Şiddetin Gölgesinde 2025 Aile Yılı: İhlaller, İntiharlar ve Cezasızlık

TRT’deki Gökkuşağı Faşizmine Tepkimiz

Bizler LİSTAG  LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu olarak, LGBTİ+ çocukları olan aileleriz.


Şiddetin ayrımcılığın ve yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı TBMM de Milletvekillerini ve Hak Temelli Örgütleri ziyaret ettik. Bugün burada yaşam hakkı ihlallerinin  giderek sistematik hale gelmesine karşı söz söylemek için bulunuyoruz.

Uzun süredir çocuklarımızın yaşamlarına dokunan şiddetin arttığını görüyoruz. Bu şiddet yalnızca sokakta değil, cezaevlerinde, gözaltı araçlarında, adliyelerde, okul yollarında ve evlerin içinde karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman görünmez kılınıyor.

DEVAMI

WE WILL NOT ABANDON OUR CHILDREN – AND YOU SHOULDN’T EITHER!

“Do not use my child for political gain. Hands off! My child is not a tool to strengthen your position. Their rights must remain outside religious and political agendas. They are just a human being, my most precious one. Defending them is my right, and no one can take that away from me!”

We are parents and allies of LGBTQ+ children, standing together to protect their rights and futures. Our children’s existence, identity, love, and lives are the most precious things to us. When they were born, we vowed to protect them, to love them unconditionally, and to always stand by their side. And today, we reaffirm that promise: We will not abandon our children!

A new legislative proposal set to be discussed in the Turkish Parliament, officially titled “Proposal for Amendments to the Turkish Penal Code and Certain Laws”, directly targets LGBTQ+ individuals and their families. This law aims to:

  • Introduce the term “biological sex” into the law, criminalizing LGBTQ+ existence in public spaces.
  • Make gender transition processes for transgender individuals nearly impossible by imposing severe legal and medical restrictions.
  • Criminalize LGBTQ+ advocacy and restrict civil society organizations supporting LGBTQ+ rights, including family groups.
  • Impose heavy penalties on same-sex couples for holding symbolic wedding or engagement ceremonies.
  • Put parents of LGBTQ+ children at risk by framing support for their children as a punishable offense.

This is not just a legislative amendment; it is an attack on our children’s rights, dreams, and future. It is an attempt to silence families, isolate LGBTQ+ individuals, and erase them from public life.

WHAT DOES THIS MEAN FOR US?

  • Our children’s lives will become even more difficult. Trans youth will struggle to access life-saving medical care. “My daughter is 17. If this law passes, her transition process will be nearly impossible, putting her well-being in danger.”
  • LGBTQ+ visibility will be criminalized. Our children will be forced to hide who they are. “This law legitimizes hate crimes against LGBTQ+ people. How can I, as a parent, accept this?”
  • Support organizations like LISTAG will be targeted. Parents supporting their LGBTQ+ children will be legally silenced. “They want us to abandon our children, but we are here, and we are not going anywhere.”
  • Our children’s safety will be threatened. Discrimination and violence will be further legitimized. “If this law passes, my child—who is already struggling—will be left completely unprotected.”

WHY ARE WE AFRAID?

  • “I fear my child will withdraw even further because they no longer feel safe in their own country.”
  • “If this law passes, my child will have no choice but to leave Turkey. No child should be forced to flee their home just to live freely.”
  • “My child is studying abroad and now fears returning home. Why should they feel exiled from their own country?”

We will not stop defending our children’s rights. They deserve love, security, and freedom—not fear and repression.Staying silent means allowing this law to push them into isolation, and we refuse to let that happen.

OUR CALL TO ACTION

📢 To Lawmakers:“Do not take away our children’s rights. Reject this law!”
📢 To the Public:“Stand with us. LGBTQ+ children and their families need your support!”
📢 To the Media:“Amplify our voices. Share our stories!”
📢 To International Human Rights Advocates & Organizations:“Turkey’s LGBTQ+ community and their families need global solidarity. Raise awareness, share our stories, and pressure policymakers to stop this attack on fundamental human rights!”

No matter what, we will stand by our children.We will not abandon them – and neither should you

Çocuklarımızı Yalnız Bırakmayacağız, Siz de Bırakmayın!

“Çocuğum üzerinden siyaset yapmayın, elinizi çekin! O, sizin elinizi kuvvetlendirecek bir koz değil. Çocuğumun hakları, din ve siyaset oyunlarının dışında kalmalı. O, sadece bir insan, en değerli varlığım. Onu savunmak benim hakkım ve kimse bu hakkımı elimden alamaz!”

Bizler LGBTİ+ çocukları olan anne ve babalarız. Çocuklarımızın varlığı, kimliği, sevgisi ve hayatı bizim için dünyadaki en kıymetli şey. Onlar bu hayata gözlerini açtığında, onları güvende tutmaya, korumaya, sevmeye ve desteklemeye yemin ettik. Ve bugün, bu sözümüzü bir kez daha hatırlatıyoruz: Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız!

TBMM’ye sunulması planlanan “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”, LGBTİ+’ları hedef almakla kalmıyor, bizleri – ailelerini – de susturmayı amaçlıyor. Bu yasa tasarısı, “biyolojik cinsiyet” kavramını yasaya ekleyerek LGBTİ+ varoluşunu kamusal alanda suç haline getirmeyi, trans bireylerin cinsiyet uyum sürecini neredeyse imkansız hale getirmeyi ve LGBTİ+ hak savunuculuğunu cezalandırmayı amaçlıyor.

Bizden çocuklarımızın gözlerinin içine bakıp “Seni seviyorum, her zaman yanında olacağım” deme hakkımızı almaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu yasa sadece bir düzenleme değil, çocuklarımızın hayatlarını, hayallerini, geleceklerini ellerinden almaya yönelik bir saldırıdır.

Bu Yasa Bizim İçin Ne Anlama Geliyor?

  • Çocuklarımızın hayatı daha da zorlaşacak. Cinsiyet uyum süreci neredeyse imkânsız hale getirilecek. 

“17 yaşında trans bir kızım var. Uyum sürecinin zorlaşması onun hayatını doğrudan tehdit ediyor.”

  • Kamusal alanda LGBTİ+ varoluşu suç sayılacak. Çocuklarımızın kim olduklarını özgürce ifade etmeleri yasaklanacak. 

“Çocuğumun nefret suçuna kurban gitmesi için hukuki bir zemin oluşturuluyor. Bunu nasıl kabul edebilirim?”

  • LGBTİ+ aile grupları, destek dernekleri baskı altına alınacak. Bizlerin bir araya gelmesi bile engellenmeye çalışılacak. 

“Bizden çocuklarımızı yalnız bırakmamızı istiyorlar ama biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.”

  • Çocuklarımızın güvenliği tehdit altına girecek. Ayrımcılık ve nefret daha da meşrulaştırılacak. 

“Bu yasa çıkarsa, zaten büyük mücadelelerle ayakta duran çocuklarımız tamamen savunmasız kalacak.”

Anne ve Babalar Olarak Neden Korkuyoruz?

“Çocuğumun güvenliğinin tehlikeye girmesi nedeni ile daha da içine kapanmasından korkuyorum. Şimdi bile toplum içinde rahat hareket edemiyor. Bu yasa onu tamamen görünmez kılacak.”

“Çocuğumun yaşam hakları elimden alınacak. Ben bir anne olarak buna nasıl sessiz kalabilirim?”

“Yurt dışında eğitim gören çocuğum, bu yasa nedeniyle geri dönmekten korkar hale geldi. Kendi ülkesinde barınamayan bir genç olmak zorunda kalmasını istemiyorum.”

Bizler, çocuklarımızı ve onların haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çocuklarımız nefreti değil sevgiyi, korkuyu değil güveni hak ediyor. Bu yasaya sessiz kalmak, onların yalnız bırakılması anlamına gelir ve biz buna izin vermeyeceğiz.

Yetkililere Sesleniyoruz!

Milletvekillerine: “Çocuklarımızın hayatını karartmayın, bu yasaya karşı çıkın!”
Kamuoyuna: “Biz çocuklarımız için buradayız. Sesimizi duyun, yanımızda olun!”
Medyaya: “Gerçekleri anlatın, bizleri görünür kılın!”Koşullar ne olursa olsun çocuklarımızın yanında duracağız.Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız, siz de bırakmayın!

Akdeniz Antalya Aile Grubu

GALADER- Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği

İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu

LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği

LİSTAG  26-29 Kasım Ankara Ziyareti

LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği olarak, 26-29 Kasım tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin temel haklarına erişimi konusunda farkındalık yaratmayı ve çözüm önerilerimizi paylaşmayı hedefledik. Bu süreçte meclisziyare tlerinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleriyle bir araya geldik.

Ziyaretlerin Planlanması

Geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz LİSTAG Aile Kampımızda, katılan ailelerle birlikte atölyeler düzenledik. Bu atölyelerde sağlık, eğitim, hukuk ve güvenlik, istihdam, barınma gibi temel başlıklar belirledik ve bu başlıklar çerçevesinde LGBTİ+ çocuklarımızın karşılaştığı sorunları belirledik. Heer bir sorun için de  çözüm önerilerini oluşturduk. Aynı zamanda atölyelerin sonucunda, vekillere iletmek için bir bildirgeve ilgili meclis komisyonlarına iletilmek üzere 5 adet resmi dilekçe metnini ortaya çıkardık. 

Tüm bu çıktılar sayesinde, Ankara ziyaretimizi aslında sadece LİSTAG olarak değil tüm LGBTİ+ ebeveynleri adına gerçekleştirdik. Bizlere destek olan tüm LGBTİ+ ebeveynlerine teşekkür ediyoruz. 

Meclis Ziyaretlerimiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, TİP, DEM Parti ve CHP milletvekilleriyle görüşerek, LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin karşılaştığı sorunları dile getirdik. Sağlık, eğitim, barınma, hukuk, güvenlik ve istihdam gibi temel yaşam alanlarındaki ayrımcılığı ele alarak, nefret söylemleriyle etkin mücadele ve eğitim sisteminde eşitlik gibi konularda çözüm önerilerimizi paylaştık. Ancak tüm partilere yaptığımız randevu taleplerine rağmen, yalnızca sınırlı sayıda vekille görüşebilmek, LGBTİ+ hakları konusunda diyaloğun kısıtlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Meclis ziyaretlerimizde, çocuklarımızın hormon ilaçlarına erişiminde yaşanan engellerden, etki ajanı yasa teklifinden, toplumda tehlikeli boyutta artan nefret söylemlerine ve eğitimde eşitlik ilkesine kadar pek çok konuyu gündeme taşıdık. Biz LGBTİ+ ailelerinin, sokaklarda, gözaltılarında, dava süreçlerinde çocuklarımızın yanında olduğunu, artık vekillerimizden somut adımlar atmalarını beklediğimizi belirttik. Ayrıca Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Milli Eğitim Komisyonu ve Sağlık Komisyonu’na dilekçeler sunduk. Bu dilekçelerde, çocuklarımızın maruz kaldığı ayrımcılığa karşı çözüm önerilerimizi detaylı bir şekilde aktardık. Sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha vurguladık.

Sivil Toplum ve Meslek Örgütleriyle Görüşmelerimiz

Ziyaretlerimiz kapsamında, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Kadın Dayanışma Vakfı ve Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi önemli kurumlarla bir araya geldik.

Türk Tabipleri Birliği ile gerçekleştirdiğimiz ziyarette, Merkez Konseyi Üyesi Ali Karakoç ve Filiz Ak ile bir araya geldik. Görüşmemizde, LGBTİ+ çocuklarımızın sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı ayrımcılıklar ve özellikle hormon ilaçlarına erişimde yaşanan zorluklar gündemimizdeydi. Aileler olarak, bu ilaçlara ulaşamamanın çocuklarımız üzerindeki negatif etkilerini paylaştık. Bu kısıtlamaların kaldırılması için yürüteceğimiz çalışmalarda, TTB’nin desteğini istedik.

Ali Karakoç, uzman derneklerle birlikte bu konuda bilimsel raporlar hazırladıklarını, Sağlık Bakanlığı’na sunduklarını ve kamuoyuna açıkladıklarını söyledi. Ancak yetkilerin kısıtlanması nedeniyle bu raporların eskisi kadar etkili olmadığını vurguladı. Yine de bu konuda çalışmaların olduğunu duymak umut vericiydi.

Görüşmede, Filiz Ak’ın eğitim alanında yaptığı önemli çalışmaları da dinledik. Derslerinde her ay LGBTİ+’larla nasıl iletişim kurulacağını anlattığını, Benim Çocuğum belgeselimizi gösterdiğini ve Hacettepe’de hak temelli yaklaşımlar dersinde temel kavramların öğretildiğini söyledi. Bu çalışmalar bizi oldukça mutlu etti.

Ayrıca, TTB’nin ayrımcılığa uğrayan bireyler için İl Sağlık Müdürlüklerine başvuru yoluyla ciddi yaptırımların devreye girdiğini belirtmesi önemliydi. 

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nı (SES) ile gerçekleştirdiğimiz görüşmemizde, sendikanın hak savunuculuğu konusundaki deneyimlerini ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak için attıkları önemli adımları dinledik. LİSTAG ve SES işbirliği yaparak, “Benim Çocuğum” belgeseli gösterimi ve söyleşileri gerçekleştirebileceğimizi konuştuk.

Ankara ziyaretimiz sırasında Kadın Dayanışma Vakfı’nı da ziyaret ettik. Görüşmemizde, kadın ve LGBTİ+ hakları için verdikleri mücadeleyi dinledik. Kadın cinayeti davalarını takip ettiklerini, baroya yönlendirme ve sığınağa yerleştirme süreçlerinde destek olduklarını anlattılar. Trans kadınların sığınaklara alınmamasının büyük bir sorun olduğunu ve bu konuda çalışmalar yürüttüklerini paylaştılar.

Sığınakların güvenlik açıklarına, yerlerinin kolayca öğrenilebilmesine dikkat çektiler. Haftanın birkaç günü eğitimler ve danışanlarla toplantılar yaptıklarını söylediler. Bu eğitimlerde “Benim Çocuğum” belgeselimizi izleyebileceklerini ve Ankara’daki gelecekteki ziyaretlerimizde deneyim aktarımı toplantıları yapmayı önerdiler.

Son olarak, Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi’ni ziyaret ederek, Komisyon Başkanı İlayda Doğa Karaman, Başkan Yardımcısı Mevlüt Erken ve Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aslıhan Koçak ile bir araya geldik. Bu anlamlı buluşmada, LİSTAG olarak yaptığımız çalışmaları ve ailelere yönelik destek çalışmalarımızı paylaştık.

Baronun LGBTİ+ hakları konusunda yürüttüğü önemli çalışmaları dinlemek ve 6284 sayılı yasa üzerindeki hassasiyetlerini öğrenmek bizi hem mutlu etti hem de umutlandırdı. Görüşmemizde, iş birliği gerektiren her konuda yan yana durabileceğimizi ve dayanışma içinde çalışabileceğimizi konuştuk. Webinarlar, film gösterimleri ve sosyal medya içerikleri gibi pek çok projede ortak hareket etme fikri bizi heyecanlandırdı.

Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi güçlü bir yapı ile dayanışma içinde olmak, hak savunuculuğu yolunda önemli bir adım olduğunu bir kez daha deneyimledik.

İHD Ankara Şubesi’nde Basın Açıklamamız

Ankara programımızın sonunda, İHD Ankara Şubesi’nin değerli ev sahipliğinde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Açıklamamızda, LGBTİ+ evlatlarımızın sağlık, eğitim, istihdam, hukuk, güvenlik ve barınma gibi temel yaşam alanlarında maruz kaldıkları eşitsizliklere dikkat çektik. Ayrıca, meclis ve kurum ziyaretlerimizden edindiğimiz izlenimleri kamuoyuyla paylaştık. Nefret söylemlerinin biz ebeveynlerde yarattığı endişeyi dile getirerek, kamuoyunu çözüm için dayanışmaya çağırdık. 

Basın açıklamasını izlemek için: https://youtu.be/yXNkDE2cR9w?si=jTZ7O-YxL5KdnefI

Dayanışma ile Güçleniyoruz

Bu ziyaretler, LGBTİ+ çocuklarımızın ve biz ailelerinin hak mücadelesi için dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin önemini bir kez daha gösterdi. Ankara’da bizleri dinleyen ve çözüm için işbirliğine açık olan vekillerimize ve  kurumlara teşekkür ediyoruz. 

Çocuklarımızın güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Bir Annenin Gözünden, Cinsiyet Geçiş Ameliyatı

LİSTAG’ın Gökkuşağına Ses Ver podcast kanalının 20. bölümünde konuğumuz Öznur Yurtkulu, bir annenin gözünden trans çocuğunun cinsiyet geçiş ameliyatına dair tecrübelerini bizimle paylaştı. 

Podcastimizin bu bölümünü SAYFAMIZDAN veya SPOTIFY / ITUNES / GOOGLE PODCASTS üzerinden dinleyebilirsiniz.

Bir annenin gözünden, Cinsiyet Geçiş Ameliyatı – Tayland Deneyimleri

– LİSTAG Gökkuşağına Ses Ver podcast kanalına hoş geldiniz. Bu bölümün bizi dinleyenler için oldukça yol gösterici ve bilgilendirici olacağını düşünüyorum. Bu yüzden cihazlarının sesini biraz daha açmanızı ve bize kulak vermenizi tavsiye ederim.

Geçtiğimiz Temmuz ayında trans çocuğu Tayland’da cinsiyet geçiş ameliyatı olan değerli konuğumuz Öznur Hanım ile birlikteyiz. Bugün vaktini bize ayırdığı ve içtenlikle deneyimlerini, hislerini aktarmayı kabul ettiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Öznur Hanım hoş geldiniz.

– Hoş bulduk.

– Merak ettiğim oldukça fazla şey var, ama biz ilk önce en basit sorudan başlayalım. Kendinizi kısaca dinleyicilerimize tanıtabilir misiniz?

DEVAMINI OKU: Bir Annenin Gözünden, Cinsiyet Geçiş Ameliyatı

– Elbette. Önce beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. 46 yaşındayım ve evliyim. Bir kız annesiyim, tek çocuğum var. Sıradan bir insanım. Aslında sıradan bir insanın sıradan telaşları olan ve bu ülkede güvenle yaşamaya çalışan biriyim.

– Çocuğunuzda olan hikâyenizi çok merak ediyoruz. En başından alacak olursak, sizi bu ameliyatta karar vermeye götüren süreç nasıldı?

– Elbette. Benim çocuğum 12 yaşında bana açıldı. Doğduğunda bedensel olarak erkekti ve ben onu bir erkek çocuğu büyütürken ne hayaller kurarsanız aynen o şekilde büyütüyordum. Bir gün aniden karşıma geçip “Ben senin kızınım,” dediğinde gerçekten hayatımın en büyük şokunu ve ıstırabını yaşamıştım. Çünkü bir tane evladım vardı, onunla ilgili kurduğum hayaller vardı. O konuşurken sürekli “Bu bir ergenlik duygusu, bu değişebilir. Belki de şu anda çok farklı şeylere özeniyor, dikkat çekmeye çalışıyor olabilir,” diye düşünürken bir anda çocuğum “Anne biliyor musun ben babamı çok seviyorum, ama daha çok sana özeniyorum ve senin gibi bir anne olmak istiyorum,” dediğinde inanamamıştım. Ağlamaya başladım ve ona “Ben bu konuyu hiç bilmiyorum. Lütfen biraz bana yardımcı ol, başka neler hissediyorsun” diye sorduğumda, “Sen yokken senin ayakkabılarını giyiyorum, makyajlar yapıyorum, bedenimin kadın bedeni olduğunu hayal ediyorum ve bu beni çok mutlu ediyor,” dediğinde çocuğumdan ne kadar uzak olduğumu, onun neler hissettiğini nasıl kaçırdığımı fark edip çok üzülmüştüm.

Ama tabii ki bu bir yas süreci miydi ya da bir kayıp mıydı? Bunu tam anlamlandıramadığım ve bilmediğim ve çok korktuğum için çocuğuma hemen “Yarın seni doktora götüreceğim ve ne olduğunu anlayacağız. Şu an daha fazla bunu konuşmayalım,” dedikten sonra çocuğumun ağlayarak uyumasını seyretmiştim.

Çok ağlamıştım ama yalnız olmadığımı, böyle duygular yaşayan insanların var olduğunu bilmek de biraz içime su serpmişti açıkçası.

Sonra hemen arama motoruna yazdım. Dedim ki, benim oğlum kendini kadın olarak hissediyor. Karşıma doğrudan Benim Çocuğum belgeseli çıktı. Benim Çocuğum belgeselini sabaha kadar izlediğimi söyleyebilirim. Çok ağlamıştım ama yalnız olmadığımı, böyle duygular yaşayan insanların var olduğunu bilmek de biraz içime su serpmişti açıkçası. Sabah hemen bir doktor arayışına girdim. Çocuğumu bir psikoloğa götürdüm ve psikoloğun kapısında doğumhane kapısında bekler gibi bekledim. İçeriden oğlum mu çıkacaktı, kızım mı çıkacaktı? Doktor bana ne diyecekti? Nitekim o kapı açıldı, doktor hanım bana “Çok güzel bir kızınız var, onu çok güzel yetiştirmişsiniz. Şimdi sizinle çok uzun bir yolumuz var,” dediğinde o yolun ne kadar güzel olduğunu o an hiç bilmeden “Tamam,” dedim. Çünkü o an düşündüğüm tek şey benim çocuğumun sağlığı ve onu ne kadar çok sevdiğimdi. 

Yaklaşık ş an 6 yıl bitti. 6 yıl boyunca gerek okuluyla gerek sağlık sorunlarını çözmek adına çok fazla yol aldık. Önce bir avukata danıştık, neler yapabiliriz diye sorduk. Bütün bilgilerimizi aldık. Sonra el alemle baş etmek için aile toplantıları yaptık. İnsanlara ne dersek, ne olursa çocuğunuzu daha rahat koruyabiliriz diye düşündük. Sonra okuluyla baş ettik Okulunda onun varlığını kabul ettirmek için çok uğraştık. Çünkü benim bir kızım vardı Ve benim kızım hak ettiği, kendi istediği şekilde okula gitmeliydi ve eğitim hakkından yoksun olmamalıydı. Bunların hepsini hallettikten sonra Hacettepe Üniversitesi’ne başvurduk. Orada çocuğumun bütün sağlıkla ilgili taramaları yapıldı. Ve 13 yaşında ergenlik baskılayıcı iğnelerle başladık.

