LİSTAG

#OYalamayın

Anneler ve babalar olarak Türkiye’de Haziran 2018’de yapılacak seçimlerden önce cumhurbaşkanı ve milletvekili adaylarına sormak istiyoruz!
As parents in Turkey, we want to ask the presidential and the deputy candidates before the elections in June!
#OYalamayın

Reklamlar

LGBTI+ Onur Yürüyüşleri Özgürce Yapılsın!

İmzanla Dünyayı Değiştirmeyi Dene!

Şimdilik sadece Beyoglu Mephisto Kitapevi’nde. Beşiktaş ve Kadikoy’deki Mephistolar asmamışlar henüz ama müşteri velinimettir degil mi? Belki siz söylerseniz asarlar

 

 

Dayanışma Etkinliği

Pincho

First assembly of the European Network of Parents of LGBTIQ people

Source:https://my.ilga-europe.org/sites/all/modules/civicrm/extern/url.php?u=26761&qid=465380

On 21-22 February, the first ever assembly of the European Network of Parents of LGBTIQ people (ENP) was held in Malta. ENP is a network, designed by parents of LGBTIQ people, to be a voice for equality all over Europe. Over two days, parents from 15 European countries engaged in planning, practical workshops and discussions on how to advance LGBTI rights with Maltese Minister Helena Dalli, the European Commission, and MEPs before the official launch.

Çocukları LGBTİ+’ler olan ebeveynler Avrupa çatı örgütü kuruldu

Kaynak: http://kaosgl.org/sayfa.php?id=23171

Avrupa genelinde 15 ülkeden çocukları LGBTİ+ kişiler olan ebeveynler ve aile örgütlenmeleri ağ kurdu. Türkiye’den LİSTAG da ağın kurucu üyelerinden.

Çocukları LGBTİ+’ler Olan Ebeveynler Avrupa Ağı (ENP), Malta’daki açılış konferansının ardından kuruldu.

21-22 Şubat tarihlerinde ILGA Europe’un da desteğiyle yapılan açılış konferansına yaklaşık 15 ülkeden aile örgütlenmeleri veya ebeveynler katıldı.

Hırvatistan’dan TransAid, İspanya’dan AMPGYL, İsveç’ten Proud Parents, Malta’dan DRACHMA, Polonya’dan KPH, Portekiz’den AMPLOS, Ukrayna’dan TERGO ve Türkiye’den LİSTAG çatı örgütü ENP’nin kurucuları arasında yer aldı.

LİSTAG, oluşumun yönetim kurulunda da yer alıyor.

Malta’da evlilik eşitliği tartışması

Açılış konferansının dikkat çeken katılımcılardan biri Malta Toplumsal Diyalog Bakanı Helena Dalli idi. Dalli, LİSTAG’tan Metehan Özkan’ın Malta’da evlilik eşitliği yasasının ne zaman gerçekleşeceğine dair sorusuna, “Daha dün taslak metin üzerine çalışıyorduk” dedi.

Dalli’nin konferansta yaptığı bu açıklama Malta basının gündeminde genişçe yer aldı.

Konferansa LİSTAG’tan Metehan Özkan’ın yanı sıra Nimer Ersöz de katıldı. Ersöz, Türkiye’de LGBTI hakları, aileler ve LİSTAG üzerine bir sunum yaptı.

ENP’nin kurulduğu, Malta Hükümeti tarafından düzenlenen, “LGBTIQ Yol Haritası İçin Üst Düzey Bakanlık Konferansı”nın açılış yemeğinde duyruldu.

Bulut’a

img_2847

Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp bizim için
Yaşın yaşın ağlar mısın

(Yunus Emre)

Sevgili Bulut,

Seni kaybettiğimizi öğrenince özellikle içinden geçtiğimiz şu günlerde duygularımızı ifade etmek için Yunus Emre’nin bu sözlerinden daha iyisini bulamadık. Evet! Sen bizim için bir sivil toplum gönüllüsü ve LGBTI aktivisti olarak karlı dağların başına yağan bir yol arkadaşıydın. Özellikle LİSTAG ve “Benim Çocuğum” için yaptıklarını hiç unutmayacağız.

Ama merak etme!

Gökyüzüne her baktığımızda Boysan, Zeliş ve niceleri gibi ‘Bulut’umuz, umudumuz olmaya devam edeceksin…

LİSTAG

LGBTI+ Aileleri ve Yakınları Grubu

Invitation to the European Network of Parents of LGBTQI People (ENP)

14633693_10154483672291970_6844024356175974690_o

Dear Members of the Groups/Organisations of Parents of LGBTQIs in Europe,

We plan to unite organisations and individual activists who affiliate/associate themselves as parents of LGBTQIs in Europe, namely “Proud parents who can say YES! I have an LGBTQI child or are on the way!”

On behalf of the network I encourage you and your organization to accept our invitation and look forward to your response.

Please kindly find attached a chronological account of how this came about and our milestones.

You may contact me at your convenience if you need any further details to help you communicate this invitation to your colleagues.

Best Regards,

H.Metehan Ozkan (LISTAG)

On behalf of ENP Constituent Board


You can find below the links to join our network:

Facebook:

https://www.facebook.com/groups/465706283581898/edit/

Google Groups:

european-network-of-parents-of-lgbti@googlegroups.com

We would very much appreciate if would follow us on Facebook and be part of our google mailing group at this stage.


European Network of Parents of LGBTQI People (ENP)

In April 2015 in Kiev (Ukraine), we have adopted a resolution to help the establishment of a European Parents Network during the first international conference for parents of LGBTQIs – Our Families: Ways of Understanding, Acceptance and Support – and handed it over to the programme director of ILGA-EUROPE

In June 2015 in Warsaw (Poland), we have presented our ideas on the European Network of Parents at the international conference “Parents of LGBTQI Persons – Constant Dropping Wears Away a Stone”

Between 28 and 31 October 2015, the 19th Annual Conference of ILGA-Europe (the European Region of the International Lesbian, Gay, Bisexual, Trans and Intersex Association) took place in Athens, Greece, under the theme “Many Voices, One Movement – Together, mobilized for a just society”.

The objective of the annual conference in Athens was to bring together activists, policy makers, representatives of institutions and other allies in order to discuss current developments across the continent, to learn and share experiences and knowledge, to strategize and to plan joint work.

