LİSTAG

Onur Bayrağının Tarihçesi

LGBTİ+ hak hareketinin simgesi olan Gökkuşağı Bayrağı 1978 yılında San Francisco’da açık eşcinsel kimliği ile tanınan sanatçı ve aktivist Gilbert Baker tarafından tasarlandı. Baker daha sonra bir röportajda, ABD’de açık eşcinsel kimliği ile senatoya giren ilk politikacı olan Harvey Milk’in kendisinden LGBTİ+ haklarını ve onurunu temsil eden bir sembol tasarlamasını istediğini ve Gökkuşağı Bayrağı’nı LGBTİ+ onur sembolü olarak tasarladığını söyledi. 

İlk kez 25 Haziran 1978’de San Francisco’da yapılan Eşcinsel Özgürlük Günü Yürüyüşü’nde kullanılan 8 renkli Gökkuşağı Bayrağı daha sonra tüm dünyada LGBTİ+ hak hareketinin onur sembolü olarak kullanılmaya başlandı.

Gökkuşağı Bayrağı İlk tasarlandığında 8 renkten oluşuyordu: Pembe, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mor. Bu renkler sırasıyla cinselliği, yaşamı, şifayı, güneşi, doğayı, sanatı, uyumu ve ruhu temsil ediyordu. 

25 Haziran 1978’teki yürüyüşten kısa bir süre sonra Harvey Milk’in bir cinayete kurban gitmesiyle Gökkuşağı Bayrağı çok yaygın olarak LGBTİ+ haklarının sembolü olarak kullanılmaya başladı ve bayrağın seri üretimine ihtiyaç duyuldu. Üretim sürecinde pembe renkli kumaşın yetersiz olması nedeniyle pembe renk tasarımdan çıkarıldı, turkuaz ve mavi renk birleştirildi ve Gökkuşağı Bayrağı bugünkü 6 renkli halini aldı. 2017’de Philadelphia‘da başlatılan bir kampanya ile Gökkuşağı Bayrağına beyaz olmayan LGBTİ+’ları da kapsamak amacıyla siyah ve kahverengi de eklendi. Böylece Gökkuşağı Bayrağı bugünkü halini aldı. 

Gökkuşağı Bayrağı’nın bugünkü son halinde siyah çeşitliliği, kahverengi kapsayıcılığı, kırmızı yaşamı, turuncu şifayı, sarı güneşi, yeşil doğayı, mavi barış ve uyumu, mor ruhu temsil ediyor.

BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Ben bir baba değilim.
Anayım ben ana.
Kız olarak doğduğumdan beri, oyuncak bebeklerim elime verildiğinden, babamın prensesi olduğumdan, büyüyüp evlendiğimden, bazen de büyümeden evlendirildiğimden beri hep anne olmaya hazırladılar beni. Olamadımsa da eksik kaldığıma inandırdılar.
Peki ya erkekler. Onları da baba olmaya hazırladılar mı. Koruyan ve esirgeyen. İlla ki kollayan. Peki ya kimden. Keşke kendisinden. Babalık budur dediler. Olamadılarsa da benim gibi eksik kalmadılar. Buna inandırılmadılar. En fazla, soyları devam etsin diye kuma üstüne kuma ya da çocuk gelinler aldılar oğullarına.
Ama biliyor musunuz gerçek babalar da yaşıyor aramızda. Hiç bir şeye inandırılamamış. Önce insan olmayı başarmış babalar var. Yaşıyorlar. Çocuklarının sihirli dünyalarına adım atabilen, el gün için değil, çocuğu için, çocuğu ile birlikte yaşayan, onunla büyüyen erkekler var aramızda. Çocuğundan beslenen, hayatı çocuğuna öğretirken, bir yandan da birlikte yeniden öğrenen. Değişen. Dönüşen. Kuvvetlenen. Babalar var aramızda. Çocuğunun ruhuna, varoluşuna saygı duyan, sonra da bu ruhun sevgisi her nerede ve her kimde cisimleşiyorsa, ona da eyvallahı olan babalar var aramızda. Çocukları için kurdukları kendi hayallerinden vazgeçen babalar var, el alemi takmayan. Aramızdalar. Çocuğum kimi severse sevsin. Bana ne. Kime ne. Diyen babalar. Varlar. Aramızdalar.
Kimdir bu babalar.
Bu babalar LGBTİ+ çocuğu olan babalar. Gerçek babalar. Her türlü cinsiyet kimliğinin, ifadesinin ve cinsel yönelimin özgürce yaşanacağı bir gelecek için çocukları ile el ele yürüyen babalar. Çocuklarının tüm çocuklar gibi eşit haklara ve onurlara sahip olduğunu bilen babalar. Yere bakmayan, gökyüzüne bakan, gökkuşağına bakan babalar.
Çocuklarımızın babaları. Sevgili LGBTİ+ Babaları. Babalar Gününüz kutlu olsun. Bugüne özel hediyem şudur sizlere. Alın sloganımı benden. Taşıyın gururla.
‘’Lafı olan bana konuşsun. Babasıyım.’’

