Şiddetin Gölgesinde 2025 Aile Yılı: İhlaller, İntiharlar ve Cezasızlık

TRT’deki Gökkuşağı Faşizmine Tepkimiz

Bizler LİSTAG  LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu olarak, LGBTİ+ çocukları olan aileleriz.


Şiddetin ayrımcılığın ve yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı TBMM de Milletvekillerini ve Hak Temelli Örgütleri ziyaret ettik. Bugün burada yaşam hakkı ihlallerinin  giderek sistematik hale gelmesine karşı söz söylemek için bulunuyoruz.

Uzun süredir çocuklarımızın yaşamlarına dokunan şiddetin arttığını görüyoruz. Bu şiddet yalnızca sokakta değil, cezaevlerinde, gözaltı araçlarında, adliyelerde, okul yollarında ve evlerin içinde karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman görünmez kılınıyor.

DEVAMI

İstanbul Pride Basın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna

  1. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü günü yaşananlara dair basın açıklamamız

22 Haziran Pazar günü 11. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü ve sonrasında 29 Haziran Pazar günü 33. İstanbul Onur Haftası kapsamında “Yaşamda Israr” temasıyla 23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. 29 Haziran Pazar günü şehri insansızlaştırmak için tüm kaynaklarını seferber eden devletin, içinde LGBTİ+ kelimesi bile geçmeyen sözde ve hukuksuz yasak kararı ile tamamı abluka altına alınmış bir İstanbul’a uyandık. Basın açıklamamızı gerçekleştirirken, yürüyüşte olan ve olmayan, basın ve avukatlarımız dahil toplam 53 kişi işkence ile gözaltına alındı. Gözaltı aracında, nezarethanede yani tüm gözaltı süreci boyunca arkadaşlarımız şimdiye dek hiç olmadığı kadar yoğun kadın düşmanlığına ve transfobiye maruz bırakıldı. Polisler gözaltına alınan trans kadın arkadaşlarımızdan birini, yeni meme ameliyatı olduğunu belirtmesine ve ters kelepçenin dikişlerine zarar vereceğini söylemesine rağmen ters kelepçeledi. Trans kadın arkadaşlarımız nezarethanede önce erkeklerle aynı hücrelere konuldu. Avukatlarımız duruma itiraz ederek kadınlarla birlikte tutulmasını talep etse de arkadaşlarımız erkeklerle aynı koridordaki hücrelere teker teker konularak tecrit edildi. Tecrit edilen trans kadınlar aynı koridorda farklı hücrelerde kalan diğer erkekler tarafından cinsel tacize maruz bırakıldı. Trans kadın arkadaşlarımızın da üst araması erkek polisler tarafından gerçekleştirildi. “Üst araması” adı altında yapılan bu muameleyi açıkça cinsel şiddet olarak tanımlıyoruz. Polis, trans kadınlara yönelik cinselleştirilmiş şiddetini yalnızca arama sırasında değil; nezarethaneden araca götürülürken ve gözaltı süresi boyunca da sürdürdü. Bazı Trans kadın arkadaşlarımızın kollarına erkek polisler girerek eşlik etti. Translara dönük bu nefreti, cinselleştirilmiş şiddeti kabul etmiyoruz.

Yürüyüşe olan saldırıdan sonra, gün boyu bölgeyi terörize eden polisler, arkadaşlarımızı saatler sonra çevrelerdeki kafelerden ve marketlerden gözaltına aldı. Arkadaşlarımızın gözaltı işlemleri, gözaltı gerekçesi olan 2911 sayılı kanunun gerektirdiği uygulamalar ile değil, polisin keyfi saldırısı ve kurumsallaşmış nefret ile gerçekleşti.

Yürüyüşte olmayan, yürüyüşten haberi bile olmayan insanlar da gözaltına alındı. Ayrıca, eylem noktasından kilometrelerce uzakta Fatih’te yemek yiyen arkadaşlarımızın üzerine sivil giyimli 20’ye yakın kişi çullandı, arkadaşlarımız zorla sivil araca bindirildi ve iki saate yakın bir süre onlardan haber alamadık. Beş kişinin beraber durmasının ‘toplanma ve yürüyüş’ olarak sayıldığının iddia edildiğini öğrendik. Fatih’te gözaltına alınan arkadaşlarımız, o gün gerçekleştirdiğimiz İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü üzerinden değil, önceki hafta gerçekleşen 11. Trans+ Onur Yürüyüşü üzerinden hazırlanan yakalama tutanağı ile gözaltına alındı. Arkadaşlarımız sebepsiz yere saatlerce tutulduktan sonra alıkonuldukları karakoldan serbest bırakıldılar. Daha sonra ise arkadaşlarımızın bindikleri araçlar saatlerce sivil araçlar tarafından takip edildi ve araçlarının fotoğrafları çekildi. Biliyoruz ki, arkadaşlarımızın fiziksel olarak takip edilmesi ve bu şekilde gözaltına alınması, onların devlet gözünde “tanınmış şahıslar” olarak değerlendirilip kriminalize edilmesinden ve devletin eylemin tekrarlanacağı korkusundan kaynaklanıyor.