Since the parents of LGBTQIs are recognised as the strongest allies in the field of advocating for human rights and equality for LGBTQI people, for this conference in Athens ILGA also invited representatives from organisations formed by the parents of LGBTQIs, working in various countries.

During the conference it was decided that the Parents of LGBTQIs should form an independent European Network to strengthen the local efforts of the various groups working at a national or regional level. During the ILGA conference, the participants deliberated many questions, including:

When we talk of mobilisation, how can we make sure that our work truly benefits from and promotes the rich diversity of our communities? If we truly want to instigate successful change, we need to make sure that all people are included and all our needs are addressed.

What are the best ways to engage with our new allies in this context? What are our commonalities?

In May 2016, following up from the conference in Athens representatives from the organisations of Parents of LGBTQI People were invited by ILGA to meet at the HQ in Brussels.The meeting gathered representatives from 9 different organisations throughout Europe, to exchange experiences of the work and to identify the initial establishment of a European Network of Parents of LGBTQI organisations and initiatives.

During this meeting a number of decisions were taken including:

(1) Defining our Vision Statement created from contributions from the participants.

The vision of the European Network of Parents of LGBTQI people is a world of equal opportunities, where sexual orientations, gender identities and gender expressions are secured, respected and affirmed.


Defining our Mission:

We are the European Network of Parents of LGBTQI people – ENP.  Our mission is to unite the national organisations and initiatives of Parents of LGBTQI people at the European level; to be a voice for LGBTQI people’s dignity and equality and to empower initiative groups and organisations of parents of LGBTQI to become a voice for equality for LGBTQI people

(2) Established the first core group to work together to officially set up the network.

(3) Share the outcomes from this meeting with other parents organisations as part of the invitation to develop the Network

In October 2016 a small group of us were invited to attend the ILGA Europe annual conference in Cyprus. Naturally we took the opportunity to promote the ENP and were encouraged to keep up the effort by the positive response from the various representatives attending the conference.

In November 2016 the core team has been invited to participate in a parents conference organized by Parents’ initiative TERGO and will take the opportunity to work on the preparations for the launch meeting in Malta scheduled for the 22nd of February 2017.

Ben ve Kızımın Hikayesi

candan

BEN VE KIZIMIN HİKAYESİ

Birinci çocuğum erkek doğduktan sonra, hep bir kızımın olmasını istedim. Doğumunu sabırsızlıkla bekledim. 30 Haziran 1995 tarihinde bir kız çocuğuna kavuştum. Onu çok sevdim. Her annenin çocuğunu sevdiği gibi…

Oldukça hareketli bir çocuktu. Ağabeyi ile çift kale maç yaparlardı. Kapılara tırmanır, koltuk ve kanepelerin tepelerine çıkardı. Ağabeyi ve erkek kuzenine benzer şekilde giyinir, gömlek ve pantolon giyerdi. Elbise giydiremezdim. Saç tokası takamazdım. Firkete taksam bile onu söker atardı. Kırmızı rugan ayakkabılarını bile bir kere giydirebildim. Hep spor, siyah erkek modeli ayakkabılar giyerdi. Babası işe gittikten sonra, tuvalet aynasına boyu yetişmediği için sandalyeyi çekerdik. Orada “yüzümü  yıkıyorum”  diyerek sanki tıraş oluyormuş gibi sabunu köpürtürdü. Sonra gömlek giyer, babasının kravatlarını  takardı. Ağabeyine “Ben erkeğim, bana ağabey diyeceksin “derdi. Küçük yaştan beri “Ben evlenmeyeceğim.” derdi. Ben de fikrinin zamanla değişebileceğini söylerdim.

Çok yaramaz ve karıştırıcı bir çocuktu. Ağabeyi çok çalışkandı. Ailede hep ağabeyi övülürdü. Ağabeyinin iyi  bir liseyi kazanması için ev ortamı sakin olmalıydı. Onun için kızımı, ilköğretim süresi boyunca 5 yıl anneannesinin evine gönderdik. Kızım evine ancak hafta sonları, kısa bir süreliğine geliyordu. Hafta içi ben kızımı öğle saatleri görmeye gidiyordum. Öğleden sonraları, kızım anneanne İle ders çalışıyordu. Ben, evde oğluma derslerinde yardımcı oluyordum.Tabii bu 5 yıl kızımın davranışlarını, psikolojisini çok takip edemedim. Hep bir sıkıntıları vardı. Ben de bunun anneannesinin ders baskılarından, evine ve bizlere duyduğu özlemden olduğunu düşünüyordum. 6-7 ve 8. sınıflarda kızım evine gelmeye başladı. Ağabeyiyle okula servisle gidip geldi bir süre. Bazen hareketleri erkeksi oluyordu. Okul arkadaşları hep erkekti. Kızlarla bir türlü fazla uyuşamıyordu.

Sonra liseye başladı. Lisede pantolon giymek hoşuna gidiyordu. Etekleri şort etekti. 4 yıllık lise hayatında 3-5 defa şort eteği giydi ya da giymedi. Lise 2 de bir arkadaşı geydi. Biz, ailece o arkadaştan etkilenebileceğini düşündük. Arkadaşı ile sürekli Taksim’e gey barlara gidiyorlardı. Bu, beni  oldukça huzursuz ediyordu. Ben, kızımın eşcinsel olabileceğini hayal bile edemiyordum. Bir aile dostumuz, ”Arkadaşı gey ise,sizin kızınızı eşcinsel yapabilir.” dedi. Ben  “Yok canım, öyle şey  olamaz” diyordum.

Alışveriş merkezlerine gittiğimizde herkes dönüp kızıma bakıyordu. Kızımın beğenilmesi benim hoşuma gidiyordu. Kendine bakıyordu. Lise çağlarında saçlarını saç düzleştirici ile düzleştirmeden okula gitmiyordu. Bazen odasına kapanıyordu. Bilgisayarda bir şeyler bakıyordu. Bir bunalımı vardı. Psikolojik sorunları olduğunu düşünüyordum ama psikolog veya psikiyatrın etkili olacağını düşünmüyordum. Ben de bu bunalımdan kurtulması için onu serbest bırakmaya başladım. Öyle ki gece geç vakitte de gelse karışmıyordum. Yazın üst üste Didim’ e tatile götürdüm. Geceleri istediği kişilerle dolaşmaya çıkıyor ya da içki içebiliyordu. Bu arkadaş bazen kız, bazen erkek olabiliyordu.

Bir de regl durumu düzensizdi. 2 ay regl olmadığı oluyordu. Zaten yaşıtlarından daha geç regl olmaya başlamıştı. İlk olarak 13 yaşında jinekoloğa götürdüm. Doktor, menstrüasyon sürecinin normal olduğunu söyledi. Kızımla teke tek görüştü. Bunun sonucunda “Çocuğunuzu bir psikiyatra götürün” dedi. Sonradan öğrendiğimde kızım “Ben regl olamıyorum, acaba testislerim mi var ?” diye sormuş. Ben ergenlik çağında  olduğunu, geçiş döneminde böyle şeylerin olabileceğini düşündüm. Sonra konu kapandı.

13 Ocak 2013’te dedesi vefat etti. Kızımın ağlaması  ve sıkıntıları uzun sürdü. Babası, babaannenin evinde kalıyordu. Kızım bu sırada bana bu üzüntünün neden kaynaklandığını söyledi. ”Ben sevgilimden ayrıldım!” dedi ve bana cep telefonunda bir kızın resmini gösterdi. Bu beni çok  şaşırttı ve “Anne, ben lezbiyenim (eşcinselim) “ dedi. Ben neye uğradığımı şaşırdım. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Ben yine bunun geçici olabileceğini, değişebileceğini sanıyordum. Sanki sert bir duvara toslamıştım. Ağır bir darbe yemiş gibiydim. Çaresizdim. Her ne kadar kızım söylememi istemese de hemen konuyu eşimle paylaştım. O da şaşırdı. Eşim annesine yani kızımın babaannesine söyledi. O da ailelerinde hiç böyle bir şeyin olmadığını söyledi. Ben anneanneye söyledim. Bu arada ağabeyi de duydu. Ben gece gündüz  ağlıyordum. Bunalıyordum. Çare arıyordum. Sokaklarda ağlayarak dolaşıyordum. Hep bir suçlu, bir neden bulmaya çalıştık. Yetiştirme tarzından mı kaynaklandığını sorguladık. Ailelerimizde daha önce eşcinsel olup olmadığına baktık ama bir şey bulamadık. Hatta oğlum ”Anne, sen hamileyken bir ilaç mı kullandın, kardeşim eşcinsel oldu?”dedi. Anneannesi ve, babaannesi benim, kızımı çok serbest bıraktığımı, yeterli baba baskısının olmadığını söylediler. Okuldaki gey arkadaşından etkilendiğini, onu gey barlara götürdüğünde içeceğine hormon hapı kattığını düşündüler. Annem  kendi  bulduğu  Bakırköy’deki psikiyatra götürmem için baskı yaptı. Aile hekimi, ona bazı eşcinsellerin düzelebileceğini söylemiş.

Ailede akıllı bildiğim ağabeyim ve onun karısına bir süre açılamadım ama çaresizdim ve kızıma sormadan, onun iznini almadan bir gün ağlayarak onlara telefon açtım. ”Benim kızım eşcinselmiş, ne yapacağım ben, düzelir mi?” diye sordum.Ağabeyimin hanımı “üzülme” dedi. Ağabeyim, ”Boş ver, şükret oğlunda olmadı” dedi. Ağabeyimin bir arkadaşı psikolojik yaşam koçuydu. Ona gitmemizi önerdi. Doktor homofobikti. Kızım, göğsünü gererek doktora ”Ben, lezbiyenim” dedi. Doktor “güzel kızsın, erkek milletine yazık olacak” dedi. Kızımdan bir makas aldı.

Kızım bana açıldıktan sonra – belki lezbiyenlikten kurtulur düşüncesiyle – kızımın önerisiyle  kızımla beraber Lambda‘ya gittim.Orada iki gey vardı. Onlarla da konuştum. Bana  broşür verdiler. Hafta sonu toplantılara katılabileceğimi  söylediler.

Ben,yakışıklı bir erkekle evlilik hayalleri kurmuştum kızım için. Telli duvaklı gelin yapacaktım. Bana güzel torunlar  verecekti. Hep bebekliğinden beri hayalim bu yöndeydi. Bu hayallerim suya düşüyordu. Bir ara kızımın heteroseksüel olmasını ümit ederek ona ”evimizde eşcinsele yer yok, çek git.” dedim. Harçlıklarını kestim. Bankadaki  hesabına el koydum. O da artık hiç harçlık vermeyeceğim düşüncesiyle gidip altın kolyesini bozdurmuş.

Kızım benden habersiz LİSTAG ile iletişime geçmiş. Beni Taksim’de bir sinemada “Benim Çocuğum” belgeselini izlemeye götürdü. Ben salonun arkasında ayakta izliyorum. İlk olarak etkilenmedim. Oysa, sonradan seyrettiğimde gözyaşı ile seyrettim, çok etkilendim. 5-6 defa izledim. Yine seyretmeyi isterim. Etrafımdaki eşcinsellere tuhaf yaratıklar gibi bakıyordum. Filmin sonunda beni LİSTAG annelerinden Günseli ile tanıştırdı. Günseli, bana çok olumlu yaklaştı. Beni LİSTAG ‘a ve CETAD toplantılarına çağırdı. İlk birkaç CETAD toplantısına katıldım. Başlangıçta kızımın durumunu anlattıktan sonra eve hasta geliyordum. Başım ağrıyordu. Baktım kızımda hiçbir şey değişmiyor ve bu toplantılar beni  üzüyor; CETAD toplantılarına gitmeme kararı aldım ve1-2 sene gitmedim. Bu arada bazı homofobik yaklaşımlarım oluyordu. ”Sen,bir yaratıksın, eşcinsellikten vazgeçmezsen hayatta hep yalnız kalırsın ancak bir erkek seni mutlu edebilir, bir kadınla nasıl mutlu olursun.” gibi.