neşe

Birlikte Kazanacağız

LGBTİ+ dernekleri, ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne polis saldırısı ve Çanakkale Onur Yürüyüşü’nün hedef gösterilmesine ilişkin ortak açıklama yayınladı.

Dernekler, polis saldırılarını kınayarak bütün hak örgütlerini ve savunucularını LGBTİ+’ların insan haklarına saldırıya karşı mücadeleye çağırdı.

Açıklamanın tam metni şöyle:

10 Haziran Cuma günü yapılan 10. ODTÜ Onur Yürüyüşüne yapılan saldırıları kınıyoruz ve 17 Haziran’da yapılması planlanan 1. Çanakkale Onur Yürüyüşü’ne yönelik hukuka aykırı yasaklama kararını, nefret saldırılarını ve hedef göstermeleri kınıyor. Bütün hak örgütlerini, hak savunucularını ve kamuoyunu LGBTİ+’ların insan haklarına yönelik saldırıya karşı dayanışmaya çağırıyoruz.

ODTU Kampüsünde Cuma günü maruz bırakıldığımız şiddet ve işkence, hafızalarımızdan silinmeyen 2019 yılında yaşananlara çok benziyor. 2019’da Onur Yürüyüşü, ODTÜ Rektörlüğü tarafından yine yasaklanmış, Rektörlüğün talebi üzerine kampüse çağrılan polisler Onur Yürüyüşü’ne saldırmış, yapılan saldırıda işkence yasağı ihlal edilmişti ve LGBTİ+’lar işkenceyle gözaltılara maruz bırakılmıştı. Ardından LGBTİ+’lar Rektörlüğün hukuka aykırı yasaklama kararına karşı iptal davası açmış ve bunun sonucunda Ankara İdare Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından yasaklama kararının hukuka aykırı olduğuna kesin olarak hükmedilmişti. Gözaltına alınanlardan haklarında dava açılan 19 kişi ise açılan davada Onur Yürüyüşü’nün barışçıl olduğu gerekçesiyle beraat etmişti.

ODTÜ Rektörlüğü, bugün bir kez daha insan haklarına aykırı davranmakta ısrar etti. Rektörlük, yürüyüşten üç gün önce yine elektronik posta yoluyla Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğini ODTÜ’lülere duyurdu. Başta ODTÜ bileşenleri ve hak örgütleri olmak üzere kamuoyu, bu karardan geri dönülmesi için çağrı yaptı. Tüm çağrılara rağmen, üniversite yönetimi kararından geri dönmedi ve ODTÜ Kampüsü yeniden polisin LGBTİ+’lara işkencesine sahne oldu. 10. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü engellemeye yönelik polis saldırısında 38 kişi ters kelepçe ile gözaltına alındı, yürüyüşe katılan pek çok kişi işkenceye maruz bırakıldı. Saldırı sırasında kolluk kuvvetleri öğrencileri hedef alarak plastik mermi ve biber gazı kullandı. Polis şiddeti yürüyüş alanından taşarak dersliklere, kütüphaneye sıçradı. Bina içinde biber gazı kullanan polis, gözaltıları da içeride sürdürdü.

Bütün polis şiddetine, işkencelerine rağmen ODTÜ’de öğrenciler kampüsün her alanında olmaya sloganlarıyla, yürüyüşleriyle, basın açıklamalarıyla devam etti.

Aynı gün içerisinde ise 17 Haziran’da yapılacak Çanakkale Onur Yürüyüşü sosyal medya üzerinden açık bir şekilde hedef gösterildi. Nefret söyleminin ayyuka çıktığı bu günlerde, özellikle de açık hedef haline getirilen LGBTİ+’lar mücadele vermeye devam ediyor. Bu bu nefret dilini tanıyoruz, varoluşlarımızın kriminalize edilmesine karşı ses çıkarıyoruz.