Devlet, bir önceki hafta 22 Haziran Pazar günü gerçekleştirilen 11. İstanbul Trans+ Onur Yürüyüşünde de, fişlediği aktivistleri fiziksel polis takibi sonucunda yürüyüşten saatler önce evlerinin önünden gözaltına aldı. Arkadaşlarımız GBT bahanesiyle durdurulup sivil polislerce sivil araçlarla kaçırıldı. Daha sonra bu hukuksuz yakalamaya gerekçe olarak “kimlik fotoğrafı ile uyumsuzluk” gösterildi. Bir arkadaşımızın mahkeme izni olmadan telefonundaki mesajlar okundu. Yalan gerekçelerle gözaltına alınan arkadaşlarımız hakkında delilden sanığa değil, sanıktan delile giden hukuksuz bir yol izlendi. Ardından hukuksuzca arkadaşımızın telefonuna el konuldu. 5 arkadaşımız yurtdışı yasağı ve her hafta imza koşuluyla serbest bırakıldı. Devletin bu saldırılarla, düzmece gerekçelerle ve yasaklarla bizleri kriminalize ederek sindirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu baskılarla, düzmece iddianamelerle bizleri sindiremeyeceklerini buradan bir kez daha söylüyoruz.

Dışarıdaki birçok arkadaşımız gün boyunca hem sivil araçlarla hem yaya olarak sivil polislerce taciz edildi. Yürüyüşe gelmeyen, evlerinde olan arkadaşlarımızın bile kapısına sivil polisler gönderildi. Devlet İstanbul’da yaşayan, önceden fişlediği her lubunyayı hukuka aykırı bir şekilde gözetim altına almaya çalıştı. Gazeteci arkadaşlarımız basın kartlarını göstermelerine rağmen işkenceyle gözaltına alındı. Gazetecilerin birçok elektronik eşyası da dahil olmak üzere bütün elektronik aletlerimize tutanak tutulmadan el konuldu. Gözaltındaki arkadaşlarımız ise neredeyse 12 saat boyunca avukatlarıyla görüştürülmedi, avukatlar ise arkadaşlarımızın çığlık seslerini duyarken, işkenceyi engellemek için emniyete girmek istediklerinde gözaltı tehdidi ile karşı karşıya kaldılar. Bazı avukatlar ise yürüyüşümüzü gerçekleştirdiğimiz alana yakın bir mekandan İstanbul Barosu aracına binmek için ayrıldıkları sırada gözaltına alındı. Avukatların emniyete girişini ve avukatlarımızın arkadaşlarımızla görüşmesini keyfi biçimde engelleyen devlet, çevik kuvvet polisleri ile avukatları gözaltına alma tehdidinde bulunarak; İstanbul Emniyet Müdürülüğü çevresini ve caddeyi insan giriş çıkışına kapattı. Gözaltında olan arkadaşlarımızla dayanışmaya gelenleri terörize etmek ve engellemek içinde mahalledeki dış aydınlatmaları kapattırdı. Vatan Emniyet’in koridorlarında ya da gözaltı araçlarında ışık kapalıyken yaptıkları işkencelerin görünmeyeceğini sananlar bilsinler ki işkenceci polislerinizi de bu emri verenleri de tanıyoruz, biliyoruz, ifşa ediyoruz.