Bu arada kızıma hormon testleri yaptırdım. Belki bir hormon verirler, düzelir diye düşünüyordum. Benim endokrinoloji doktoruma götürdüm. Doktorun da eşcinsel olduğunu düşünüyordum. Ona rahatlıkla  açıldım. Doktor kızımın eşcinsel olduğunu duyunca çok olumlu karşıladı ve kızımla çok iyi diyalog bir kurdu ama adet gecikmeleri için “bir jinekoloğa  gidin, benim alanım değil “ dedi. Jinekoloğa da götürdük. Ona da kızımın eşcinsel olduğunu söyledim. “Değişebilir mi?” dedim.  Böyle bir şeyin olamayacağını  söyledi.

Kızımın eşcinsel olduğunu öğrendiğimden beri 3  yıl geçti. Artık ilk günkü gibi üzülmüyorum. Artık değişmeyeceğini biliyorum. Lezbiyenliğin bir hastalık olmadığını, Allah’ın öyle yarattığını biliyorum. Nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşamasını istiyorum. Bunları CETAD toplantılarında psikiyatrın açıklamalarından öğrendim. LİSTAG annelerinden güç alıyorum. Onları çok seviyorum. Bir aile gibi bizi benimsediler, içlerine aldılar.

Hatta 3 yıl önce şöyle bir düşüncem vardı. ”Partnerini sakın benimle tanıştırma! Dışarıda, otelde buluş veya yabancı ülkeye git, gözüm görmesin!” Ama, şimdi partnerlerini bana rahatça anlatıyor, hatta tanıştırıyor. Birlikte konserlere, yemekli toplantılara bile gidiyoruz.  Empati kurabiliyorum. Biliyorum ki bu, onun bir tercihi değil. İçinden gelen bir his, bir yönelim. Artık bunun bilincindeyim.

Bir ara kızımın kafası karıştı. Acaba “Ben lezbiyen miyim, yoksa trans erkek mi miyim?” diye. Bunun üzerine psikiyatra gittik ve sonunda vücudundan memnun olduğunu ve lezbiyen olduğunu anladı.

Kızım, en son kendini anlatan bir mektup yazdı. Bu mektup beni çok etkiledi. Onun bu yaşa kadar neler çektiğini, bizden neler sakladığını, kendisi ile mücadelesini anladım. Bu zorlukları yaşaması, içimi acıttı. Mektubu ağlayarak okudum. Babası ve ağabeyi de okudu. Babaanne ve anneanneye de okuttuk. Artık hepimiz nasıl yaşarsa yaşasın onun yanındayız, arkasındayız! Onu çok seviyoruz. Babası tam kabullenemiyor. Biz de bazen bu yüzden tartışırız. ”Benim Çocuğum”belgeselini seyrettirmek isterim, kabul etmez. CETAD toplantılarına ya da yemekli aile toplantılarına götürmek isterim ama gelmez.

Bu arada ben ve kızım yemekli aile toplantılarına hoşlanarak gidiyoruz. Orada hem sevdiğimiz ebeveynler hem de çocukları var. Geçen gün Cumartesi LİSTAG toplantısına giderken şunu düşündüm. Bana kızımı kazandıran LİSTAG’dı. Onlara minnettarım. Onlar olmasa ve kızımla aramdaki soğukluk devam etse, belki kızım intihara kadar sürüklenebilirdi. ”Benim Çocuğum” belgeseli ve CETAD  toplantıları başta Dr. Nesrin YETKİN ve Dr. Seven KAPTAN ‘ın gönüllü, ücretsiz olarak yaptıkları toplantıların bana çok etkisi oldu. Ben 2013’ten önce cinsellikle ilgili kavramların (heteroseksüel,eşcinsel,transseksüel,biseksüel vb.) hiçbirini bilmiyordum. Onlar sayesinde, LİSTAG broşürleri sayesinde öğrendim.

Sonsuz teşekkürler LİSTAG Ailesi ,CETAD Psikiyatrları!

H.D.

Çocuğumun Kokusu Hiç Değişmez

IMG_2522.JPG

Çocuğumun Kokusu Hiç Değişmez

Her şey yaklaşık 5 yıl önce çocuğumun cinsel yönelimini / cinsiyet kimliğini öğrendiğim zaman başladı. Doğulu bir aileden geliyorum. İstanbul’da büyüdüm. 17 yaşında evlenip 18’imde anne oldum. Kız ya da erkek çocuk isteğim yoktu, sanırım sadece bir çocuğum olsun istedim. Çocuğum 2.5 yaşındayken eşimden ayrıldım. Ailem memleketim olan Şanlıurfa’ya döndü. Ailem ve ben çocuğumu elimizden geldiğince sevgi dolu bir ortamda yetiştirmeye çalıştık. Arkadaş gibiydik sanırım beraber büyüdük.

Çocuğumda bir farklılık hissetmemiştim; evet biraz hassas, naif ve duygusaldı, sert mizaçlı bir çocuk değildi ama diğer erkek çocuklardan pek de farklı değildi. Çok yakışıklı bir çocuktu ve kız arkadaşları vardı. Ta ki lise 1. sınıfa başladığı  sırada  çocuğumun samimi bir arkadaşının annesi iş yerime gelerek ‘’senin çocuğunda bir farklılık var duyduğum kadarıyla bir erkek sevgilisi var – taciz ve tecavüzü kastederek – acaba başına bir şey mi geldi?” diye konuşunca şok yaşayıp, sinir krizi geçirerek hastanelik oldum. Tek isteğim böyle bir şey varsa ölmekti. Ölmek istedim. Hastanede yatmayı kabul etmeyip eve döndüğüm zaman ağlayarak çocuğumla konuşup böyle bir şey varsa doktora gidebiliriz ve bu durumu aşabiliriz, düzeltebiliriz dedim. Çünkü düzeltilir sanıyordum. Çocuğum ağlayarak böyle bir şey olmadığına yeminler etti. Kendisinin yüzünden bana bir şey olursa kendini öldürebileceğini söyleyince, iyi ki  hastanede yatmadım diye düşündüm. Böyle bir şey yoktu ve ben başkasının lafıyla hem kendimi hem çocuğumu üzmüştüm. Bu olaydan sonra daha fazla kız arkadaşı oldu eve getirip benimle tanıştırmaya başladı. Sevgililer fazlalaştıkça demek ki çocuğumda bir şey yokmuş deyip mutlu oluyor ve küçük de olsa içimdeki şüpheyi yok ediyordum. Çocuğum üniversite 1. sınıfı bitirdiği sıralarda bir arkadaşımın bilgisayarından  internete girip bir arkadaşıyla konuşmuş. Arkadaşım ise kendi çocuğunu kontrol amacıyla  yaptığı kayıtları okurken benim çocuğumun bir erkekle yazışmalarını yakalamış. Yine iş yerimdeyken bana konuşmayı e-posta olarak gönderdi. İnanın tamamını okuyamadım, çünkü iki erkek arasında olamayacak bir konuşmaydı, sevgiliyle yapılan bir konuşmaydı ve benim çocuğumun sevgilisi bir erkekti…

İnanmak istemedim, o hissi anlatmak çok zor, tüm dünyam yıkıldı, yaşamak istemedim, deliriyorum sandım. Bu sefer inkarı yoktu. Bana göre çocuğum eşcinseldi. Çocuğumla yüzleşmeye korktum; sanırım hem duyacaklarıma hazır değildim  hem de ürkütürsem evden gider diye düşündüm. Delirdim, sanırım kafamı duvardan duvara vurdum, intihar etmek istedim. İlginçtir; babamın hayatımda yeri çok farklı olmasına rağmen ve babamı canımı verecek kadar sevdiğim halde keşke babam ölseydi de benim çocuğum böyle olmasaydı diye düşünecek kadar aklım başımdan gitti. Çünkü çocuğumdu o benim, tüm dünyamdı. İkimizdik, yalnızdık, o benim yol arkadaşımdı. Bir çok hayalim vardı, çok yakındık, birbirimizden saklımız gizlimiz yoktu ama öyle değilmiş, benim çocuğumun benim bilmediğim  apayrı bir dünyası varmış. O an çocuğumu hiç tanımadığımı hissettim bir erkek çocuğum vardı ama aslında yokmuş. Sanki çocuğum ölmüştü ve ben onu kaybetmiştim. Canım çok acıdı, içim çok yandı. Tarifi mümkün olmayan bir acı yaşıyordum. Aklıma üniversite ortamında başına bir şey mi geldi, acaba çocuğum kötü niyetli insanların eline mi düştü, zorla bir şey mi yaptırıyorlar gibi sorular geldi. Anneannesine çok düşkündü, yazları Urfa’ya giderdi acaba orada mı bir şey yaptılar diye düşündüm. Mutlaka bir çaresi vardır el ele verirsek düzeltiriz diye düşünüp kendimi teselli etmeye çalıştım. Acabalarım çoktu ama cevaplarım yoktu. Bu konuyu hiç bilmiyordum üstelik okumayı çok seven bir anne olarak nedense bu konuda bir şey  okumamıştım. Çaresizdim… Önyargılı bir insan değildim ama bu konu dikkatimi hiç çekmemişti sanırım. Çocuğumla konuşmaya korktum, evden gider diye düşündüm ama yüzleşmem gerekiyordu. İçimde yine de bir umut vardı; galiba bana yine “bir şey  yok” diyecek ve ben yine buna inanmayı seçecektim.

Çocuğumla konuştum. Bir yazışmasını okuduğumu, eşcinsel olduğunu düşündüğümü, böyle bir şey varsa maddi şartlarımızı zorlayıp, İstanbul’dan, arkadaşlarından uzaklaşabileceğimizi, farklı hobilere, kurslara yönelebileceğini, doktora gidersek, tedavi olursa düzelebileceğini anlatmaya çalıştım. Bilgisizdim, çocuğum benden daha bilgiliydi bu konuda. Ağlayarak “anne düzelebilir bir şey değil” dediğinde ikna etmeye çalıştım. Kabul etmediğinde yine sinir krizi geçirdim ve kendime geldiğimde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeydim. Eve döndüğümde çocuğum okulunu bırakmak zorunda olduğunu, bu şartlarda okulda problem yaşadığını ve beni daha fazla üzmemek adına evden ayrılmak istediğini söylediğinde bir kez daha yıkıldım. Ama yine de onu ikna edip psikiyatra götürdüm. Maddi olarak yıprandım ama düzelecek diye düşündüğüm için ve doktorların da “davranış bozukluğu var, düzelir” sözüne güvendiğim için terapilere devam ettik. Ama çocuğum yine karşıma gelip ‘’anne seni daha fazla üzmemek adına evden ayrılıyorum’’ dediğinde, ağladım, yalvardım, kızdım, hakaret ettim. Yine de evden gitmesine engel olamadım. Bilgisizliğim yüzünden hem kendimi hem de çocuğumu yıprattım. İş hayatım sona erdi, beden ve ruh sağlığım bozuldu, sosyal hayatım bitti.  Konuyla yüzleşmekten hep kaçtım. Öğrenmeyi değil, kapanmayı tercih  ettim sanırım. Bir iki arkadaşım dışında kimseyle bu durumu paylaşamadım. Çocuğumu soran herkese yalan söylemeye başladım. Çocuğumun fotoğrafları, kıyafetleri her yerdeydi ve ben bakıp bakıp ağlıyordum. Hayatımın en zor 1.5 yılıydı. Kabuslar görüyordum, çocuğumun eşcinsel olduğunu biliyordum ama rüyalarımda çocuğumu tamamen kız gibi üstelik göğüsleriyle görüyordum ve hemen uyanıp “öyle bir şey yok, benim çocuğum eşcinsel, kız gibi değil fiziksel olarak değişmeyecek” diye de teselli oluyordum. Çocuğunuzun nerede olduğunu bilmiyorsanız, telefonu kapalıysa ve ne yapacağınızı bilmiyorsanız, konuyla alakalı medyada gösterilen eşcinsel ve translara şiddet hakaret içerikli yayınlar dışında bilginiz yok ise psikolojiniz daha da çok bozuluyor.

Bir buçuk yıl sonra çocuğum bir gün eve gelmek ve benimle konuşmak istediğini söylediğinde o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Bana istanbul’da yaşadığını, bir evi olduğunu benimle görüşmek istediğini ama benim bazı şeylerden dolayı üzülmemi istemediğini söylediğinde ne olursa olsun ondan vazgeçmeyeceğimi, önümüzde zor bir yol olduğunu ama bu yolu beraber yürüyeceğimizi, birimiz tökezlersek, diğerimizin  onu kaldırıp yola devam edeceğimizi, onu çok sevdiğimi söyledim. Çünkü onu bir daha görememek düşüncesi korkunçtu. Onu bir kez daha kaybetmek istemiyordum. Bir kaç kez evine gittim, kaldım. Çok mutluyduk,  içim daha rahattı. Hiç de kötü bir yerde değildi. Arkadaşlarıyla tanıştım, artık bir değil birçok çocuğum vardı. Görüntüsü değişmemişti, eşcinseldi. Ama bir gün beni odaya çağırıp ağlayarak ‘’anne ben bir şey  yaptırdım” dediğinde o an nasıl bilmiyorum ama anladım ki çocuğum göğüslerine silikon yaptırmıştı, kabusum gerçek olmuştu. İçimdeki fırtınanın tarifi mümkün değil, anlatamam. Çocuğuma “mutlu musun, pişman olmazsın değil mi” diye  sorduğumda “hayır anne, çok mutluyum sen de biliyorsun ve yanımdasın artık” deyip bana sarılınca ‘’sen mutluysan bende mutluyum annecim ‘’dedim, içimdeki fırtınaya rağmen. Çünkü o kadar mutlu olup rahatlamıştı ki artık ben varken göğüslerini saklamak için korse takmayacak ve benimle daha fazla görüşecekti.

Evet fırtına vardı içimde ve ben bunu nasıl atlatacaktım. Tek başıma atlatamayacağımı biliyordum. Artık bir erkek çocuğum değil bir kız çocuğum vardı.

Eve döndüğümde internette benim gibi anneler var mı diye araştırdım. Benim için milat olan LİSTAG’la tanıştım. Telefonda konuştuğum annenin verdiği sıcaklığı ve o duyguyu anlatamam. Annemle konuşsam o yakınlığı hissedemezdim. İlk CETAD toplantısına katıldım. Toplantıdan çıktıktan sonra bile kendime güven ve bir cesaret gelmişti. Artık çocuğum bana gelirken milletin kapısı açıkmış, göreceklermiş diye korkmuyordum. Ne ben ne de çocuğum yalnız yada yanlış değildik. Benim çocuğum yüz kızartıcı bir suç işlememişti. Ben hep onun yanında olacaktım.

CETAD ve LİSTAG ‘la tanışmak hayatımda bir dönüm noktasıdır. Çocuğumu LİSTAG sayesinde kazandım. İyi ki CETAD ve LİSTAG’la buluştum. Bir gün böyle düşüneceğimi hayal bile edemezdim ama artık biliyorum, çocuğum sayesinde iyi ki bu güzel aileyle tanışmışım. Onlardan biri olmak beraber mücadele etmek bana gurur veriyor. Aile olmak için kan bağı olmasına gerek olmadığını anladım ve bu aileye mensup olmak beni inanılmaz değiştirdi ve geliştirdi. Artık kendimi daha güçlü hissediyorum. Onlardan çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Öğrendikçe daha fazla bilgilenmek, sadece benim çocuğum değil diğer çocuklarımız için de toplumsal önyargıları yıkmak, çocuklarımızın kimseden farklı olmadığını, yalnız yada yanlış olmadıklarını, bunun bir hastalık olmadığını, doğuştan geldiğini haykırmak,  benim yaşadığım sıkıntıları diğer ailelerin yaşamaması için elimden geldiğince fazla aileye ulaşıp onlara destek olmak ve onlara şunu söylemek istiyorum: “Çocuğunuz ne giyerse giysin, ister saçını uzatsın, ister kestirsin, kısacası fiziksel görünümü ne kadar değişirse değişsin TEK DEĞİŞMEYEN ŞEY SARILIP KOKLADIĞINIZ ZAMAN  KOKUSUDUR. O SİZİN ÇOCUĞUNUZ, ÇOCUĞUNUZUN YANINDA OLUN”

Züleyha

LGBTİ Aileler Hepimizi Umutlu Olmaya Çağırıyor

Ğ2013’te, kötü biten bir ilişkinin ve annemle yaşadığım zorlu bir anlaşmazlığın ertesinde, karanlık bir sinemada Türkiye’deki LGBTİ bireylerin aileleri ile ilgili bir belgesel olan Benim Çocuğum’u izlemeye hazırlanıyordum. Film boyunca katıla katıla ağladım. Aileler acılarını, çaresizliklerini, kabullenme süreçlerini ve umutlarını o kadar dürüst ve içtenlikle anlatıyorlardı ki, kendi ruh halimden eser kalmadı. Bu insanlar bağ kurmaya, anlamaya ve anlatmaya odaklı, istatistikleri de siyaseti de aşan bir çalışma yürütüyorlardı. Sema Yakar, nam-ı diğer Sema Anne’yi o sinema perdesinde tanıdım.

Sema Anne, Benim Çocuğum’da hikayesini anlatan yedi ebeveynden biri. Kendisiyle belgeseli izledikten neredeyse iki sene sonra bir Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü kokteylinde tanıştım. Çekinerek ailelerin yanına gittiğimde, dünyamı açtıkları ve bana güç verdikleri için onlara teşekkür ettim. Hikayelerini anlatmak için gösterdikleri cesaretin ve Gezi protestolarının içimizde ateşlediği aktivizm ruhu ile bir grup gönüllüyle birlikte bir çeviri projesi olan LGBTI News Turkey çalışmasını başlatmıştık. Sema Anne yaptığımız bu çalışmayı çok sevdiğini ve bizimle gurur duyduğunu söyleyerek bana sarıldı.
Tekrarlanan genel seçimlerden bir gün sonra, Sema Anne ve aktivist Metehan Özkan ile Ekim’de yapacakları Amerika seyahatlerini konuşmak için buluştuk. Sema Anne’nin Human Rights Campaign (İnsan Hakları Kampanyası) ofisinde, elinde balonlarla bir fotoğrafını görmüştüm. Oğlu Boysan’ın da bir fotoğrafı vardı. Boysan -LGBTİ aktivisti, Şişli Belediye Başkanı danışmanı, ilham kaynağı, bir oğul, bir sevgili arkadaş- Eylül ayında bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Ondan söz ederken sürekli gözlerimiz doluyor. Hayat devam ettiği ve şu anda planlarımızı konuştuğumuz için suçluluk duyuyorum. Fakat, hayatının en zor dönüm noktalarından birinde olan bu cesur kadın bana LİSTAG (LGBTİ Bireyleri ve Aileleri Derneği) ile ilgili hayallerini anlatıyor.
“LİSTAG, başka bir ailenin var olabileceğini gösteriyor”
LİSTAG, 2008’den beri gey veya trans çocuklarını anlamak ve yardım etmek isteyen ailelere bilgi ve rehberlik desteği veriyor. Her ay, uzman psikologlar neredeyse 40’a ulaşan aileyle grup toplantıları yapıyorlar. Toplumun farklı kesimlerinden -inançlı, laik, genç, yaşlı- ebeveyn veya aile bireyi bu toplantılarda dertleşiyorlar. Gönüllü 20 aileden oluşan çekirdek bir grup, her Cumartesi günü aktivitelerini planlamak, deneyim paylaşmak ve yeni ebeveynlerle tanışmak üzere buluşuyor. Ayda bir kere, çocuklu aile yemeği düzenliyor ve var olmak için güvenli, yargısız alanlar yaratıyorlar. Bu özel grup, Metehan’ın aileler ile destek ve dayanışma grubu kurmak üzerine olan doktora tezinin ve Sema Anne ile tesadüfi tanışmasının bir ürünü. Sema Anne 2006’da takma bir adla Radikal gazetesinde bir köşe yazısı yazmış, LGBTİ çocuklarının annelerini çocukları için bu toplantılara gelmelerini, önyargılarını kırmaya, kendilerini eğitmeye çağırmıştı. Benim Çocuğum bu çağrının bir devamı.
Bu sosyalleşmenin hayati önemi var. Çocuklarının cinsel yönelimini veya cinsiyet kimliklerini öğrendiklerinde aileler büyük bir duygu karmaşasına giriyorlar- korku, kendini suçlama, utanç, yalnızlık, şaşkınlık, ne tapacağını bilememe … Muhafazakar Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks olmak elbette hiç kolay değil. LGBTİ bireyler nefret suçlarının, namus cinayetlerinin ve hayatın her alanında ayrımcılığın kurbanı oluyorlar. Başka ailelerin de benzer süreçlerden geçtiklerini bilmek ve çocuklarını kabul etmiş olduklarını görmek en umut verici şeylerden biri.
LGBTİ çocukları “düzeltmek” veya reddetmektense, Sema Anne “LİSTAG başka bir ailenin mümkün olabileceğini göstermenin en güzel örneği” diyor. Bu yüzden LİSTAG ebeveynleri, her bir LGBTİ’nin annesi ve babası kabul ediliyorlar; hepsi koşulsuz sevginin neye benzediğinin ilham verici örneklerini oluşturuyorlar. Sema Anne ve Metehan LİSTAG’ı nasıl sürdürülebilir bir hale getirebilecekleri üzerinde kafa yoruyor, LİSTAG’ı kurumsal bir yapıya nasıl kavuşturabileceklerini planlıyorlar. Amerika ziyaretleri LİSTAG için bir gelecek düşlemelerini, Türkiye’de LGBTİ bireylerin önceliklerini kelimelere dökmelerini sağladı ve Türkiye’ye yepyeni bir enerji ile döndüler.
“Zaten zamanımız da yok, ihtiyaçların çok olduğu bir alanda çalışıyoruz.”
Sema Anne ve Metehan, Tennessee’de bir PFLAG konferansına davet edilmişlerdi. PFLAG Amerika’nın LGBTİ bireyler için en büyük ebeveyn, aile, dost ve müttefik örgütü. Sema Anne ve oğlu Boysan’ın çalışmalarını duymuşlar ve irtibata geçmişlerdi. Metehan, Türkiye ve Amerika toplumlarının aileyi merkeze koymaları konusunda ne kadar benzeştiklerini anlatıyor. Konuştukları aileler, onlara benzeyen bir aile grubunun Türkiye’de var olmasına şaşırmış ve PFLAG’in deneyimlerinin LİSTAG üzerindeki etkisini görmekten gurur duymuşlar. Her iki ülkedeki ailelerin benzer zorluklarla baş ediyor olması yalnız olmadıklarını göstermiş ve birlikte çalışma kararı almalarını sağlamış.
İki yılda bir düzenlenen PFLAG konferansında öğrendiklerini anlatırken her ikisinin de gözleri parlıyor. Katılımcılardan gelecek iki sene için vizyonlarını düşünmeleri istenmiş. İhtiyaçların çok olduğu bir alanda çalıştıklarını, kısa zaman içinde daha fazla proje üretmek, eğitim vermek ve destek gruplarını büyütmeyi amaçladıklarını söyleyen Sema Anne katıldıkları atölyelerin onlara hedeflerine ulaşabileceklerini gösterdiği için çok mutlu. Metehan, İstanbul, İzmir ve Ankara’da uyguladıkları LİSTAG modelini başka bölgesel merkezlere de taşımak istediklerini söylüyor. Karadeniz’de Samsun’a, Akdeniz’de Mersin veya Antalya’ya, Güneydoğu’da Diyarbakır veya G.Antep’e LİSTAG’ı götürmek, projenin ikinci ayağını oluşturuyor. Böylece bölgesel ağlarla LİSTAG aileleri ve uzman psikologlar Türkiye’de daha çok aileye ulaşabilecek. İki sene içinde bu grupları bir şemsiye örgüt altında birleştirmeyi amaçlıyorlar. “Yasaları değiştirmek için baskı oluşturacak ve LGBTİ hakları üzerinde çalışan örgütlere destek verecek bir lobi grubu olmak istiyoruz Ankara’da” diyor Metehan. Gelecek hayalleri, Türkiye’nin her bir yöresindeki ebeveynlerin yaratacağı manevi gücü arkalarına alarak LGBTİ bireyler için kapsayıcı politikalar üretmek.
“Gelecek Pride-Onur Yürüyüşümüzün önemini vurguladık”
Metehan ve Sema Anne Türkiye’de gelecekte nelerin yapılabileceği üzerinde düşünmenin ve planlamanın yanı sıra, Amerika’daki sivil toplum kuruluşları ve ABD yönetiminden yetkililerle buluşma ve Türkiye’de LGBTİ bireylerin ve ailelerinin durumunu anlatma fırsatı buldular. Türkiye dünyaya LGBTİ hakları ile ilgili çelişkili mesajlar veriyor. Bu sene Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Birleşmiş Milletler’de “LGBTİ bireylere yönelik özel bir düzenlemenin olmamasının, kanun önünde eşit olmadıkları, haklarının garanti altına alınmadığı anlamına gelmez” demişti. Oysa Haziran seçimlerinden önce AKP, HDP’nin eşcinsel milletvekili adayını kampanya malzemesi haline getirmişti. AKP’nin milletvekili adayları ve hükumete yakın medya LGBTİ varoluşunu bir sapkınlık, Türk aile ve toplum yapısına zararlı bir unsur olarak işlemişti. Haziran ayında ise tarihinde ilk defa 13. İstanbul Onur Yürüyüşü İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı ve polis binlerce kişiyi biber gazı ve tazyikli su ile dağıttı. Sema Anne’nin oğlu Boysan yürüyüş izni için ön saflarda çalışmıştı. ABD, İngiltere ve Avrupa ülkelerinden konsoloslarla birlikte Sema Anne ve LGBTİ bireylerle aileleri de yürüyüş için oradaydılar.
Metehan ve Sema Anne, LGBTİ hakları alanında çalışmanın getirdiği deneyim birikimi hafızası ve açık yürekleriyle Washington, DC’ye gittiler. Boysan’ın Mayıs ayında çalıştığı LGBTİ haklarında öncü olan Human Rights Campaign (İnsan Hakları Kampanyası) ve Victory Fund (Zafer Fonu) ofislerini ziyaret ettiler. Amerika’da LGBTİ haklarının kazanılmasına destek vermiş olan Human Rights First (Önce İnsan Hakları), Open Society Institute Foundation (Açık Toplum Vakfı), National Democratic Institute for International Affairs (Uluslararası İlişkiler için Ulusal Demokrasi Enstitüsü) ve Center for American Progress (Amerika Gelişim Merkezi) kuruluşları ile görüştüler. İkili ayrıca yönetim merkezi Capitol Hill (Başkent Tepesi)’nde bir insan hakları brifingine katıldı, ABD Kongresi’nin LGBTİ Eşitlik Kurulu ve Obama Yönetimi’nin yetkilileri ile tanıştı. Bu yetkililer arasında LGBTİ Bireylerin İnsan Hakları Özel Temsilcisi Randy Berry de vardı. Sema Anne bu ziyaretlerin üzerindeki etkisini özetliyor: “Boysan’ın kaybından sonraki sürecimde bu Amerika ziyareti bana çok yardımcı oldu. Mücadele alanına daha hızlı geri dönmemi sağladı. Zaten geri dönmeyi istiyordum fakat şimdi daha çok şey yapabilirim inancına sahibim.”
Metehan ve Sema Anne STK ve ABD yönetimi yetkililerinin Haziran 2016 İstanbul Onur Yürüyüşü’nü dikkatle takip etmelerini istediler. “Önümüzdeki Pride-Onur Yürüyüşü’nün ne kadar önemli olduğunu vurguladık” diyor Metehan. Onur Yürüyüşü’nün yapılabilmesi sadece Türkiye’nin LGBTİ bireyleri için değil, ayrıca global LGBTİ hareketi için de önemlidir çünkü İstanbul Onur Yürüyüşü tüm bölgedeki LGBTİ bireylerin açıkça var olabilecekleri bir gün ve bir alanın var olduğu anlamına geliyor. Ayrıca Onur Yürüyüşü Türkiye’de başka alanlardaki haklar için de bir semboldür. Yasaklanmasından önce AKP Onur Yürüyüşü’nü bir saygı ve hoşgörü örneği olarak seçim bildirgesine taşımış, “AK Parti’nin kimsenin yaşam tarzına müdahale etme gibi bir niyeti asla olmadı, asla da olmayacak” demişti. Onur Yürüyüşü’nün engellenmesi üzerine Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, ABD ve başkaları Türkiye’de toplanma ve ifade özgürlükleri ve LGBTİ bireylerin güvenliği ile ilgili kaygılarını belirten açıklamalarda bulunmuşlardı. Metehan ve Sema Anne İstanbul Onur Yürüyüşü 2016’nın gerçekleşmesinin Türkiye’nin menfaatine hizmet edeceğine inanıyorlar.
“Bundan sonra da kapalı kapıları çalmaya devam edeceğiz”
Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve LGBTİ dostu ülkeler ile görüşmeler yürütmek, Türkiye’nin de yararına olacak küresel LGBTİ hareketi için ittifaklar kurmak için çok yararlı. Fakat esas çalışma alanı Türkiye’dedir ve eşit haklar için lobi faaliyetlerini yürüten LGBTİ dernekleri arasında politikalar üretecek iletişim faaliyetlerini yürütmektir. Ailelerin bu harekete getirdiği çok önemli bir değer var: yürekten gelen bir aktivizm. Taraflar hangi siyasi veya sosyal aidiyetten olurlarsa olsunlar, bir anne veya babanın kabullenme ve sevgi ile bağrına basma deneyiminin hikayesi bir çok kapıyı açabiliyor. “Bundan sonra yine kapalı kapıları çalacağız, devam edeceğiz”, diyor Sema Anne.
Seçimlerden sonra sosyal medya ülkeden ayrılma planları yapanlar ile çalkalanırken AKP’ye oy vermemiş insanlar öfke, korku ve dışlanmışlık içindeydiler. Fakat, daha birkaç hafta önce oğlunu kaybetmiş, yumuşacık konuşan bu kadın, “umutlu olmalıyız” diyor. “Bu çalışma alanını kimse elimizden almadı” diyor Metehan ve “şu an bu annelerin yardımına muhtaç bir sürü anne var” diye ekliyor.
İçim umutla doluyor.

Zeynep Bilginsoy

Families of LGBTs in Turkey Dare to Hope