LGBTİ+ dernekleri olarak; ODTÜ LGBTİQAA+ Dayanışması’nın, ODTÜ’lü lubunyaların ve bütün Onur Yürüyüşlerinin yanındayız. 2015 yılından beri hakları gasp edilmesine rağmen mücadeleyi bırakmayan LGBTİ+’ları selamlıyor, birbirimizden güç almaya devam edeceğimizi ve nefrete karşı büyüttüğümüz mücadelemizde birlikte kazanacağımızı bir kez daha bildiriyoruz.

İmzacı LGBTİ+ dernekleri: 17 Mayıs, 18 Haziran, GALADER, Genç LGBTİ+, HEVİ, Kaos GL, Lambdaistanbul, LİSTAG, Kırmızı Şemsiye, Muamma, Özgür Renkler, SPoD, ÜniKuir

Onur Yürüyüşü ve Onur Ayı Nedir?

Her yıl Haziran ayının son haftası dünya genelinde LGBTİ+ Onur Haftası olarak kutlanıyor.  Bütün aya yayılan kutlama ve etkinlikler nedeniyle de Haziran ayı Onur Ayı olarak adlandırılıyor. Her ülkede farklı tarihlerde de olsa Haziran ayının son haftası içinde, bütün LGBTİ+ topluluğunun katıldığı kalabalık ve şenlikli bir Onur Yürüyüşü yapılıyor. Onur Ayı ve etkinliklerinin ve yürüyüşünün amacını LGBTİ+ topluluğunun tüm dünyada görünürlüğünü arttırmak, hak mücadelesini ve dayanışmasını güçlendirmek ve paylaştıkları ortak tarihi kutlamak olarak özetleyebiliriz.

Onur Yürüyüşü’nün Tarihi: Stonewall Ayaklanması

Onur Yürüyüşü ilk defa 1970 yılında NewYork Manhattan’da Stonewall Ayaklanması olarak bilinen olayın yıldönümünde, 2000 kişinin katılımıyla yapıldı. 1969 yılının 28 Haziran’ında NewYork’ta başlayan ve 4 gün süren Stonewall Ayaklanması LGBTİ+ hak mücadelesi tarihinde bir dönüm olarak anılır. Bu ilk Onur Yürüyüşü feminist biseksüel Brenda Howard‘ın liderliğinde düzenlenmişti.

O yıllarda LGBTİ+ hakları tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de çok zayıftı. Açık olarak LGBTİ+ olmak her alanda toplum dışına itilmek demekti. O günlerde bar ve kafeler LGBTİ+’lara servis vermiyor ve bu tür işletmeler polis tarafından sürekli baskınlara uğruyor ve LGBTİ+’lar gözaltına alınıyor ve fişleniyorlardı. 28 Haziran 1969’da Manhattan’daki StoneWall Inn adlı bar sık sık olduğu gibi o gün de bir baskına uğradı ve ilk defa o gün açıkça “Eşcinsel olmaktan utanmıyoruz” diyerek polise karşı direnen bir grubun başlattığı direniş büyüdü, 4 gün süren olaylar sırasında yüzlerce kişi yaralandı ve gözaltına alındı. Bu direniş, LGBTİ+ hak mücadelesinin bir dönüm noktası olarak Stonewall Ayaklanması adıyla tarihe geçti. 

Olaydan sonra kapanan Stonewall Inn daha sonra 2007 yılında restore edilerek yeniden açıldı.  2016 yılında ise dönemin ABD Başkanı Barack Obama tarafından ulusal anıt statüsüne alındı.