Gözaltına alınan arkadaşlarımız tüm gözaltı süresi boyunca ters kelepçeli bekletildi, “üst araması” adı altında taciz edildi, hakaretlere maruz kaldı, nezarethanede onur kırıcı şekilde fotoğraf ve videoları çekildi. Saatlerce plastik kelepçeleri çıkarılmayan arkadaşlarımızın, tıbbi yardıma erişimi engellendi. Vatan Emniyet’ten Çağlayan Adliyesi’ne nakil sırasında ters kelepçeyi kabul etmedikleri için arkadaşlarımız sözde “emniyet müdürlüğü”nün içerisinde darp edildi, zorla ters kelepçe uygulandı. Maruz kaldığı şiddet sonucu atak geçiren kalp hastası arkadaşımıza ambulans çağırılmadı, ters kelepçesi itirazlar sonucu uzun süre sonra ancak çıkarıldı.

Çağlayan Adliyesi önünde, arkadaşlarımızı karşılamamıza bile tahammül edemeyen devlet aklı, önce Kağıthane için “Onur Haftası eylem yasağı” getirdi, slogan atarsanız gözaltına alacağız diye tehdit etti. Aynı akşam yasak kararına rağmen Taksim’deki cihatçı çetelere göz yuman kolluk kuvvetleri, adliye önünde arkadaşlarımızı karşılarken alkışlamamıza bile eylem yapıyorsunuz diyerek saldırmaya çalıştı ve bizleri ablukaya aldı. Birbirimize ulaşmamızı engellemeye çalışan polis, arkadaşlarımızı farklı kapılardan bırakarak yanlarına gitmemizi engellemeye ve saatlerce özgürlüğüne el koyduğu insanların hareketini kısıtlamaya çalıştı.

Tutuklamaya sevk edilen arkadaşlarımız dışındaki 50 kişi savcı tarafından ifadesi alınmadan ve hakim karşısına çıkarılmadan haklarında yurtdışı çıkış yasağı kararı verildi. Verilen bu kararların hukuksuzca özgürlüklerimizin kısıtlanması, mücadelemizin cezalandırılmaya çalışılması olduğunu biliyor ve adalet sisteminin baskı aracı olarak kullanılmasını teşhir ediyoruz.

Onur Yürüyüşleri tarihinde ilk kez üç arkadaşımız, tutuklama gerektirmeyen 2911 sayılı kanuna muhalefet gerekçesiyle tutuklandı. Yürüyüşe katılmaları gerekçe gösterilen arkadaşlarımız, değil yürüyüş sırasında yürüyüşü gerçekleştirdiğimiz mahallede bile değilken gözaltına alındılar. Tutuklanan arkadaşlarımızdan Hivda’ya ve Sinem’e hapishane girişinde çıplak arama dayatıldı. En son aldığımız bilgiye göre arkadaşlarımız çıplak aramayı reddettikleri için tek kişiye göre havalandırmasız biçimde tasarlanmış hücrede birlikte tutuluyorlar ve siyasi tutsakların koğuşuna alınmıyorlar. Arkadaşlarımızın maruz kaldığı şiddeti kabul etmiyoruz, çıplak aramanın cinsel şiddet olduğunu söylemekten vazgeçmiyoruz.

Tutuklanan arkadaşlarımızın özellikle seçildiğini biliyoruz. Devletin toplumsal muhalefete ve dayanışmaya gözdağı verme çabasını görüyoruz. Doğan’ı, Hivda’yı, Sinem’i sokaklardan, verdikleri mücadelelerden vazgeçmeyişlerinden, Suruç’tan, gençlik eylemlerinden tanıyoruz. Devlet tarafından tutuklanan arkadaşlarımız yıllardır mücadele ettikleri, nefret politikalarına karşı sokaklarda oldukları için “devlet tarafından fişlenen” arkadaşlarımız. Hukuki bir gerekçesi olmayan bu kararın politik gerekçelerini çok iyi anlıyoruz. LGBTİ+ hareket toplumsal muhalefetin doğrudan bir parçasıdır, bizlerin toplumsal muhalefetle bağını hukuksuz saldırılarınızla zedeleyemezsiniz. Ne SDGF ne SODAP ne de bu topraklarda mücadele eden kimse yalnız değildir, mücadelemiz ortaktır. Tutuklanan arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız. Tüm süreçlerin takipçisi olacağız.

LGBTİ+’larla dayanışan, sistematik nefrete karşı dayanışma gösteren tüm kurumlara teşekkür ediyoruz.

Tüm bunların bilinçli bir yok etme ve imha politikasının parçası olduğunu biliyoruz. Kaç kişiyi gözaltına alabildikleri, onlara ne kadar işkence edebildikleri, kaçını ne kadar baskıladıkları üzerinden bizi yıldırabileceklerini düşünenler yanılıyorlar. LGBTİ+ nefretiyle örülen genel ahlak ve polis ablukasının, örgütlü mücadelemizle karşısındayız. Buradayız, birbirimize sarılıyoruz. Dayanışmadan ve mücadelemizden güç alıyoruz.