Onlar bedenlerinde sıkışmışlık duygusuyla inanılmaz zorluklar yaşıyorlar. Bizim baş edebileceğimiz, ama onların o küçük bedenleriyle, ruhlarıyla baş edemeyecekleri çok fazla yüklü taşıyorlar.

Şu anda 18 yaşında. 18 yaşına kadar yaşadığımız her zorluğun üstesinden de sadece sevgiyle geldik. Bunun altını önemle çiziyorum. Çünkü aileler çocuklarıyla doğru iletişim kurmalı diye düşünüyorum. Çünkü onlar bedenlerinde sıkışmışlık duygusuyla inanılmaz zorluklar yaşıyorlar. Bizim baş edebileceğimiz, ama onların o küçük bedenleriyle, ruhlarıyla baş edemeyecekleri çok fazla yüklü taşıyorlar. O yüzden onlara destek olmak çok önemli diye düşünüyorum.

– Peki bu ameliyata karar verdiniz, ama öncesinde herhalde bir hazırlık süreci bir bilgi edinme süreci olmuştur. Nasıl hazırlık yaptınız? Ameliyat öncesinde ve sonrasında sizi bekleyenler riskler konularını nasıl araştırdınız? Bu konuda da

bilgi verirseniz sevinirim. 

– Aslında önce şunu söyleyeyim, çocuk ilk açıldıktan sonra aileler için bir yas, bir kabul süreci var. Onlardan geçtim daha sonra bu işin sonunda cinsiyet geçiş operasyonu olacağını biliyordum, o yüzden o tarihten itibaren, yani 4 yıl boyunca ciddi bir araştırma yaptık.

Bu hemen bugünden yarına olabilecek bir şey değil. Hacettepe Üniversitesi’nde her ay 6 ayda bir, hem psikolojik hem de bedensel açıdan sağlık taramasından geçti, bütün kontrolleri yapıldı. Daha sonra 18’de çok yakın bir dönemde hormon ilaçları başladı, artık bizim için serüven hızlanmaya başlamıştı. Etraftaki insanların bakışlarıyla beraber, çocuğumuzdaki değişimleri gözlemlemeye ve onu hayata uyumlamaya çalışırken bedensel uygulama süreci için de geri sayım başlamıştı.

Türkiye’de de çok güzel operasyonların yapıldığını biliyorum. Ancak biz Tayland’ı tercih ettik. Bunun en büyük nedeni de şu; aile gruplarında daha önce bu ameliyatı olmuş, sağlığına kavuşmuş ve çok da memnun kalmış aileler ile vardı. Daha sonra oradaki hastanelere yöneldik. Onların da tavsiye ettiği hastanelerle yazışmalara başladık.

Ancak onun öncesinde bütün bunları yaparken hukuki bir süreç de var bu ameliyatı olabilmeniz için. Örneğin 18 yaşın üstünde olmanız şart. Türkiye’de böyle bir şart var. Mahkemeye başvuruyorsunuz mahkeme sizi bir hastaneye sevk ediyor ve sizden birtakım psikolojik raporlar istiyor. Hastane bütün raporları hazırladıktan sonra, mahkememiz sonuçlanmak üzereyken Tayland’a gittik.

Ama orada da onların da kendi kuralları var. 18 yaş üstü bile olsanız, 20 yaşına kadar ailenizden onay belgesi istiyorlar ve hastanelerden en az 4 tane psikiyatri raporu istiyorlar. Oraya gittiğinde tekrar sizinle psikologlar ve psikiyatrlar görüşme yapıyor. Daha sonra da ameliyat için onlar da ayrıca onay veriyor. Sonra orada ameliyat olduktan sonra size uluslararası geçerliliği olan raporlar sunuyorlar. O raporları alıp ülkenizde gerekli işlemlere ancak o şekilde başlayabiliyorsunuz.

– Peki Tayland’daki hastane ve doktorlarla nasıl iletişime geçtiniz? Yani bir ajans vasıtasıyla mı iletişim kurdunuz? Yoksa tamamen kendi kişisel araştırmanız ve iletişiminizle mi yürüdü süreç?

Benim buradaki en büyük avantajım, güvenilir olduğundan emin olmamın tek sebebi aile gruplarındaki arkadaşlarımdı.

– Ailelerin bu konuya çok dikkat etmesini öneririm. Çünkü asla bir ajans kullanmıyorsunuz. Benim buradaki en büyük avantajım, güvenilir olduğundan emin olmamın tek sebebi aile gruplarındaki arkadaşlarımdı. Onlardan aldığım referanslarla yazışmalara başladım. Öncelikli olarak yazışıyorsun. Sonra onlar sizden birtakım tahliller ve raporlar istiyor. Onlar size “Olabilir, sizinle görüşebiliriz,” dedikten sonra bir randevu talep ediyorsunuz. Sonra bunun üzerinden ilerliyorsunuz. Daha sonra istedikleri evrakları her ay düzenli bir şekilde onlara göndermek zorundasınız.

Dediğim gibi hiçbir şekilde herhangi bir ajansla ya da herhangi bir kişiyle bu işi yapmadık. Eğer mümkünse aile gruplarında daha önce bu ameliyatları yaşamış olan kişileri bulmak en güvenli olanı. Resmi sitelerden emin olarak yazışmalara başlamak en doğrusu. Zaten hastane de bütün maillerinin altında bizim dışımızda hiç kimseyle görüşmeyin ibaresi vardı. Oraya gittiğinizde yine aynı şekilde karşılıyorlar. Çünkü güvenlik çok önemli. O yüzden dediğim gibi, öncelikle aile gruplarından bu ameliyatı geçirmiş insanları bulurlarsa çok iyi olur, hem de çocukları açısından da rahatlatıcı oluyor. Evet işte bir kişi olmuş ve şimdi sağlıklı, bu örneği görmekle sizi manevi olarak da rahatlatıyor.

– Peki Tayland’daki hastane ve doktor sürecinin ayarlanması bu iletişim ne kadar sürüyor? Yani ne kadar bir süre zarfı içerisinde her şeyi kesinleştirmiş ve yol haritanızı çizmiş oluyorsunuz?

– 4 ay önceden yazışmaya başladım. Çünkü onların da programları çok yoğun, o yüzden 4 ay önce yazışmaya başladık. Daha sonra onlar bize dediler ki Temmuz ayında sizi istediğiniz tarihte bekliyoruz. Ama tabi o süreçte, 4 ay boyunca sağlığına çok dikkat etmek zorundasınız. Herhangi bir mikrobik bir hastalığı olmamak zorunda. Zaten son dakikaya kadar bu tahlilleri sizden istiyorlar. Siz de hayatınızı 4 ay boyunca o ameliyata konsantre olmakla geçiriyorsunuz. Beslenmesi çok önemli, özellikle kas iskelet sistemine çok önem veriyorlar. Bununla ilgili ekstra beslenme programları öneriyorlar. Bunlara çok dikkat ediyorsunuz ve bu şekilde ameliyata gidebiliyorsunuz.

– Peki bu süreçte sizi aşan, tıbbi, hukuki ya da psikolojik konularda nereden destek aldınız?

– Süreç boyunca kızım zaten psikiyatrı ve psikoloğu ile ayrı ayrı görüşmelere son güne, ameliyat gününe kadar devam etti. Bunun önemi çok fazla. Çünkü bedensel bir bütünlük konusu çok istiyorlar ama buna uyumlanmak için de ciddi bir zaman lazım. Ameliyat çok riskli ve çok tehlikeli onlar için. Çünkü onlar küçücük, belki de bir apandisit ameliyatı bile olmadan hayatlarının en büyük operasyonuna girecekler. Bugün bize bile söyleseler, yarın işte bir göz ameliyatı olacaksınız diye bizim bile uykularımız kaçar ki bu çocuklar 4 ay bekliyor en az. Tabii öncesini saymıyorum. 4 ay ciddiye binmiş, artık o süreç, son düzlük olarak bakarsak olaya çocuklar daha da büyük bir strese giriyor. O yüzden çok ciddi anlamda psikolojik destek almak zorundalar. Psikolojik destek aynen devam etmek durumunda.

Tayland’da nasıl diye sorarsanız, zaten oraya gittiğinizde sizi önce psikologlar görüyor, psikiyatrlar görüyor, ameliyat öncesinde bir takım rahatlatıcı görüşmeler yapıyorlar. Daha sonra ameliyattan sonra da hem fizik tedavi uzmanı hem psikolog hem de ameliyatı yapan doktor çok ciddi bir psikolojik destek veriyor. O yüzden bu konuda aslında onlara da müteşekkirim.

– Bu ameliyat herhalde ülkemizde de yapılıyor. Peki neden Tayland’ı seçtiniz? Avantajları neydi? 

– Evet burada da yapılıyor. Bu ameliyatlarla ilgilenen kişiler incelerlerse bu ameliyatın iki hatta üç farklı türü var. Birinci türü çok daha yaygın ve maddi olarak da çok daha ulaşılabilir. İkincisi tür ameliyatlar biraz daha riskli ve hâlâ ülkemizde yaygın olarak yapılmıyor. 

Bizim tercihimiz de neden Tayland oldu? Örnekleri çok güzeldi. Açıkçası bu işin uzmanı olduklarını düşünüyoruz. Çünkü bizim ülkemizde belki yılda 5 tane yapılıyorsa, orada günde 20 tane yapılan bir ameliyat bu. Buna baktığımızda kendinizi daha güvende hissediyorsunuz. Çünkü o kadar sık yapılıyor ve o kadar bu konuda merkez olmuşlar ki. İşin gerçekten sonuna kadar takip edildiğini ciddi anlamda güzel sonuçlar verdiğini görüyoruz. Tabii ki ülkemizde de yapılıyor ve isterim ki bir gün ülkemizde de bu sıklıkta yapılabilsin ve ulaşılabilir olsun. Umarım olur.

– Peki ameliyat kaç saat sürüyor?  Sonrasında hastanede kalma süresi ne kadar?

– Bu kimseyi korkutmasın. Özellikle bunun altını çizerek kuruyorum bu cümleyi. 11 saat sürüyor. 11 saati orada geçirmek çok zor, bunu parantez içinde de böyle söyleyeyim, ama çocuğunuz çıktığı andan itibaren onun ne kadar güvende ve ne kadar sağlıklı olduğunu gördüğünüzde 11 saati bir anda unutuyorsunuz. 

Evet çok meşakkatli bir ameliyat. Sonrası, bakımı hepsi birlikte bir paket halinde bir ayı buluyor. Bir ay boyunca hastaneden asla çıkamıyorsunuz. Hijyen onlar için çok önemli. Biz son bir hafta biraz daha rahattık, artık daha iyileşmeye başlamıştı. O yüzden hastanede ve biraz daha yakın çevresinde dolaşabildik. Ama onların en çok önem verdiği şey, özellikle ameliyat öncesi 5 gün boyunca sizi hastaneden çıkartmıyorlar. Gerekli hazırlıkları, ameliyat hazırlıklarını yapmak adına gözlem altında tutuyorlar ve her şeyden her türlü ayrıntıdan emin olmadan sizi o ameliyatı almıyorlar. Yani 11 saatlik ameliyat, ama güvenle girdiğini biliyorsun.

Ardından bir ay boyunca da çok yoğun bir tedavi uyguluyorlar. 

Gerek damardan aldıkları antibiyotikler, özellikle benim kızım kolon ameliyatı olduğu için gerekli olan bütün hijyen tedbirleri hepsi alınıyor dediğim gibi. Oradan bir ayın sonunda hiç ameliyat olmamış gibi yine yürüyerek çıkabiliyorsunuz. Bize bir ay sonra şu olacak dediklerinde, onların da olduğunu gördüğünüzde güveniniz bir kat daha artıyor. 

Tabii ki “endişelenmeyin,” demek çok basit bir cümle, ben de çok endişelenmiştim. Ama yaşadıkça ve tecrübe ettikçe anlıyorum ki kesinlikle sağlıklarına ve bedensel bütünlüklerine eriştiklerinde çocuklarımızın yüzünün gülmesi her şeyden önemli.

– Peki ameliyat sonrası tıbbi süreç devam ediyor mu? Bakım ve uyum açısından?

– Kanamaların oluşmaması için onların önerdiği, verdiği ilaçlar var. Bunların hepsi çok önemli. Günde 3 kez yapılması gereken masajlar var. Düzenli bir şekilde masajların yapılmasının  önemini özellikle vurguluyorlar. Çünkü doktor çıkarken bize aynen şu cümleyi kurdu “Bütünlüğünüzde ve sağlığınızla sizi gönderiyorum, ama bunu devam ettirmek tamamen size, kişiye, kişisel bakıma bağlı. Bundan sonra doktorların yapabileceği hiçbir şey yok. 


Özellikle hijyenine dikkat etmek zorunda. Ruhsal açıdansa çok değişik dalgalanmaların olduğu, aslında bir taraflarının çok mutlu olduğu ama bir taraflarının da “Allah’ım ben şimdi bu durumda nasıl yapacağım? Nasıl oturacağım? Ben ne giyeceğim? Ya da ne bileyim, evet artık bütünlüğüm var ama… Tuvalete girerken bile hâlâ o heyecanı duymak… Bunların hepsi, çocukların bu gelgitleri bir şekilde desteklenmek zorunda. Psikolojik tedavi ya da psikolojik destek aynen devam edilmesi gereken bir konu.

– Peki biraz da senin duygularından bahsedelim istiyorum. Bir anne olarak çocuğunuzun cinsiyet geçiş ameliyatı sürecinde, yani karar aşamasınd,a hazırlıkta ameliyat sırasında ve sonrasında neler hissettiğinizi paylaşabilir misiniz? Bu süreçte sizi en fazla zorlayan ne oldu?

– Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum. İlk başında yani 6-7 yıl öncesine dönecek olursak orada hayallerimden vazgeçmeyi öğrendim. Bunların hepsini geçmişe dönüp baktığımda görüyorum. Aslında çok şey başarmışım. Çocuğumla uyumlanmayı öğrenmişim, ama ameliyat süreci zirveydi benim için. Çünkü ben uçaktan korkan bir insanım ama uçağa bindim. Ya da insanlara bir şekilde canımı emanet edip onlarla iletişim yollarını denedim ki bu arada bunu da kesinlikle eklemek isterim, dil bilmeyen aileler bu konuda hiç çekilmesinler orada çok ciddi anlamda çevirilerle yollarını çok rahat bulabiliyorlar. Doktorlarla çok rahat iletişim kurabiliyorlar. Her konuda da destek oldukları için dilin artık orada çok önemi kalmadığını da görüyorsunuz.

Duygularıma dönecek olursak, çocuğumun vücut bütünlüğünde ilk gördüğümde, gerçekten o yeniden doğmuş gibi hissettim. Artık bu defa doğru doğurmuştum. Yani o artık vücut bütünlüğündeydi. Hızlandırılmış olarak yeniden bir bebek gibi ona bir ay içerisinde yeniden yürümeyi öğrettim. Yeniden tuvalete girmeyi öğrettim. Elimi tutarak ağladığı anlarda ona cesaret verdim ve bütün bunları yaparken aklımda tek bir şey vardı. İyi ki onu doğurmuşum, iyi ki böyle bir deneyim kazanmışım.

Çünkü ikili cinsiyet sisteminde kurduğumuz hayallerin, çocuklarımız üzerine planladığımız yol haritalarının hiçbir öneminin olmadığını, gerçek anlamda onların bir birey olduğunu yaşadıkça anlıyorum.

Çünkü ikili cinsiyet sisteminde kurduğumuz hayallerin, çocuklarımız üzerine planladığımız yol haritalarının hiçbir öneminin olmadığını, gerçek anlamda onların bir birey olduğunu yaşadıkça anlıyorum. O yüzden gözlerinin içine baktıkça huzura eriyorum. Ama bir anne olarak canından endişe etmemek mümkün değil. İyileşebilecek mi? Yeniden kendi ihtiyaçlarını kendi görebilecek mi? Çünkü o dönemde gerçekten çocuğunuzun eli ayağı kulağı her şeyi hissettiriyor. Dediğim gibi tam bir bebek gibi düşünün, bir bebeğin nasıl ki canı yanıyor ve siz o konuda çaresiz kalıyorsunuz, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Anne çaresizlikleri yaşıyorsunuz. Ama unutmayın ki bunların hepsi geçiyor. Hayat anlardan ibaret onlar da bitiyor. Şu an beşinci ayımıza girdik. “Ayımıza” diyorum, ben normalde annelerin çocuklarıyla ilgili kullandığı biz dilinden hiç hoşlanmam, ama o kadar çok hastanede ve sonrasında iç içe oluyorsunuz ki artık birbirinizi içselleştiriyorsunuz. Onun çektiği her acıyı siz de hissediyorsunuz. Güldüğü zaman mutlu oluyorsunuz, yardımsız yürüdüğünde, yataktan kalktığında alkışlamak tezahüratlar etmek istiyorsunuz. O yüzden biz dili kullanıyorum. Çünkü bizim ikimizin yaşadığı muhteşem bir deneyimdi. Ailelere yine sesleniyorum, asla korkmasınlar. Evet çok zor bir süreç, ama katlanılır ve çözümü güzel olan bir süreç.

Dinleyen birilerinim çocukları eğer bu süreçte ise benim gibi destek olsunlar ve doğru insanlarla bağlantıya geçip doğru hastanelerde bu operasyonları olsunlar.

Önemli olan bu.

– Peki şimdi ameliyattan sonra gelecekle ilgili hayalleriniz nedir?

– En büyük hayalimiz artık mahkemenin bitmesi O çok istenen “K” harfinin kimliğinde resmi olarak görülmesi. İşte o zaman bütün resmi kapılarda çok daha rahat hareket edebileceğini kendi hayatıyla ilgili çok daha emin adımlar atabileceğini düşünüyorum.

– Türklerde bizim kendi aramızda konuştuğumuz bir şey vardır ya, olmamışa dönmek. Gerçekten hiç o ameliyatları olmamış gibi sağlıklı yaşayabilmeyi çok istiyorum. Çünkü hâlâ daha o masajlar vesaire devam ediyor. Mesela bu yıl okulunu ertelemek zorunda kaldı. Umarım okuluna sağlıkla gidebilecek O yüzden gelecek yıl bizim için çok daha güzel bir yıl olacak. O yüzden bekliyoruz. Güzel hayallerimizi var. Ama dediğim gibi biz artık plan yapmamayı öğrenmiş bir aileyiz.

Planlar değil de o an verilmesi gereken kararları vermeye, yapılması gereken her şeyi yapmaya hazırız. Çok fazla plan kurmuyoruz.

– Peki bu süreç içerisinde olan veya olacak ailelere en son ne tavsiye etmek istersiniz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hocalarımız çocuklarımızla nasıl iletişim kuracağımızı, çevredeki insanlarla nasıl baş edebileceğimizi, nasıl güçlü durabileceğimizi anlattılar. 

– Aile grupları çok önemli. Biz bütün yaşadığımızı aile gruplarında birlikte yaşadık. Hepimiz aynı damdan düştüğümüz için belki de birbirimizi her alanda çok güzel alanında besleyebildik ve güçlendirebildik. Kolaylaştırıcı hocalarımız da bize yol gösterdiler. Çocuklarımızla nasıl iletişim kuracağımızı, çevredeki insanlarla nasıl baş edebileceğimizi, nasıl güçlü durabileceğimizi anlattılar. Çocuklarımızın haklarını bilmeleri gerekiyor. “Bizim çocuklarımız yanlış değil,” derken bunun altını doldurmak gerekiyor. Biz bunu söylüyoruz ama hukuksal alanda da bizim ne gibi haklarımız var, bu konuda anne babalar kesinlikle tam bilgiye sahip olmalı.

Hastaneler, doktorlar örneğin, bunların hepsi aile gruplarında paylaşılıyor. Hepimizin birbirimize verdiği tecrübeler, öneriler var. Daha çok bunlarla çalışmak daha çok onlara yönelmek hepimiz için, hepimizin evlatları çok kıymetli. Evladınızı götürdüğünüz her yerin bir referansı olması gerekiyor. O nedenle de yine aile grupları diyeceğim. Bu konuda LİSTAG’a bir kez daha teşekkür ediyorum. Çünkü ben en başında onlara ulaşmıştım. Şu an sürecin sonu gibi görünüyor belki, ama hâlâ onlara çok ihtiyacım olduğunu ve LİSTAG’a gelen ailelerin de bize ihtiyaç duyduğunu biliyorum. O yüzden LİSTAG’a çok teşekkür ederim.

– Peki Öznur Hanım bu değerli deneyimi ve duygusal yolculuğu bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. Eminim ki hikâyeniz ve bizimle paylaştığınız deneyiminiz bu konuda farkındalık yaratmamıza katkı sağladı. Çok teşekkür ederim. 

– Ben teşekkür ederim.

– Dinleyicilerime de bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın.

LİSTAG Aileleri Kampta… 

Çocukları LGBTİ+ olan aileler ile geçtiğimiz ay dördüncüsü düzenlenen kamp organizasyonuyla bir araya geldik. 

Her şey daha önce gerçekleştirdiğimiz kamplardaki gibi yine aynı sorularla başladı: LGBTİ+ ailelerine ve yakınlarına nasıl destek oluruz? Bu yolculukta nasıl birlikte hareket edebiliriz? Nasıl kalpten kalbe iletişim kurarız? Nasıl fayda sağlarız? 

Bu soruların ışığında, kamp programımızı detaylı bir çalışma ile belirledik ve 4. kampımızı gerçekleştirdik. 

Öncelikle tanıştık, kendi güvenli alanımızı oluşturduk. İhtiyaçlarımızı belirledik, kampımızın kurallarını hep birlikte yazdık. Hepimiz yaşayacaklarımız ve paylaşacaklarımıza dair, heyecanlı ve bir o kadar meraklıydık.

Kamp boyunca, LİSTAG olarak ailelere yönelik bir çok atölye düzenledik. Birlik olma ve dayanışmanın gücünü hissettik. Yaptığımız çemberlerde,birbirimize destek olurken, kalpten kalbe paylaştık ve ait hissettik. Oyunlarla eğlendik, eğitim seminerleri ile kendimizi geliştirip, öğrendik.  

Kimi zaman güldük, eğlendik, kimi zaman duygusal anlar paylaştık. Tanışmanın kaynaşmanın, anı paylaşmanın getirdiği birlik ve güven duygusu ile daha sıkı kenetlendik. Paylaşmanın en güzel hallerine şahitlik ettik. Doğanın kucağında, büyük ailemizle yan yana ve can cana olmanın pozitif etkisiyle bir kampı daha keyifle tamamladık. 

Dayanışma ve birlik olmanın getirdiği coşku ile uğurladık ailelerimizi. Huzurlu ve güçlenmiş hissederek, döndük gündelik hayatlarımıza. 

Bir sonraki kampın hayalini kurmaya başladık. 

Bu kampı gerçekleştirmemizi sağlayan Hollanda Başkonsolosluğu’na ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’ne destekleri için çok teşekkür ederiz.

Onur Haftası’nda LİSTAG’ın  15. Yılını Kutladık

Bundan 15 Yıl önce çocukları LGBTİ+ olan birkaç aile deneyimlerini paylaşmak ve dayanışmak için bir araya gelmişti. Sonra bu gruba dahil olan ailelerin sayısı artmaya başladı ve aslında hiç de az olmadığımızı gördük. Hak mücadelelerinde evlatlarımızın yanında yol alırken bu mücadelenin onların olduğu kadar bizim de olduğunu farkına vardık. Bilgilendikçe, bilgimizi, deneyimimizi paylaştıkça güçlendik  ve daha çok aileye ulaşmak, destek olmak amacıyla dernek haline geldik. Onur Haftası’na denk gelen 23 Haziran 2023 Cuma günü de Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu’nun ev sahipliğinde LİSTAG’ın 15. Yılını kutladık. Gün boyu süren 15. Yılında LİSTAG ve Türkiye’de Aile Örgütlenmeleri Sempozyumu’nun ardından sıcak bir resepsiyonla hem 15. yaşımızı hem de Onur Ayı’mızı kutladık, kayıplarımızı andık. 

“15. Yılında LİSTAG ve Türkİye’de Aİle Örgütlenmelerİ Sempozyumu”

Gün içinde LGBTİ+ aile örgütlerinden temsilcilerin ve uzun yıllardır birlikte çalıştığımız uzmanların katılımıyla düzenlediğimiz 15. Yılında LİSTAG ve Türkiye’de Aile Örgütlenmeleri Sempozyumu’nda deneyimlerimizi paylaştık. 

15. Yılında LİSTAG ve Türkiye’de Aile Örgütlenmeleri Sempozyumu saat 10:00 ‘da Hollanda Başkonsolosu Arjen Uijterlinde’nin açılış konuşmasıyla başladı.

LİSTAG Yönetim Kurulu Başkanı Tülay Savaş’ın konuşmasının ardından, LİSTAG’ın kurucu ailelerinden olan Günseli Dum, Sema Yakar, Ömer Ceylan ve Şule Ceylan ve Metehan Özkan “Dünden Bugüne LİSTAG” başlıklı bölümde LİSTAG’ın kuruluş hikâyesini ve tarihçesini anlattılar.

“LGBTİ+ların ve Ailelerinin Ruh Sağlığında Destek Mekanizmalarının Önemi’’ başlıklı panelinin katılımcıları Uzm .Dr. Başak Usta Gündüz, Doç. Dr. Koray Başar, Uzm. Dr. Seven Kaptan, Züleyha Baransel, trans ve LGBTİ+ gençlerin yaşadıkları sorunları, barınma, eğitim, çalışma gibi alanlarda yaşadıkları sorunları ve ailelerin bu sorunlar ile başa çıkma yöntemlerini anlattılar.

“LGBTİ+ Gençleri Desteklemek ve Güçlendirmek’’ başlıklı panelin konusu LGBTİ+ gençlerin eğitim, çalışma ve sosyal yaşamlarında güçlenmelerinde aile ve okul desteğinin rolü ve önemiydi. Özellikle okulda PDR desteğinin önemi üzerinde duruldu. Panelin katılımcıları Doç. Dr .Ezgi Toplu Demirtaş, Psikolojik Danışman ve Eğitim Bilimci Dilek Çankaya, Cinsellik Eğitmeni ve Danışmanı Efsun Sertoğlu idi.

“LGBTİ+ Aileleri ve  Hikâyeleri’’ başlıklı panelinin katılımcıları Can Candan ve Yasemin Zeynep Başaran’dı. Can Candan, LİSTAG ile tanışmasını, Benim Çocuğum Belgeselini çekme fikrinin nasıl doğduğunu, belgeselin çekim aşamasını anlattı. Yasemin Zeynep Başaran ise kendi LİSTAG yolculuğunu anlattı. (Belgeseli izlemek için BURAYA tıklayabilirsiniz.)

“LGBTİ+ Aile Örgütlenmeleri  Geleceğe Nasıl Bakıyor?” başlıklı panelin katılımcıları Ankara Galader Derneği’nden Nedime Erdoğan, İzmir Aile Grubu’ndan Birgül Ergün, Antalya Aile Grubu’ndan Hidayet Erşan ve LİSTAG Derneği’nden Nilüfer Kan Yeğin LGBTİ ebeveynleri olarak kendi hikâyelerini paylaştılar, endişe ve zorluklarla baş etme yöntemlerini ve örgütlenmenin önemini anlattılar.

Her biri yaklaşık 1 saat süren 5 panelin ardından LİSTAG’ın kurucularından Günseli Dum, kuruluşundan bu yana emeği geçmiş tüm Gönüllü ve Paydaşlarımıza teşekkür etti.

Hem 15. Yılımızı hem Onur Ayı’nı kutladık

Günün sonunda, 15. Yılında LİSTAG ve Türkiye’de Aile Örgütlenmeleri Sempozyumu’nun ardından sempozyum katılımcıları ve davetlilerimizle birlikte, sıcak ve neşeli bir ortamda hem 15. Yılımızı hem Onur Ayı’nı kutladık, hem de kaybettiğimiz arkadaşlarımızı andık.

En ince ayrıntısına varıncaya kadar düşünülmüş harika bir organizasyon ile LİSTAG’ın 15. Yılı’nı ve Onur Haftası’nı kutlamamıza vesile olan Hollanda Konsolosluğu’na, 15. Yılında LİSTAG ve Türkiye’de Aile Örgütlenmeleri Sempozyumu’na katılan tüm konuşmacılarımıza, sempozyumda ve resepsiyonda bizimle birlikte olan tüm dostlarımıza çok teşekkür ederiz.

LİSTAG 15 Yaşında!

2008 yılında İstanbul’da birkaç LGBTİ+ ebeveyninin bir araya gelmesiyle yolculuğuna başlayan LİSTAG 15 yaşında!  LİSTAG Aile Grubu olarak ilk başlarda yapabildiklerimiz sınırlı idi. Bir yandan aileler olarak birbirimizi yargılamadan dinler, destek olurken, diğer yandan çağrıldığımız her yerde hikayelerimizi anlatıyorduk. Çocuklarımız yanlış, bizler de yalnız değildik. Aklımızda olan en önemli şey ailelere destek olurken, çocuklarımızın da hayatını kurtarmaktı. Bugün ise sadece hikayelerimizi anlatmıyor, LGBTİ+ insan hakları ile ilgili her alanda ve  platformda sesimizi duyurmaya devam ediyor, LGBTİ+ların tam eşitliğe ulaşabilmeleri için gerekli kanun ve politikaların yapılabilmesi, toplumumuzda bu konuda farkındalık yaratılması için savunuculuk yapıyoruz. 

LİSTAG olarak 15 yıldır, LGBTİ+ ailelerine destek olmaya ve LGBTİ+ hakları savunuculuğu yapmaya, aile dayanışmasını her geçen gün kuvvetlendirmeye devam ediyoruz. 2008 yılında kurulduğumuzdan ve 2019 yılında resmi olarak dernekleştiğimizden bu yana, bilgilendikçe güçlenen ailelerin sayısı hızla artmaya devam ediyor. Aileler verdikleri hak mücadelesinin yalnızca çocukları için değil, kendileri için de olduğunun farkına varıyorlar. Bu bilince erişiyorlar. Geriye dönüp başardıklarımıza baktığımızda LİSTAG, Ankara, Antalya, Denizli ve İzmir’de aile grupları kurulmasına öncülük etmiş, milyonlarca insanın yaşamlarına ve gönüllerine dokunmuş ve LGBTİ+ ebeveynlerinin çekinmeden konuştuğu «Benim Çocuğum» adlı belgeselimiz  ile daha da büyük kitlelere ulaşıyoruz. 

Aynı zamanda Danışma Hattımızla, her ay ruh sağlığı uzmanlarıyla gerçekleştirdiğimiz toplantılarımızla, LGBTİ+ ailelerine yönelik yapmış olduğumuz yaz ve kış kamplarımızla, yayınlarımızla, söyleşilerimiz ve ulusal/uluslararası webinarlarla ailelerin hayatlarına ortak olarak, destek olmaya devam ediyoruz.  

LİSTAG olarak, tüm insanların cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadelerinin tanınıp, değer verildiği ve saygı duyulduğu bir gelecek hayal ediyoruz. Bu doğrultuda, 15 yıldır dayanışmanın gücüne inandık, umut etmeye ve ettirmeye çalışıyoruz. 

Biliyoruz ki, aslında LİSTAG HAYAT KURTARIR!

‘’17 yıl sonra kızımın lezbiyen olduğunu öğrendim. Aynı anda, dünya insanın başına gerçekten yıkılıyormuş, onu öğrendim. Koskoca bir enkazın altında kalmıştım. Göz gözü görmüyordu. Nefes alamıyordum. Dünya durmuştu. Renkler solmuştu. Işık yoktu. Kızım kaybolmuştu. Çocuğumla yaşadığım sabit geçmişim yıkıntılar altındaydı. Geleceğe dair kurduğum hayaller yerle bir olmuştu.” *

Bu sözler bir LGBTİ+ ebeveynine ait. 

15 yıldır çocuklarının veya yakınlarının LGBTİ+ olduğunu öğrenip, bir nevi enkaz altında kaldığını hisseden ailelere ulaşmaya çalışıyoruz. LİSTAG olarak yolculuğumuza devam eder ve kendi tarihimizi yazarken, diğer yandan Türkiye’nin de tarihine tanıklık ediyoruz. Yaşanan her olayda ( Gezi direnişi, deprem ve sel felaketleri vb. )  LGBTİ+ ve insan haklarını savunmaya devam ediyoruz. 

Ülkece zorluklarla yüzleştiğimiz 2023 yılını da aynı destek ve dayanışma ile aşmayı umuyoruz.

LGBTİ+ların tam eşitliğe kavuştuğu bir geleceği birlikte inşa edip, kutlayacağımız günlere erişmek dileğiyle…

15. yılımız kutlu olsun! Dayanışma ve sevgi ile…

* Gökkuşağından Hikayeler kitabından alınmıştır. 

Gökkuşağından Hikayeler, Tilbe Saran’ın Sesinden Storytel’de

LGBTİ+ Ailelerinin Gerçek Yaşam Öyküleri, “Gökkuşağından Hikayeler” kitabımızda ve artık Storytel’de!

Bu kitaptaki gerçek yaşam öyküleri, LGBTİ+ ailelerinin hayatlarındaki farkındalık anından itibaren geçirdikleri zorlu süreci içtenlikle anlattıkları birbirinden değerli öykülerden oluşmaktadır. Kitap, LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks Aileleri ve Yakınları Derneği) çatısı altında bilgi, destek ve dayanışma arayışı içinde bir araya gelen ailelerin kat ettikleri cesur ve öğretici yolculukların gerçek yaşam öykülerini bir araya getiriyor. Bu yalnızca LGBTİ+ ailelerinin değil, aynı zamanda onlarla birlikte çocukları da dahil olmak üzere toplumda farklılık nedeniyle dışlanmış herkesin hissettiği yalnızlık, ötekileştirilme ve baskı gibi konulara da ışık tutmaktadır. Kitap, herkesin kendi hayat tarzını ve kimliğini kabul etmeleri için bir ilham kaynağı olarak okuyuculara seslenmektedir.

Gökkuşağından Hikayeler kitabımızda gerçek yaşam öyküleri okuyabilirsiniz.
Gökkuşağından Hikayeler kitabımızda gerçek yaşam öyküleri okuyabilirsiniz.

Bu aileler, çocuklarının toplumda dışlanma korkusu ile yaşadıkları zorluklardan ötürü okulda ve iş yerinde yanlarında olma mücadelesi vererek, benzer durumlarla karşılaşan ve destek arayan diğer ailelere yardımcı olmak, onlara ilham vermek ve güç vermek amacıyla gerçek yaşam öykülerini paylaştılar.

Ötekileştirmeye Karşı Gerçek Yaşam Öyküleri

Kitapta yer alan gerçek yaşam öyküleri arasında, LİSTAG babalarından Ömer’in hikayesi de bulunmaktadır. Ömer’in sözleri, çocuklarının yanında durmanın önemini vurgularken, aynı zamanda diğer ötekileştirilmiş gruplar için de dikkate değer bir mesaj içermektedir. Bu mesaj, hepimizin bireysel tercihlerimizi ve yaşam tarzlarımızı seçebilme özgürlüğüne sahip olmamız gerektiği yönündedir. Dolayısıyla, Ömer’in hikayesi sadece çocuklarını kabul eden aileler için değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimleri için önemli bir örnek teşkil etmektedir.

“Bu süreç bana ötekileştirilen başka grupları da anlama ve tanıma olanağı verdi. Daha önce çok fazla bilgi sahibi olmadığım engellilerin, Çingenelerin, Alevilerin, Kürtlerin ve kadınların yaşadıklarını daha iyi anlamam konusunda bana yardımcı oldu. Şimdi görüyorum ki önümüzdeki asıl engel dünyanın en büyük terör örgütüymüş. Bu örgüt, bildiğimiz silahlı terör örgütleri gibi değil. Bu örgüt “el alem” Hepimiz el aleme göre yaşamaya çalışıyoruz, el alem ne düşünür diye. Oysa “Ben ne düşünüyorum?” diye kendimizi sorgulamamız gerekir. Başkalarının ne düşündüğü değil, bizim kendimiz için seçtiğimiz yaşam tarzı ve birey olabilmemiz önemli. Bütün insanlığın acilen bu el alem terör örgütünden kurtulması gerekiyor.”

Kitabı Storytel’de dinlemek için: https://www.storytel.com/tr/tr/books/gökkuşağından-hikayeler-2004584

Özlem Gürses’in konuğu olduk

Benim Çocuğum Belgeselimizin yönetmeni Can Candan, LİSTAG koordinatörümüz H. Metehan Özkan ve LİSTAG annelerimizden Avukat Tülay Savaş, 28 Haziran 2021 tarihli Pride Özel yayınında Özlem Gürses’in konuğu oldu. Bizleri konuk ettiği ve sesimizi duyurma imkanı verdiği için kendisine (ve rejideki Fatih’e) teşekkür ederiz. Programı youtube üzerinde veya sayfamızda (👇) izleyebilirsiniz.