Türkiye’de Onur Ayı ve Onur Yürüyüşü Tarihi

İstanbul, İstiklal Caddesi’inde gerçekleştirilen Onur Yürüyüşü’nden bir kare

Türkiye’de Onur Haftası ilk kez 1993 yılında “Cinsel Özgürlük Haftası” adı ile kutlanmak istendi, ancak İstanbul Valiliği etkinliklere izin vermedi ve etkinlikler için yurtdışından gelen konukları sınır dışı etti. Valiliğin bu müdahalesi, İstanbul’da örgütlü LGBT dayanışmasının ve hareketinin de başlangıcı oldu, Lambdaistanbul ve Kaos GL’nin temelleri atıldı. Bu engellemeye rağmen 1994 yılından bu yana Türkiye’de Onur Haftası çok çeşitli etkinliklerle kutlanmaya devam ediyor. Onur Yürüyüşü ise ilk kez 29 Haziran 2003’te 40 kişinin katılımıyla yapılabildi. Daha sonra her yıl kalabalıklaşan, gittikçe toplumun her kesiminden destek görmeye, sanatçı ve siyasetçilerin katılımıyla da güçlenmeye başlayan Onur Yürüyüşü’ne 2010 yılında 3000 kişi katıldı. 2013 yılında yapılan 11. Onur Yürüyüşü Gezi Direnişi’nin de ivmesiyle Türkiye’deki en kalabalık Onur Yürüyüşü oldu. 100.000 kişi bu yürüyüşe katıldı.

“Alışın Burdayız” “Susma Haykır, Eşcinseller Vardır” gibi sloganlar Türkiye Onur Yürüyüşü tarihinde en çok duyulan sloganlar oldu.

2015 yılından itibaren şiddetli polis müdahalesine maruz kalan Onur Yürüyüşü, 2016’da İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı. 2015’ten bu yana Onur Yürüyüşü çeşitli illerde, ODTÜ Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversitelerde polis müdahalesi ve yasaklara rağmen küçük de olsa gruplar tarafından yapılmaya devam ediyor. Biz de LİSTAG aileri olarak 2008 yılından beri çocuklarımızla beraber yürüyoruz.

2022 Onur Ayı’na Lubi’yle Merhaba De

2002 Onur Ayımız hepimize kutlu olsun! Bu vesileyle size bir hediyemiz var: Akıllı telefonlarınızda çalışan WhatsApp, İMessage gibi  anlık mesaj uygulamalarında kullanabileceğiniz çok renkli ve eğlenceli bir çıkartma seti tasarladık. Sosyal medya paylaşımlarımızda sık sık görmeye başladığınız Lubi bundan sonra hislerinizin tercümanı olacak. Ayrıca bilgisayarınız ve akıllı telefonunuz için arka plan görsellerimizi de bu sayfadan indirebilirsiniz

Lubi Çıkartma setimizi aşağıdaki butona veya bu bağlantıya https://sticker.ly/s/17CKCF tıklayarak indirebilirsiniz. Güle güle kullanın. 

Bilgisayar, laptop ve tabletleriniz için wallpaper’larımızı indirerek arka plan olarak kullanabilirsiniz.

Akıllı telefonlarınız için hazırladığımız wallpaper’larımızı indirerek arka plan olarak kullanabilirsiniz.

Çıkartmalarımızı ve wallpaper’ımızı hazırlayan Hakkı Tarkan Fenercioğlu’na teşekkürler.

Destek Olun

LİSTAG olarak sürdürdüğümüz çalışmaların devam edebilmesi için sizlerin desteği büyük önem arz etmekte. Eğer bizleri maddi olarak desteklemek isterseniz, banka hesabımıza tek seferlik veya düzenli aylık bağış yapabilirsiniz. 

LEZBİYEN GEY BİSEKSÜEL TRANS ARTI BİREYLERİN AİLELERİ VE YAKINLARI DERNEĞİ

TL Hesap Bilgileri: 

Garanti Bankası / Cumhuriyet Cad. Subesi

IBAN TR95 0006 2000 7720 0006 2982 11

Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz.


Not: Bizlere bağış gönderirken, açıklama kısmına sadece “BAĞIŞ” yazmanız yeterlidir.

Detaylı bilgi için: info@listag.org mail atabilirsiniz.

“Türkiye’de Bir Arada Yaşarız” Araştırması Hakkında LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Açısından Bir Değerlendirme

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV) “Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırması: Kutuplaşan Toplumda Bir Arada Yaşama Kapasitesi” başlıklı bir rapor yayımladı. Toplumda bir arada yaşamayı zorlaştıran önyargıların kaynağını anlamak ve toplumun bir arada yaşama kapasitesini ortaya koymak amacıyla yapılan araştırma, hem kapsadığı konular hem de  katılım  profili açısından oldukça geniş ve çeşitli. KONDA ve SAM’in nitel ve nicel araştırma alanındaki desteğiyle yürütülen araştırmada, 67 ilde 2132 kişiyle yapılan telefon görüşmelerinden, İstanbul’da yapılan 62 derinlemesine görüşmeden ve İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Kayseri, Erzurum ve Diyarbakır’da yapılan toplam 12 odak grup toplantısından elde edilen veri kullanılmış.