Nasıl ki pazar günü bizi yürütmemek için yaptıkları saldırıların ardından arkadaşlarımız için Çağlayan Adliyesi önünde ablukaya alamadıkları bir kalabalığa dönüştüysek, bu sene de yapılanlardan sonra da kitleselleşen bir tepkinin parçası olacağız. Eşit, özgür, adil bir dünyada ısrarcıyız. Yaşamda ısrar ediyoruz ve tüm toplumsal muhalefetle birlikte aile ve nefret yılına karşı bu yılı Onur Yılı ilan ediyoruz. Sistematik, örgütlü, patriyarkal şiddetiniz karşısında bir kişi bile eksilmeyeceğiz. Birbirimizi geride bırakmayacağız.

Patronsuz, pezevenksiz, sömürüsüz, cinsiyetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için hep beraber mücadele edeceğiz.

İmzacı Kurumlar

Yıldız Teknik Üniversitesi Kuir Kulübü, Kuir Yıldız

23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü Komitesi

33. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi

11. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü Komitesi

11. İstanbul Trans+ Onur Yürüyüşü Komitesi

11. İstanbul Trans+ Onur Haftası Komitesi

11. Antalya Onur Haftası

13. İzmir LGBTİ+ Onur Haftası

17 Mayıs Derneği

20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği

5. Eskişehir LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi

Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği

Ankara Pride

Antalya Vegan Platformu

Aralık Feminist Kolektif

Barış İçin Toplumsal Çalışmalar Derneği – BATOÇA

Bilgi Üniversitesi Gökkuşağı Kulübü, Bilgi Rainbow

BiZ LGBTİ+ İnisiyatifi

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Çalışmaları Kulübü, BÜLGBTi

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği

DEM Parti Kadıköy İlçe Örgütü

Demir Leblebi

Direnişin Renkleri

Ezilenlerin Sosyalist Partisi

Galatasaray Üniversitesi LGBTİ+ ve Kuir Çalışmaları Kulübü, LionKuir

Genç LGBTİ+ Derneği

Gençlik Komiteleri

Haliç Üniversitesi LGBTİ+, Haliç LGBTİ+

Halkevci Kadınlar

Halkevleri LGBTİ+ Komisyonu

Havle Kadın Derneği

Hevi LGBTİ+ Derneği

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

İnsan Hakları LGBTİ+ Hakları Komisyonu

İÜC Eşitlik LGBTİ+ Topluluğu, QueerDeer

Kadir Has Üniversitesi Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Kulübü, Khas Plus

Kadın Savunması

Kadınlar Birlikte Güçlü

Kaos GL Derneği

KESK İstanbul Kadın Meclisi

Kırkyama Kadın Dayanışması

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

Koç Üniversitesi Kuir Kulübü, KocKuir

Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks + Aileleri ve Yakınları Derneği

Marmara Üniversitesi LGBTIQAA+ Dayanışma Ağı, Kuirmarmara

Mersin 7 Renk LGBTİ+ Dayanışma Derneği

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi LGBTIQA+ Topluluğu, Kuir Baykuş

Muamma LGBTİ+ Eğitim Araştırma ve Dayanışma Derneği

Öğrenci İnisiyatifi

Otonom İşçi Birlikleri

Özgür Genç Kadın

Özgür Kanatlar Antalya

Özgür Renkler Derneği

Özgür Üniversite Hareketi

Partizan

Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği

Queer Olympix

Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği

Sosyalist Dayanışma Platformu – SODAP

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu

Sosyalist Kadın Hareketi

Sosyalistler Partisi – SOLDEP

Türk Alman Üniversitesi LGBTIQ+ Dayanışma Topluluğu, TAÜ Queer

UKaLA İstanbul

ÜniKuir Derneği

Yaşatacağız Platformu

Yeni Demokrat Gençlik

Yeni Demokrat Kadın

Ben Sadece Bir Anneyim

Neşe Tamer

Ben Sadece Bir Anneyim

Ben sadece bir anneyim. Çocuğumu varoluşuyla birlikte koşulsuz seven, yargılamadan dinleyen, hayatı boyunca yalnızca yanında yürümek isteyen bir anneyim.

Pazar günü, 23. İstanbul Onur Yürüyüşü sırasında, aralarında benim evladımın da bulunduğu 53 çocuğumuz gözaltına alındı. Tek yapmak istedikleri, varoluşlarını onurlandırmak, birbirlerine sahip çıktıklarını haykırmaktı.

Gözaltı haberini saat 15.00 sularında aldım. Çocuğuma tekrar ancak ertesi gün saat 17.00’de kavuşabildim. Avukatlarının Vatan Emniyet’e girişi engellendi. Dayanışmayla gönderilen yiyecekler çocuklara ulaştırılmadı. Avukatlar beşerli gruplar halinde içeri alındığı için ifadeler sabaha kadar alınmadı. Çocuklarımız, ters kelepçeli olarak insanlık dışı koşullarda bekletilip hastaneye götürüldüler, ardından emniyete götürülüp,” mevcutlu” tutulmalarına karar verildi ve geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldılar. İşlemleri sonraki güne bilerek bırakıldı. Ertesi gün adliyeye sevk edildiler. 

Maalesef üç çocuğumuz özgürlüklerine kavuşamadılar, tutuklandılar. Kalan tüm çocuklarımız serbest bırakıldı ama üzerlerine bir özgürlük değil bir yasak bırakılarak. Yurt dışına çıkışyasağı…

Adliye önünde sadece çocuklarımızı bekliyorduk. Onlara sarılmak, özgürlüklerine kavuşmalarını alkışlamak istedik. Ama çevik kuvvet tarafından ablukaya alındık. Alkışlamamız, sarılmamız, beklememiz, hatta susarak orada durmamız bile suç sayıldı. Dağıtılmak istendik.

Ben yalnızca bir anneydim orada. Eşit, özgür, insanca bir hayat talebinden başka arzusu olmayan çocuğumun yanında olmak için oradaydım. “Biz de buradayız. Hayattayız. Herkes gibi yaşamak istiyoruz.” demekten başka bir şey istemeyen çocuğum için. Ama yalnız değildim. Yanımda kendi çocuklarının haklarını savunmak için orada olan LGBTİ+ anneleri de vardı. Ve bizimle omuz omuza duran dostlar. O kalabalığın içinde dayanışmanın, birlikte olmanın gerçek gücünü hissettim. Bu güç, bana yalnız olmadığımı yeniden hatırlattı.

Ne yazık ki bugün Türkiye’de bir LGBTİ+ çocuğun annesi olmak büyük bir cesaret istiyor.
Çünkü çocuklarımız sistematik olarak her bir yeni güne okullarda, hastanelerde, sokakta, işyerlerinde ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalarak başlıyorlar. Biz aileler, en çok da buadaletsizliğe karşı çıkıyoruz. Toplumdaki önyargıları kırmak, sessizliği bozan ilk ses olmak, bazen yalnız kalmayı göze almak… Tüm bunlar cesaret istiyor.

Yine de gözaltına alındıklarını öğrendiğim anda içime bir ateş düştü. Kalbim sıkıştı, nefesim daraldı. Bir çocuğu sevmek, onu olduğu haliyle kabul etmek yetmiyor bazen. Onu koruyamamanın, neler yaşayacağını bilememenin tarifsiz acısıyla baş başa kaldım. Çocuğumu desteklemekle beraber, ona reva görülen adaletsizliği gördükçe kaygılarım büyüdü. Sürekli başına başka neler gelebileceğini düşünüp onu nasıl koruyacağımı bilememenin yükünü taşıdım, taşımaya da devam ediyorum. 

Bazen kendimi Don Kişot gibi hissediyorum. Yel değirmenlerine karşı savaşıyormuşum gibi. 
Önyargılarla, nefretten beslenen yapılarla, kocaman bir sessizlik duvarıyla mücadele ederken… Güçlü durmaya çalıştıkça yoruluyorum. Ama vazgeçmiyorum.

Çünkü bu mücadele yalnız benim değil, çocuğumun, onun arkadaşlarının, gelecekte bu topraklarda kim olduğunu saklamadan, korkmadan, onurla yaşamak isteyen her bir çocuğun mücadelesi.
Çünkü bir gün bile susarsam, onların sesine haksızlık etmiş olurum.
Çünkü çocuklarımızın hak ettiği hayat, bugünün sessizliğini kırmamıza bağlı.
Çünkü biliyorum ki, bir annenin sevgisi bazen en büyük dönüşüm gücüdür.
Ve çünkü yalnız değilim. