istiyorsun…

Buzul: Niye böyle bir şey istediğimi de soruyorum kendime. Eğer ki eşcinsel olmak cinsellikle ilgili bir şeyse; insanlar cinselliğini konuşmuyorsa niye eşcinselsen açıklamak durumunda kalasın? Aynı şekilde ben niye çocuğumun cinselliğini açıklamak zorunda kalayım? Ama ben eğer başıma bir şey gelirse, akrabalarıma da öğreteyim bir şeyler ki çocuklarımı hırpalamasınlar diye düşünüyorum. Yalancı oldum bu süreçte. Eğitimciyim ve okula “Benim Çocuğum” filmi geldi diye kendi düşüncelerimi anlatıyorum. Yavaş yavaş açılıyor gibiyiz. Bir yandan da neden hesap verir gibi yapıyorum diye de sorguluyorum. Sanırım eşcinsel çocukların yaşadıklarının çok benzerini yaşıyorum.

LİSTAG sayesinde gençlerle temas ettikten sonra başka başka aile tipleri ile karşılaştım. Gelen gençler sayesinde farklı aile şekillerini fark ediyorum. Köpeğinle de aile olabilirsin. Benim kafamda kendi anne babam yok oldu. Anne babam yine değerli ve kıymetli ama geçen Anneler Günü’nde bütün LİSTAG annelerini aradım. Oğluma ve onun arkadaşlarına bakıyorum, onların dünyaya bakışları beni de çok ileriye götürdü.

Babaya soralım bir de, oğlunun eşcinsel olduğunu elalem duysa ne der?

Kaya: Duygunun çok geride; rasyonelliğin çok önde olduğu bir insanım. Son zamanlarda aile ile ilgili bir hesaplaşma geçiyor aklımdan. Kendi anne, babam, akrabalarım nasıl bir refleks geliştirecek merak ediyorum. Bu yüzleşmeyi için için istiyorum. Bu şekilde ben de çevremi temizleyeceğim. Çocuğumu kabullenmeyen insanlardan sıyrılacağım. Bir gün oğlumuzla konuşup, “Herkes eteğindeki taşları döksün” misali açıklamak istiyorum. Pek çok kişiyi ikiyüzlü buluyorum.
*Bu söyleşi ilk olarak Kaos GL dergisinin “Aile” dosya konulu 139. sayısında yayınlanmıştır.

LİSTAG Dernekleşiyor ve Bir Oda Arıyor!

10710726_10152747232341970_3490641297597299934_n

2008 yılında çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan birkaç ebeveynle İstanbul’da yola çıkan, sonra da “Benim Çocuğum” filmi ile Türkiye’ye yayılan LİSTAG (LGBTİ AiIeleri ve Yakınları Grubu) dernekleşmek için bir yer arıyor!

2008 yılında çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan birkaç anne ve babanın “Lambdaİstanbul Aile Grubu” adıyla Lambdaİstanbul çatısı altında bir araya gelerek oluşturduğu LİSTAG, daha sonra bağımsız bir şekilde örgütlenerek “LGBTT Aileleri İstanbul Grubu” adını aldı.

Yıllar içerisinde, LİSTAG’ın İstanbul dışındaki ailelere ulaşma çabaları öncelikle Ankara ve İzmir’de benzer bir modelle örgütlenen ailelerin ortaya çıkmasına, daha sonra “Benim Çocuğum” filmi ile Türkiye’nin geneline yayılmasını sağladı; 3-5 anne babayla başladığımız yolculuğumuz kartopu gibi yuvarlanarak büyüdü, bizi başka şehirlere ve sonra da tüm ülkeye ulaştırdı.

Şimdiye kadar yaptıklarımızı bir sivil toplum oluşumu veya inisiyatifi olarak gerçekleştiriyorduk ama artık ‘kabımıza sığmıyoruz” ve Türkiye’de LGBTİ hareketinin ittifak güçlerinden biri olarak “LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu” adıyla dernekleşmeyi kaçınılmaz olarak görüyoruz.

Çalışmalarımızı bir dernek çatısı altında sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmek için kendimize bir mekan arıyoruz: çok fazla bir şey istemiyoruz; dernek adresi olarak gösterebileceğimiz bir oda ve merkezi bir yerde olması yeterli.

Maddi gücümüz çok kısıtlı ama zaten LİSTAG’a başından beri destek olan ve “Benim Çocuğum” belgeselini çekerken de bizi yalnız bırakmayan dostlarımızın önerilerini ve desteklerini bekliyoruz.

İletişim için:

contactlistag@gmail.com

LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu

http://www.listag.org

http://www.benimcocugumbelgeseli.com

AİLELERİN HİKAYELERİ

LİSTAG aileleri anlatıyor.

Aynur,

Ömer Ceylan,

Günseli Dum,

H.D.,

Pınar Özer,

Feride Ünal,

Sema Yakar

ve

Züleyha’nın

yazılarına linklerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Hayat ‘Düş’medİ!

Düşüncemde düşleyip, “Hayat Bir Düş Olsa” demişim birazdan okuyacağınız yazımın başlığına.

Yazdıklarımın üzerinden 7 koca yıl geçmiş. Sanırım o dönemde oğlumla ikimiz adına pek çok şeyi çözümlemiş olmamıza rağmen babaya ve yakın aile çevremize ve en çok da ‘elalem’e karşı nasıl davranacağımı bil(e)mediğimden olsa gerek, böyle bir başlık seçmişim.

Oysa bugün baktığımda şu geçen 7 yılda eşcinsellik üzerine deneyimlediğim ve öğrendiğim her şey, tanıştığım herkes, paylaşımlarımız, kısmen de olsa bir anne olarak aktivist olmaya çalıştığım zamanlardaki hissettiğim özgürleşen ruhum, güzel duygularım bana o kadar çok şey katmış ki bir zamanlar düş olarak dilediğim gerçekliğim hayatımın anlamını pekiştirmiş. Ve daha da pekiştirmekte…

Üstelik bugün hala kendi içimizde çok yol aldığımız halde, aile çevremizde herkese tam açılamamışken ve hala eşim kendince haklı olduğu sebeplerle oğlunun gizli ve dikkatli olması gerektiği konusunda ısrarcı olmasına rağmen, ben de kendi adıma eşimin duygularına özen göstererek ama kendi duygularımı da daha fazla bastıramayacağımdan, bir orta yol bulup yarı görünür olmayı seçtim diyebilirim.

Sonuç olarak kendi yolculuğumda fırsat buldukça katılmaya özen gösterdiğim aylık CETAD toplantılarında yaşadığımız paylaşımlarla, LİSTAG toplantılarının ve aktivitelerinin bana kattıklarıyla kendimi gerçekten çok iyi hissediyorum.

Özellikle de “Benim Çocuğum” filminden sonra yürütülen programın ve yapılan tüm film gösterimlerinin ve sonrasındaki söyleşilerin ne kadar çok insanın hayatına dokunduğuna ve bir o kadar da önyargıları dönüştürdüğüne tanık oldukça gerçekten çok etkili olduğunu düşündüğüm, oldukça önemli ve anlamlı bulduğum böyle bir oluşumun içinde olabildiğim her an benim için fazlasıyla kıymetli.

Ve hislerim, bana çok daha güzel günlere doğru inanarak, çoğalarak yol aldığımızı söylüyor.
Evet, artık biliyorum, dünya yerinden oynayacak!..

Bu arada, aşağıdaki yazım Kaos GL’de yayımlandığında kendi adımı bile kullanamamıştım. Bugünse yarı görünür halimle sadece adımı yazabiliyorum.

Sevgimle,
Aynur

hayatbirdusolsaresim: aynur, 2008

hayat bir düş olsa

bir dünya düşlesem düşüncemde. sonra resimlesem düşümü. önce güneşinden başlasam. güneşi sevgi olsa dünyamın. sevginin rengi turuncu. en sıcak haliyle resmin en orta yerinde. sonra boyasam, renklere boğsam tuvalimi. ruhu saran tüm sıcaklığı ile sevgiyi hissederek. düşünmem ki rengin erkeğini, dişisini. sevdiğimi seçerim, en çok sevdiğimi. bana coşkuyu, duyguyu en yoğun hissettireni. formlar şekillenir hissettikçe sevgiyi. ille de figür olsun isterim resmimde. kadın olur, erkek olur, ama önce insan olur. cinsiyeti yoktur ki aşkın, sevginin, rengin. boya tüpleri patlar. coşkuyla resim olur. bir bakarsın aşk olur.

benim penceremden
bir şeyler yazmak istedim, uzun zamandır isteyip de yazamadığım. belki kısa bir hikaye; hayata, anlamlara dair. en çok da anneliğime.
20 yaşındaydım anne olduğumda ben. başlangıçta kendimi hiç hazır hissetmesem de, oğlumla birlikte büyüyüp yol aldıkça daha iyi anladım onun benim için ne kadar vazgeçilmez ve değerli olduğunu.
bugün artık kırklı yaşlarımın başındayım. ve anneliğimin belki de en anlamlı yıllarını yaşadığımı düşünüyorum.
zaman nasıl da geçiyor baksanıza.
en büyük annelik hayalimdi, oğlumla sağlam bir ilişki kurabilmek.
her şeyin ötesinde, sırdaşı olduk birbirimizin.
evet, maalesef uzun yıllar fark edemediğim eşcinsellik gerçeği ile çocuk yaşta tek başına mücadele etmeye başlamıştı benim oğlum. ama küçücük omuzlarına yüklediği ve hepimizden yıllarca büyük bir ustalıkla gizlediği çocukluk sırrına rağmen her zaman öylesine sevgi dolu ve neşeli, çalışkan ve başarılıydı ki, her şey yolunda sanıyorduk. o yüzden giderek bizden uzaklaştığını ve içine kapandığını fark ettiğimde hem bir anlam verememiş, hem de uzun bir süre ne yapacağımı bilememiştim.
bundan 4 yıl kadar önce, liseyi bitirmek üzere olduğu zamanlardı. ona ulaşmak gittikçe güçleşiyordu. bir şeyler artık yolunda gitmiyordu.
belki o ana kadar zaman zaman kendini hissettiren acabalarla yaşanan uzun bir süreç vardı ama, nedense adını bir türlü koyamamıştım.
ve işte, ne kadar zor olsa da artık bazı şeyleri kelimelere dökmenin zamanı gelmişti.
bir gün bile birinden hoşlandığını dile getirmemişti, üstelik ne zaman bu konuyla ilgili bir şeyler sorsak hep tepki ile karşılık veriyordu. geç ergenlik durumu olabilirdi, ya da içinden çıkamadığı bir aşık olma hali. bir şekilde öğrenmem gerekiyordu. sorduklarıma verdiği aşırı tepkilerin yanında söylediği bazı şeyler ister istemez yıllar önce okuduğum bir yazıdan aklımda kalan eşcinselliği düşündürmeye başlamıştı.
ama konuya nasıl gireceğimi bilmiyordum. belki de annesi olduğum için benimle rahat konuşamıyor olabilir diye düşündüğümde, ilk aklıma gelen, onun da çok sevdiği yakın bir arkadaşım oldu. nitekim, üstü kapalı da olsa, yaptıkları konuşmadan birtakım ipuçları yakalamıştık. arkadaşımı dinlerken eşimi düşündüm bir yandan. işi gereği o dönemde hep uzaklardaydı. böyle bir konu telefonda da konuşulmazdı ki. tek başına kalmıştım. bildiğim tek şey, çok dikkatli hareket etmem gerektiği idi.
başlangıçta sükunetle karşıladığım duyduklarım, giderek kulaklarımda uğultu, beynimde sürekli akan düşünceler ve boğazımda bir düğüm haline geldi sanki.
adeta kilitlenmiştim.
aslında yaşadığım stresin gerçek sebebinin oğlumun eşcinselliğini öğrenmekten öte ona nasıl yardım edeceğimi bilmemekten kaynaklandığını fark ettim.
yıllarca içinde yaşadığı çelişkileri, kimlik bunalımlarını hiçbir şekilde bize yansıtmamıştı. ve ben, yaşadığı şey hakkında en ufak bir fikre sahip değildim.
bir insanın eşcinsel olmasına sebep olan şeyler nelerdi? acaba çocukluktan beri yaşadığı şeyler mi etkilemişti onu? değişebilir miydi? belki öyle olduğunu sanıyordu. gibi gibi bir sürü şey geçiyordu aklımdan.
bugün artık, öğrendiklerimle, sizleri sinirlendirdiğini bildiğim bu soruların hepsi benim de ilk aklıma gelenlerdi. bir şekilde anlamaya çalışıyordum.
çocukların küçük yaşlardan itibaren böylesi sorunlarla sıkışıp kalabileceklerinin, böylesi duygu çıkmazları yaşayabileceklerinin hiç farkında değilmişim.
maalesef pek çok anne-babanın da farkında olduğunu sanmıyorum. ne yazık ki o duyarlılıkla ya da o bilgi donanımıyla yetiştirilmedik hiçbirimiz.
insan yaşamadığı bir duyguyu da bilemiyor haliyle. hele bir de hiç ipucu yoksa.
kaçırdığım şeylerin farkına vardıkça kendimi nasıl da kötü hissettiğimi anlatamam.
meğer sürekli yanlış olduğuna inandığı duygularını bastırmaya çalışarak yaşamış çocukluğunu benim oğlum. hissettiklerinin sebebini bir türlü anlayamadan. her yıl okula başlarken karşı cinsten bir sevgili bulacağım diye söz vermiş kendine.
yıllar böyle geçmiş, hiçbir şey değişmeden.
baş edemediği duyguları, en sonunda patlama noktasına gelmişti ve biz artık yüz yüzeydik.
‘tanrı beni neden böyle yarattı sanki’ diye başlayıp bitiremediği cümlesi ve gözyaşları karşısında kendimi ne kadar da çaresiz hissetmiştim. ölmek istiyordu.
o an’a kadar yaşadığımız her şey nasıl da sıradanlaşmıştı.
yıllarca oğlumun yaşadığı çıkmazlarını fark edememiş, onun yanında olamamıştım.
hep özlediğim şeydir onun o çocuk anları.
belki de çok genç anne olduğum için farkına varamadığım, kaçırdığım annelik anlarıma geri dönebilseydim keşke, derim bazen. keşke her şeyi bilerek yeniden başlayabilseydik, derim.
ama böyle bir şey imkansız olduğuna göre, önemli olan şimdi’yi gerçek anlamda paylaşarak yaşamak. çok zor bir süreçti benim için ama artık üstesinden geldik. en azından ikimiz adına, anne-oğul anlamındaki paylaşımlarımız adına.
artık biliyoruz ki, eşcinsellik oğlumun gerçeği, annesi olmak benim gerçeğim.

bilgilenme süreci
çok korkularım vardı oğlumun yaşayacakları anlamında. bu gerçekle yüzleştiğimiz dönemde çok mutsuzdu. inanılmaz içki içiyordu, kendini unutmak istercesine. ve ben hiçbir şey yapamıyordum.
aklımdan neler geçiyordu, tanrım.
başına her şey gelebilirdi.
eşcinsellerin maruz kaldığı saldırılar, tecavüzler, cinsel yolla geçen hastalıklar. düşünmeden edemiyordum.
tüm bunlar hakkında onu doğru şekilde bilgilendirebilmek adına, baskıcı olmadan bir şeylerin kontrol altına alınması gerekiyordu.
oğlumun eşcinsel olduğunu öğrendiğim ilk andan itibaren tüm çabalarım onu anlamaya çalışmak ve mümkün olduğunca, destek olabilmek yönünde oldu. elimden geldiğince bilinçli hareket etmeye çalıştım. öncelikle kendimi bilgilendirmem gerekiyordu. ancak bu şekilde onu anlayabilir, onunla yakınlaşabilirdim. benim için işin en zor tarafı duygusal yanıydı. aşırı hassas bir yapım olduğu için onu anlamaya çalışırken kendimi de iyileştirmek zorundaydım.
bir kere anne-babaların bunun gençlerin bir tercihi olmadığını anlamaları ve kabul etmeleri gerekiyor. çünkü, eğer eşcinselliğin tercih edilen bir durum olduğuna inanırsanız, sonucunda tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu düşünebilirsiniz. ve çözüm arayışlarınız, çocuğunuzu psikoloğun ellerine teslim edip, ‘iyileştirmesini’ beklemekten öteye geçemez. belki de verilen hormon ilaçlarıyla durum daha da kötüye gidecektir. aslında bu noktada, gerçekten bu konuda bilinçli bir psikolog bulabilmek çok önemli. hem anne-babayı, hem de çocuğu, ya da genci doğru yönlendirebilmek adına.
ayrıca, toplumun dayattığı kurallar mı, yoksa çocuklarının duyguları mı önce geliyor anne-babalar için? işte bu da çok önemli. çünkü birincisinde genç, hasta ruh, sapık muamelesi görürken, ikincisinde anlayışla karşılanıp destek olunacak çözüm yolları aranabiliyor.
biz bu konuda çok şanslıydık. konuya önyargısız bakabilecek bir psikolog arıyordum ve bir takım araştırmalardan sonra doğru kişiyi buldum.
önce ben görüştüm kendisiyle. hani o nefes alamadığım, panik hallerimin olduğu ilk zamanlardı. oğlumun eşcinsel olduğunu öğrendiğimi söyledim ilk. ne hissettiğimi bile aslında tam olarak bilmediğimi, ama ona ihtiyacı olduğu anlamda yardımcı olmak istediğimi söyledim sonra. bunun için de onun tam olarak kendini nasıl bir çıkmazda hissettiğini bilmem gerekiyordu.
kendisinden bir şekilde bu konuya girip oğlumun ona açılmasını ve bu şekilde rahatlamasını sağlamasını istedim.
psikoloğun ilk söylediği, hep oğlumla ilgili konuştuğum, ama aslında benim de hiç iyi olmadığım, önce kendimi iyileştirmem gerektiğiydi.
ama oğlumu iyi görmeden ben zaten tam anlamıyla iyi olamazdım ki. benimle birlikte onun da iyileşmesi gerekiyordu.
oğlum psikolog önerimi hemen kabul etti zaten ve başlayan seanslar bir buçuk yıl kadar sürdü.
zaman içinde rahatladığını görmek, beni de rahatlatmaya başlamıştı.
her fırsatta kendisiyle bu konuda konuşmalar yapmaya, bana da kendi isteği ile kendisini anlatmasını sağlamaya özen gösterdim.
her zaman da konuya girmek kolay olmuyordu tabii. ama ne olursa olsun, konuştukça yakınlaştığımız ve kendimizi daha iyi hissettiğimiz bir gerçekti. oğlum yanında onu anlayan ve destek olan bir annesi olduğunu bilmeliydi. bu benim için çok önemliydi.
kafamda hep, ikimiz için bunu başardıktan sonra konuyu babasına açmak vardı. onunla da benzer bir süreç yaşanacaktı, belki de daha zorlu bir süreç. ve biz buna hazırlıklı olmalıydık.
sürekli araştırıyordum. eşcinsellik üzerine kitaplar aradım, buldum, okudum. bilgilendikçe bazı şeyleri anlamam daha kolay oldu.
bir kere kişisel bir tercih değil, bireyin kendinde zaten var olan, genetik temelli biyolojik bir özellikti. yani sonradan olunmuyordu.
‘tercih’ dediğinizde, bundan pek çok anlam çıkarabilirsiniz. evet, cinselliği yaşamanın tercih edilebilen pek çok şekli olabilir. ama eğer bu konuda bilgi sahibi değilseniz eşcinselliği de bunlardan biri gibi algılayabilirsiniz.
işte anne-babaların en çok yanılgıya düştüğü nokta da burası sanıyorum. çünkü eğer eşcinselliği sadece bir cinsel yaşam şekli olarak düşünürseniz kabul etmeniz ve anlamanız zorlaşacaktır. ama işin duygu yönü tercih edilebilir bir şey değildir. duygularınızı tercih ederek yaşayamazsınız. onları kontrol edemezsiniz.

‘neler anlatabilirim ki size ben, gözleriniz görmüyorsa eğer.’ gogol
insanlığın ilk varoluşundan beri, yüzyıllardır bazı insanların değiştiremediği gerçeğidir bu durum. ama nedense hep saklanmıştır. ya da saklanmak durumunda bırakılmıştır.
okuduğum bir çok açılma hikayesinde dikkatimi çeken bir şey vardı. başlangıçta herkes sadece kendisinin öyle olduğunu sanıyordu. sonra, zaman içinde kendileri gibi hisseden başkalarının da varlığını öğrenmek onları nasıl da rahatlatıyordu.
aynı durum anne-babalar için de söz konusu aslında. geçen yıl doktorumun bekleme odasındaki dergileri karıştırırken bir anda karşıma çıkan ‘benim oğlum bir eşcinsel’ başlıklı yazıyı gördüğümde, o birkaç sayfayı nasıl da fark ettirmeden yırtıp çantama tıkıştırdığımı hatırlamıyorum bile. ellerim titriyordu ve daralan nefesimi, gözlerimin dolmasını kontrol edemiyordum. yazıyı okuduğumda benimle aynı duyguları yaşayan başka anneler de olduğunu bilmek iyi gelmişti. sanki beni, bizi anlatıyordu.
uzun bir süre o yazıyı her okuyuşumda boğazıma hep bir şeyler düğümlendi ve ağladım. bunun sebebi, oğlumla aramızda her şeyi çözümlemiş olmamıza rağmen, aynı şeyi babasıyla tam olarak gerçekleştirememiş olmamızdı
kendimle kaldığım zamanlarda sürekli aklımda bu vardı.
galiba babalar için her şey daha zordu.

babayla yaşananlar
ilk söylediğim gün inanmak istemedi oğlumuzun eşcinsel olduğuna. böyle bir şey duymayı hiç beklemiyordu zaten. sonrasında da kabullenmesi zorlu bir süreç gerektirdi.
bilmesi gerektiğini düşündüğüm konularda anlattıklarımı dinlemek zorunda kaldıkça, aslında daha çok, duymaya dayanamadığını fark ettim tüm bunları. kendi içindeki hassasiyetini fark ettim.
oysa oğlumuz babasına da açık olmak istiyordu. ona yalan söylemek ya da ondan gizli yaşamak istemiyordu hayatını.
üçlü konuşmalarımız her defasında tartışmalı geçiyordu. sevgilisini ilk öğrendiğinde tepkisi çok ağır olmuştu, ama sonrasında yaptıkları uzun konuşmanın sonunda artık onu anladığını söylemişti. gene de her şey gizli kalsın, gizli yaşansın istiyordu.

‘iki yürek seç kendine/biri yaşamak için/biri gizlenmek’ murathan mungan
belki de söylemek istediği çok şey vardı oğluna. ama asla kolay konuşmaz, söylemezdi duygularını. sadece duyulmaması konusunda çok hassastı. “bir gün biri senin hakkında ters bir şey söylerse buna dayanamam, sessiz kalamam” diyordu.
bazen kendi içinde hala tam olarak kabullenemediğini düşünüyorum.
ona anlatmak istediğim o kadar çok şey olduğu halde kendini sürekli kapalı tutması, yaşadığımız her şeyi yok sayarak kolay yolu seçtiğini düşündürse de; aslında onun açısından hiç de o kadar kolay olmadığını biliyorum. ve elinden geldiğince oğluna destek olmaya çalıştığını da.
belki de sadece biraz daha zamana ihtiyacımız vardır, kim bilir.

sevgili
evet, üniversite yılları başlamış, yaşadığımız şehirler ayrılmıştı. her telefonda sesi mutsuzdu. mutsuzluğu beni de etkiliyordu. karşısına birileri çıksa bile günübirlik ilişkiler yaşayacak yapıda değildi, biliyordum.
tanrıya onu mutlu edecek bir sevgi, bir aşk vermesi için dua ediyordum hep. hayatında bir sevgili olmalıydı artık.
çok güzel bir rüya gördüğümü hatırlıyorum. güzel bir başlangıcın habercisi gibiydi. beklemeye başladım.
birkaç hafta sonra, bir gün telefonda konuşurken ‘hala bir sevgili bulamadın mı?’ diye soruvermiştim aniden.
‘biriyle tanıştım anne’ dedi. ‘ama telefonda anlatamam, ne olur sorma, ben çok iyiyim.’
cevabımı almıştım. ama meraktan ölüyordum.
o sıralar yurtta geçen ikinci yılın ortalarıydı. ara tatil için yanımıza gelmişti. çekingenliğini atması birkaç gün alsa da sonunda uzun uzun, nasıl tanıştıklarını anlattı bana. heyecanlıydı. mutluydu. çok özlüyordu.
bu arada eve çıkmaya karar vermişti. babası da onayladıktan sonra sıra eşyaları taşımaya geldi. nihayet oğlumun sevgilisi ile tanışacaktım.
karmakarışık düşüncelerle dolu uzun bir yolculuğun ardından o’nu ilk gördüğüm an hissettiğim tek şey yüzündeki sıcacık gülümsemesiyle bir anda rahatladığımdı.
taşınma bittiğinde saat çok geç olmuştu. ve onun evinde kalabileceğimize dair beklemediğim bir davet geldi. düşünmeden kabul ettim. çünkü hem onu, hem yaşadığı yeri çok merak ediyordum.
salona ilk girdiğim andan başlamak istiyorum. belki garip ama öyle tanıdık, öyle ben gibiydi ki her şey, ve gözlerim detaylarda gezindikçe onu kendime daha da yakın hissettiğimi fark ettim. sanki çok önceden tanıdığım ve zaten sevdiğim biri gibiydi.
derken sıcak bir sohbet başladı. yarı çekingen yarı meraklı bakışlarla da olsa tüm duygular karşılıklıydı, bu çok belliydi. birbirimizi sevmiştik.
oğlumla konuşurken beni incelediğini biliyordum. çünkü fırsat buldukça ben de onu inceliyordum. bu kaçınılmazdı.
birbirlerine nasıl baktıklarını gördüm bir an, nasıl sıcak ve sevgi dolu. işte o an ‘evet’ dedim, ‘artık rahat bir uyku çekebilirim.’ aralarındaki sevgiyi hissetmek bana çok iyi gelmişti. tüm endişelerimden kurtulmuştum sanki. güzel bir rüyada gibiydim. esas güzelliği ise gerçek oluşundaydı.
birlikte uyumalarıysa beni sadece gülümsetti.
sabah erken uyanmıştım. bahçenin yüksek duvarlarını fark ettiğimde aylar önce gördüğüm rüyayı hatırladım. ve gözlerim gezindikçe salonun duvarlarında, rüyamın detaylarını.
yaşayan bir evdi burası, asla sıradan değil. ve sahibinin ruhunu yansıtan bir ev. birbirine takılı resimlere baktıkça duvarlarda, biraz daha tanıdım onu. minik notları, kağıt parçalarına yazılmış şiirleri, sözleri okudukça biraz daha.
sabahın erken saatlerinde yakaladığım bu yalnız anlar benim için hem çok keyifli hem çok anlamlıydı. eğlenceli bir oyun gibiydi sanki her şey. ben de onlarla çocuk olmuş ve büyüklerden gizli oynanan oyunlardan birinin içinde buluvermiştim kendimi, çevremdekilerden sakladıklarımla.
o günden bu güne bir yıldan fazla bir zaman geçti. aynı eve taşınıp birlikte yaşamaya başladılar. birbirimizi tanıdıkça daha çok sevdik. tatillere çıktık birlikte. sabahlara kadar filmler de izledik. uzun sohbetlerimiz de oldu, dertleştiğimiz de.
evet, ara sıra misafir oluyorum onlara uzak bir şehirden, ve paylaştığımız her şey benim için çok anlamlı.
o’nunla birlikte daha çok bilgilendiğimi söyleyebilirim eşcinsellik konusunda. kaos gl ile tanıştım. buluşmalar’a katıldım. yaşadıkları zorluklar ve mücadele ettikleri şeylere daha yakından tanık oldum.
geçen yıl homofobi karşıtı buluşma’da bir sergi vardı, yüzünü artık saklamak istemeyenlerin fotoğraflarından oluşan. hepsi çok etkileyiciydi. ama bir tanesini unutamıyorum. “annem, ‘bari yüzünü saklasaydın kızım’ diyor. daha ne kadar yüzsüz yaşayabilirim ki.”
bir anne olarak yaşadığım süreci düşündüğümde o anneyi de anlayabiliyorum. ama içimde giderek büyüyen bir duygu var ki; o da, haykırmak istediğim, belki de oğlumdan daha çok.
çünkü ayrımcılık düşüncesi üşütüyor ruhumu. bilgisizlikten kaynaklanan önyargılı yaklaşımlara dayanamıyorum. bu yüzden gizli yaşanmak zorunda kalınan durumlara da.
tüm bu yaşadıklarımız, başlangıçta gizli yaşanması gerektiği duygusu ile, zaman içinde beni de herkesten uzaklaştırmıştı. bir yandan da kafamda hep “insanların eşcinsellere ön yargılı yaklaşımlarını engellemek için ben ne yapabilirim” düşüncesi vardı.
en sonunda, yakın çevremde paylaşabileceğimi düşündüğüm kişilere, oğlumun da iznini alarak, yaşadıklarımızı anlatmaya karar verdim. kafamdaki şey şuydu: oğlumu tanıyan arkadaşlarım, yakınlarım zaten onu seven, ona değer veren insanlardı. amacım, eşcinselliğe hiç düşünmeden ya da farkında olmadan verilen tepkileri biraz olsun engellemekti. bir kişinin bile fikrini değiştirmek, onu bu konu üzerinde düşünmeye itmek, hem de tanıdığı ve sevdiği biri üzerinden düşünmesini sağlamak önemliydi bence.
çünkü biliyordum ki çevremdekilerin çoğu bu konuda yaşanan sıkıntının farkında bile değildi.
sonuç olarak, bugüne kadar aldığım tepkilerin hep olumlu olmasının benim açımdan gerçekten sevindirici olduğunu söylemek istiyorum.
küçük adımlarla da olsa kendimce bir çözüm bulmuştum. ve sevgi üzerinden anlatıldığında her şey hak ettiği karşılığı buluyordu.

nilgün kayalı
kaos gl 100. sayı, 2008

 

Çocuğum Hayatımı Değiştirdi

Ben bir trans erkek annesiyim. Çocuğum 23 yaşında üniversite son sınıf öğrencisi. Üç yıl önce çocuğum bana : ‘Anne artık gerçeği gör ben aslında kız değil bir erkeğim dediğinde’ dünyam başıma yıkıldı, şok oldum, ne yapacağımı çocuğuma ne diyeceğimi bilemedim. Olamaz sen bir kız çocuğu olarak doğdun, her şeyin bütün organların tamamen kadın organı, yaratan kusursuz yaratmış, bunu sen nasıl değiştireceksin desem de çocuğum kararlı görünüyordu. Ne desem farklı bir savunmaya geçiyordu. Anne ben İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde terapiye başladım, yedi ay sonra hormona başlayacağım, arkasından göğüslerimi aldıracağım, yok rahim ameliyatı olacağım, yok penis taktıracağım, sıraya koymuş, her şey bu kadar basitmiş gibi..
O anda dünyadan yok olmak istedim, evden bir iki saat uzaklaştım, gittim bir parkta oturdum. Gözlerimden yaşlar sel gibi akıyor, bir türlü sakin düşünemiyordum. Başımıza gelen neydi, nerde bir yanlış yapmış, çocuğumu iyi yetiştirememiştim. Aklıma intihar etmek bile geldi. Ben yaşamamalıydım çocuğumun çöküşünü görmemek için bu dünyadan yok olup gitmeliydim. Bir taraftan ben ölüp gidersem yavrum bensiz ne yapar, daha eline ekmeğini almadı, okumalıydı, iyi bir meslek sahibi olmalı ki ayakları yere sağlam basabilsin diye düşünüyordum. O kadar gel gitler yaşadım ki anlatacak kelimeler bulamıyorum. Babasıyla konuşmak için eve döndüm, ben gelene kadar onunla da konuşmuştu çocuğum. Babası bana sakin ol psikolog buluruz, kafası karışmış, tedavisi vardır mutlaka dedi…
Çocuğumu büyütürken hep bir terslik vardı. Ben bunu neden görememiştim, kendimi bu konuda çok suçluyorum. Yedi çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum, Bartın‘da doğdum, 15 yaşından beri İstanbul’da yaşamaktayım. 55 yaşındayım, babam çok erken vefat etti. Ben maddi manevi kardeşlerimden sorumluydum. Hem çalıştım hem ortaokulu hem liseyi dışarıdan bitirdim. Gazete ve kitap okurum. Haberleri mümkün olduğu kadar kaçırmam. Yani şunu vurgulamak istiyorum ben Anadolu’nun ücra köşesinde yaşamıyorum. Dünyada neler olur hep bilgi edinmeye çalışırım. Bülent Ersoy örneği hiç mi dikkatimi çekmedi. Galiba bu vb. konular insanın başına gelmeyince ilgi alanına girmiyor…
Çocuğum büyürken hiçbir zaman kız çocuğu gibi davranmadı. Hep bir erkek çocuğu gibi büyüdü. Ben yıllarca kuaförlük yaptım. Benim çocuğum hiç bana gelip bir gün saçını yaptırmadı. Bir kere kaşını, vücut kıllarını almadı, aldırmadı. Hep ben kıllarımı çok seviyorum derdi. Hep erkek ayakkabısı giyerdi. Babasının kıyafetlerini giyerdi cogu zaman. Yazlık komşularım bana kızarlardı; ‘kızına güzel kıyafetler alsana, çok güzel kızın var, Beymen’den giydir çok yakıştığını görecek o zaman kız çocuğu gibi giyinecektir der’ takılırlardı. Keşke bu kadar basit olsaydi…
Lisedeyken bir gün öğretmenler beni okula çağırdılar. Bana, çocuğumun kızdan çok erkek gibi davrandığını, onu doktora götürmemizin uygun olacagini soylediler. Ben de zaten vücudu aşırı kıllı o yüzden götürmek istiyordum. Onu bahane ederek, iyi bir hastanede, kadın doğum uzmanı ve hormon doktoru buldum. Kontroller ve bir sürü tahliller yapıldı. Tabi ben onlar bu çocuk hep erkek gibi giyiniyor hep şapka takıyor, öğretmenlerden eleştiri aliyorum, neden kız gibi değil benim çocuğum dedim. Doktorlar hormonlarindaki erkeklik ve kadınlık hormonu aynı seviyede olduğunu, ilerde kadınlık hormonun yükselecegini soylediler. Ben de, Allah biliyor ya hiç bu konuyu, yani kadınlık hormonu erkeklik hormonu nedir ne değildir hangisi yüksek olursa kendini öyle hissedersin bilmiyordum. Kadınsan kadın, erkeksen erkeksindir. Ancak çocuk sahibi olamazsan hormonlara bakılır olarak bilirdim. Beynini ne yönde çalıştırırsan o yönde hormon yükselirmis, bunu bilmiyordum.
Çocuğunu kız olarak doğuruyorsun ama içinde erkek yaşıyormuş. Alışık olmadığın bir durumla karşı karşıyasın. Ben şimdi hem çocuğuma, hem de topluma karşı ne yapmaliydim. Okuldaki durumunu öğrenmek için çocuğumun okumakta olduğu üniversiteye gittim. Bölüm başkanı, çocuğunuz buradaki çocukların çoğundan daha saygılı, çok iyi bir çocuk yetiştirmişiniz dedi. Ben gözyaşları içinde çocuğumun durumunu anlattım, bayılma noktasındaydım. Benim gözyaşlarıma dayanamayan bolum başkanı, psikologlarını arayarak konuşmaya çağırdı. Psikolog böyle çocukların çok olduğunu, Anadolu’nun her yerinden çapa tıp fakültesine terapiye geldiklerini söyleyerek beni CETAD’a (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) yönlendirdi.
CETAD benim gibi çocukları olan ailelerin gittiği bir yerdi. Psikiyatr Dr. Nesrin Yetkin ve Psikiyatr Dr. Seven Kaptan, bu hormonal, genetik ya da ruhsal bir bozukluk mu? Geçici bir ergenlik problemi mi? Bu bir hastalık mı? Bunu tercih mi ediyor, neden tercih ediyor? Arkadaşlarının etkisiyle mi böyle oldu? Anne baba olarak ihmalkâr ebeveynler miydik? Küçükken birinin tacizine mi maruz kaldı ya da başına kötü bir şey mi geldi? gibi konularda bizi bilgilendirdiler.
Uzmanlardan destek alarak bilgilendim, sorularıma cevaplar buldum. Orada çok güçlü, bana kucak açip destek olan, çok candan yedi, sekiz aile vardı. Onların güçlü duruşu bana da güç verdi. El alem ne der korkusunu ve endişesini zamanla aşıp çocuklarımızı koşulsuz sevmeyi öğrendim. En önemlisi insanın kızı ya da oğlu olmuyormuş çocuğu oluyormuş onu öğrendim… LİSTAG(Lambda İstanbul Aile Grubu)’taki arkadaşlar, Günseli Dum, Sema Yakar, Pınar Özer, Hakan Yakar, Ömer Ceylan, Şule Ceylan, Zeki Yalçınoğlu, Nilgün Yalçınoğlu, hepsi bana kucak açtılar çok yardımcı oldular. Hepsine ayrı ayrı sonsuz teşekkür ederim. CETAD çok önemli bir kurum, gönüllü psikiyatr doktorların toplumu bilgilendirmeleri açısından çok faydalı buluyorum iyi ki böyle bir kuruma rastladım, şükranlarımı sunuyorum…
Şimdi, ben de onlar gibi, bu acımasız toplum çocuklarımızı hırpalamasın diye mücadeleyi seçtim. Benim gibi çocuklarını öğrenmiş, ebeveynler için Listag’tayim. Benim çocuğum gibi olan çocuklar için görünür olmayı sectim. Toplumda farkındalık yaratmak için mücadelede ben de varım. Benim çocuğumu ilk önce ailem dışladı. Bu bana çok acı verdi, canım yandı. Benim canım evladım gözünün içine bakmaya kıyamadığım evladım, zaten uzun yıllar tek başına acı çekmiş, o yaşına kadar bendeki farklı durum nedir diye kendini sorgulamış. Ne olduğunu anladığında biz ona kız gibi davran dedikçe bizden onu sokağa atarız diye korkmuş. Neden sokağa atılma korkusu yaşadığını sordugumda, kendi durumunda olan bir suru cocugun aileleri tarafindan sokaga atildigini soyledi. Ne acıdır ki, cinsel yönelimleri yüzünden sokaga atılan çocukları ben de yeni öğrenmiş bulunuyordum. Bir anne, baba çocuğunu sokaga atarsa toplum nasıl kabul etsin? Ailelerin çocuklarının yanında yer alması şart, bizler ne kadar çocuklarımızın yanında dik durur, görünür olursak toplum da farklılığa alışacaktır.