Araştırma ağırlıklı olarak dini, etnik, siyasi farklılıklara odaklansa da sınıfsal, eğitim durumu, yaşam biçimi, cinsiyet kimliği gibi farklılıkları da kapsıyor.  

LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları açısından bir değerlendirme:

“Anayım, kabul ederim.”

Biz de bu önemli ve kapsamlı raporu LGBTİ+ aileleri ve yakınları açısından değerlendirdik. Bu açıdan bakınca araştırma raporundan dört önemli sonuç çıkardık.

  1. Raporun en önemli çıkarımlarından biri, tanışıklıkların ve günlük hayattaki deneyim ve paylaşımların toplumda önyargıları aşmakta önemli bir işlevinin olduğu. Bu durum LGBTİ+ konusunda gayet net olarak görünüyor.
LGBTİ+ların eylem sırasında polis şiddeti görmelerini doğru bulan bir katılımcı, Peki sizin oğlunuz bir gün gelip gay olduğunu açıklarsa ne yaparsınız?” sorusuna, anayım, kabul ederim” cevabı verdi. Bu anlamda, katılımcıların günlük hayat deneyimlerinin genellikle siyasi yaklaşımlarına göre daha olumlu olduğu görüldü. 

Türkiye’de Bir Arada Yaşarız Araştırma Raporu’ndan çıkan bu sonuç LİSTAG’ı, LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları sıfatıyla elbette yakından ilgilendiriyor. Bu konuda biraz daha fikir sahibi olabilmek için yaptığımız bir soruluk anketimize katılmak için tıklayın: 

2. Araştırmaya göre, ikili kimlik ve ikili düşünce yapıları dışında kalan kimlik ve durumlar belirsiz ve kafa karıştırıcı olarak görüldüğü için toplumda korku ve güvensizlik yaratıyor; bu nedenle önyargının en çok görüldüğü alanlar bu tür “ara yerler”. 

Daha somuta inersek, araştırmamıza göre, korku ve güvensizlik yaratan sorunlar arasında ikili kimlik, ikili düşünce yapıları dışında kalan, kafa karıştıran ara yerler” başta geliyor.
En çok farklı” görünenler ise cinsel kimlik / yönelim” meselelerinde ortaya çıkıyor. Var olan hazır-giyim kimlik ikilemlerinin bozulduğu ara yerler (ne erkek ne kadın”) en çok tepki gösterilen dünyalar. Ara yer en farklı durum.
LGBTİ konusunun bizzat kendisi birçok insana rahatsızlık veriyor. Ara yerleri, müphem alanları görünmez kılan, ikili kategoriler (modern-geleneksel, rasyonel-irrasyonel, ileri-geri, erkek-kadın vb.) üzerinden düşünmeyi üreten modern toplumsal düşünce yapısı içinde yetişen modern ya da geleneksel insanlar, çarpıtarak, dönüştürerek de olsa bu ikili yapıları yeniden üretiyorlar. Bu ikili yapıların dışına çıkan davranışlar, kimlikleşmeler ise tedirginlik, endişe ve varoluşa dair güvensizlik yaratıyor.
Önyargının bir bileşenini ise kuşkusuz LGBT bireylerin ikili kategoriler konusunda konfor bozucu varlıkları inşa ediyor.
LGBTI+lar konusunda ayrımcı bir yaklaşımda bulunan katılımcı sayısı çoktu. Nedeni sorgulandığında çoğunlukla dini referansla, normal” olmadıkları ve toplumu bu nedenle kötü yönde etkiledikleri anlatıldı.

3. LGBTİ+ konusu toplumda “farkında olunan” ama görünür olması sorunlu olan bir alan olarak kabul ediliyor.

Ben kesinlikle ve kesinlikle bütün insanların farklı farklı düşüncelere sahip olduğunu biliyorum ve buna (LGBTİ konusunda) saygı duymak zorunda olduğumu da biliyorum. Ama bazı yerlerde bazı zamanlarda bu gözünün önüne sokuluyor insanın. Tamam LGBTİ affedersiniz çok özür diliyorum, lezbiyenlik, gay, bunlar ayrı konular. Ama bunları insan içine gözüne soka soka, her gün bunları haber yapma, şey yapma, bunlar çok bana göre yanlış. (OG-7, K5)
Eylem niye yapıyorlar mesela onlar. Onların yaptıkları eylem yanlış. Yani kendilerini ifade etmek için Taksimde yüzlerce kişinin bir arada yürümelerine gerek yok ki. (...) Onların yaptığı yanlış. Kendilerini yanlış noktaya çekiyorlar. Yani atıyorum işte, yüzlerce biz Türk’üzdiyen kişinin aynı anda İstiklalde yürümesi nasıl Türk olmayan insanları rahatsız edebilmesi doğalsa aynı şekilde kendini cinsel tercihiyle ifade etmeyen, başka insanların da yüzlerce kendini cinsel tercihiyle ifade eden insanı bir arada görmesi irrite eder yani. Bu doğal bir sonuç. (...) Malzemeye dönüşüyorsun. Çünkü irrite edici bir noktaya geliyor. Yani 20 tane LGBT bayrağının orada ne işi var? Bu kimliği o kimliğin yeri orası değil ki yani o kimliği ön plana çıkarmak iyi bir şey değil.

4.  Kamuoyunda bir grubun farklılığını kabul etmek genellikle varlıklarına “hoşgörü” ve “tahammül” düzeyinde kalıyor, ancak o grubun eşit vatandaşlık hakkına sahip olmayı kamuoyunda görünür bir şekilde talep etmesi ve bu hakların tanımlanması ise aynı derecede “hoşgörü” ile karşılanmıyor. Toplum temel haklar ve eşit vatandaşlık hakkı konusunda yeterince bilinçli değil.

Bazı toplumsal grupların ve bireylerin -abartarak söyleyecek olursak- nefes alıyor olmaları açlıktan ölmediklerinin ya da kimlikleri nedeniyle öldürülmediklerinin adeta kanıtı olabiliyor. Yani temel hakları tanımlama konusunda, bilgi düzeyi oldukça yetersiz bir kamuoyu olduğu söylenebilir.

Raporun tamamı burada:

BEN BİR SOLAĞIM 

Biliyor musunuz, ben bir solağım. Hem de KENDİMİ BİLDİM BİLELİ. En başta ailem, sonra da irfan ve bilgi yuvam olması gereken okulum ve öğretmenim beni değiştirmeye çalıştılar. Halbuki kendimi güvende hissettiğim, sevgi ve şefkatle sarılıp sarmalandığım, HER HALİMLE, OLDUĞUM GİBİ KOŞULSUZ KABULLENİLDİĞİM bir yuvaya ne kadar da çok ihtiyacım vardı. İsterdim ki ELALEM NE DERSE DESİN ailem yanımda olsun, beni olmak istemediğim bir şeye dönüştürmeye kalkışmasın.

Niye mi. Çünkü solaklık doğuştan gelmedir. VAROLUŞSALDIR. DEĞİŞTİRİLEMEZ. Sizce solaklık TERCİH EDİLEN bir şey olsaydı, ben bu zulmü seçer miydim.  BENİM BEYANIM ESAS değil midir. 

“Biz LGBTİ+ ebeveynleri Zümrüdü Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğar, kendimizi yeniler, dönüşür ve korkmaktan korkmayacak kadar korkusuz oluruz.”

Solaklar tercih edebilmiş olsalardı, eminim sağ ellerini seve seve kullanırlardı. Solakların kalemlerden, sağ kolçaklı masalardan, ev aletlerinden, müzik enstrumanlarından, makaslardan, bilhassa konserve açacaklarından neler çektiğini siz nereden bileceksiniz ki. Hele o cezveler yok mu, ah o cezveler.  Neyse ki imdadımıza teknoloji yetişti de elektrikli olanları çıktı. 

Eski zamanlarda solaklık, kötülüğün ve şanssızlığın simgesi haline gelmiş, solaklar her türlü  ayrımcılığa maruz bırakılmışlar.

Eskiyi bilmem ama şu sıralar dünyanın yüzde doksanı sağlaklardan oluşuyor. Sadece yüzde onumuz solağız. Egemenler her zaman için SOSYAL STATÜLERİNİ koruma uğruna FARKLI OLANDAN korkmuşlar, KONFOR ALANLARI’nı terk etmeyi akıllarına bile getirmemişler, dünyayı solaklar için yaşanılası bir yer haline getirmekten kaçınmışlar, birlikte hareket etmişler, bizleri yok saymışlar.

Bütün bunları size niye mi anlatıyorum. 

Çünkü biliyorum ki bize anlatılan öyküleri hafızamızdaki anılar ile birleştirdiğimiz zaman daha rahat hatırlıyoruz, kabulleniyoruz. Herkesçe bilinen, yaşanmış hikayelerininsanları daha çabuk harekete geçirme potansiyelleri var. İnsanları etkileme, ilgilerini çekme, öğretme ve ilham verme güçleri var. 

Hikayemizin konusu solaklık. Ama konu ya LGBTİ+ çocuklar ve aileler olsaydı. Yine bu kadar hızlı ve seri, anılarınız ile birleştirebilir miydiniz.  Solaklık kadar empati duymaya hazır olabilir miydiniz. 

Biliyorum sizlere sorsam çoğunuz homofobik/transfobik olmadığınızı iddia edeceksiniz. Ancak ateş düştüğü yeri yakarmış. Uzaktan bakan çoğu insan için LGBTİ+ ailesi olmak olmak bir yıkım, bir acı.  LGBTİ+ çocuğu olan aileleri bu acı yakar kavurur ve bu acıyı ancak yaşayan bilir. Başkalarının ise bu acıya üzülmesi geçicidir. Ancak bizim bakış açımızla o ateş evet yakar, evet kavurur ve hatta yaşayanı küle döndürürür. Ancak biz LGBTİ+ ebeveynleri Zümrüdü Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğar, kendimizi yeniler, dönüşür ve korkmaktan korkmayacak kadar korkusuz oluruz. 

Ortaçağda biz solakları cadı kontenjanından yakmışlıkları var. LGBTİ+’lara uygulanan cadı avının bitmesi için ise daha kaç çağ atlanması gerekiyor, sorarım size. 

Konumuza dönecek olursak, benim solak hakları için mücadelem aslında tüm İNSAN HAKLARI içindir. Bugün solaklara çektirilen zulmün yarın için başkalarına çektirilmeyeceği ne malum. 

O yüzden diyorum ki solak hakları, İNSAN HAKLARIDIR. Her türlü ayrımcılığa, ötekileştirmeye, nefret söylemlerine ve bazı sağlaklara inat, YAŞASIN HAYAT.

neşe

KAMPIN ARDINDAN…  

Uzun bir hazırlık sürecinden sonra, LİSTAG 21-23 Ocak tarihinde Polonezköy’de LİSTAG aileleri ile ikinci kez buluştu. 

Her şey daha önce gerçekleştirdiğimiz kamptaki gibi yine aynı sorularla başladı. LGBTİ+ ailelerine ve yakınlarına nasıl destek oluruz? Bu yolculukta nasıl birlikte hareket edebiliriz? Nasıl kalpten kalbe iletişim kurarız? Nasıl fayda sağlarız? Daha nice sorular…

LİSTAG olarak, pandemi süresince sanal ortamlarda aileler ile düzenli iletişim halinde olsak bile, artık yüz yüze görüşmenin zamanı geldi diye düşündük ve ikinci kampımızı gerçekleştirmek için kolları sıvadık. 

Uzun bir hazırlık sürecinden sonra, LİSTAG 21-23 Ocak tarihinde Polonezköy’de LİSTAG aileleri ile ikinci kez buluştu. 

Uzun bir hazırlık sürecinden sonra, LİSTAG 21-23 Ocak tarihinde Polonezköy’de LİSTAG aileleri ile ikinci kez buluştu.  Geçtiğimiz sene Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz kampımız, suya attığımız ilk taştı. Bu sene gördük ki o taşın hareleri büyümüş ve bir çok yeni aileye ulaşmışız. Bu heyecanla, Türkiye’nin farklı şehirlerinden tam 58 kişi aynı duygularla toplandık Polonezköy’de. İsimler ve yüzler fark etse de, doğanın kalbinde, gündelik hayatın temposundan uzakta, LİSTAG ve LİSTAG aileleri olarak baş başa olmanın mutluluğu ile başladık, 2 günlük kamp serüvenimize. 

Öncelikle tanıştık, kendi güvenli alanımızı oluşturduk. İhtiyaçlarımızı belirledik, kampımızın kurallarını hep birlikte yazdık. Hepimiz heyecanlı ve bir o kadar meraklıydık, yaşayacaklarımız ve paylaşacaklarımıza dair. 

Kamp boyunca, LİSTAG olarak ailelere yönelik bir çok atölye düzenledik. Hem öğrettik, hem öğrendik. Yaptığımız çemberlerde deneyimlerimizi paylaştık. Oldukça ağladık ama bir o kadar da  kahkahalarla güldük. Ait hissettik. Birbirimizden farkımızın olmadığını, LGBTİ+ çocuklarımız ve yakınlarımız için aynı yolda yürüdüğümüzü yeniden deneyimledik.  Ailelerin ihtiyaçlarının, endişelerinin aynı olduğunu gördük. Bu kampta çok şifalandık, çok bilgilendik. Bir çok sorunun cevabını birlikte bulduk. 

Kamp boyunca, LİSTAG olarak ailelere yönelik bir çok atölye düzenledik.

Tanışmanın kaynaşmanın, anı paylaşmanın getirdiği birlik ve güven duygusu ile daha sıkı kenetlendik birbirimize. Almanın ve vermenin en güzel hallerine şahitlik ettik. Kalpten kalbe paylaşmanın, dönüştürücü, bütünleştirici etkisini yaşadık.

Ve hepimize kısa gelen kampımızın ardından, dayanışma ve birlik olmanın getirdiği coşku ile uğurladık ailelerimizi. Hepimiz huzurla ve güçlenmiş hissederek, döndük gündelik hayatlarımıza. Bakalım bir sonraki kampımızda, kimlerle oturacağız yeni çemberimize…

Bu kampı gerçekleştirmemizi sağlayan İstanbul İsveç Başkonsolosluğu’na destekleri için çok teşekkür ederiz.

Bizimle iletişime geçmek için buraya tıklayabilirsiniz.

LGBTİ+’ların ailelerinden bakan Soylu’ya Ortak Açıklama

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun LGBTİ+’ları hedef gösteren açıklamasına dair aralarında LISTAG – LİSTAG – LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği’nin de bulunduğu GALADER – Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği, Akdeniz Antalya Aileleri Grubu, Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu ve İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu’nun ortak açıklaması:

LGBTİ+’lar vardır, evlatlarımızın yanındayız!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Türkiye Muhtarları Elele” projesi kapsamında yaptığı bir konuşmada “Mahallenizde hangi anne baba, LGBT’nin bu ülkede yayılması, gelişmesi için size başvuruyor? Bir anne baba ‘LGBT bu ülkede yayılsın’ Bizim çocuklarımız bu işlerle daha çok ilgilensin.’ diye bir tek kişi size başvurdu mu?” sorusunu dile getirdiğini medyada üzüntüyle okuduk.

Her şeyden önce “LGBT’nin yayılması” diye bir şeyin söz konusu olmadığını söylemek istiyoruz. LGBTİ+ olmak bir yaşam tarzı, bir tercih değil, LGBTİ+ olmak bir varoluştur. İnsanlık tarihi kadar eski, insanlık coğrafyası kadar da yaygındır. LGBTİ+’lar vardır, kimse bir başkasını LGBTİ+ olmaya ikna edemez. LGBTİ+’nın yayılması değil ancak kendini gizlemeyip daha fazla görünür olduğu söylenebilir.

LGBTİ+’ların elbette anneleri, babaları, amcaları, teyzeleri, kardeşleri, yeğenleri de var. LGBTİ+’lar bizim çocuklarımız, kardeşlerimiz, yeğenlerimiz, bizim evlatlarımızdır. Evlatlarımızı varoluşlarından ötürü dışlamıyor, aksine bağrımıza basıyoruz.

Biz LGBTİ+ aileleri, evlatlarımız sayesinde dünyanın siyah ve beyazdan oluşmadığını öğrendik ve de dünyayı kaplayan kocaman bir gökkuşağının altında, her renge yer olduğunu biliyoruz. Tüm ayrıştırmacı konuşmalara ve hedef göstermelere rağmen bizler, temel hak ve özgürlüklerine sahip olabilmeleri için evlatlarımızın yanında yer almaya, onları olanca gücümüzle desteklemeye devam edeceğiz çünkü çocuklarımız ne yalnız ne de yanlışlar.

LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır. İnsan haklarına saygı duyan herkesi evlatlarımızın varoluşlarını yaşama mücadelesine katkı sunmaya davet ediyor, bir İçişleri Bakanı’nın ülkesinde yaşayan insanları hedef göstermediği ve her yurttaşına eşit yaklaştığı bir ülkeyi temenni ediyoruz.

GALADER – Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği
LISTAG – LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği
Akdeniz Antalya Aileleri Grubu
Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu
İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu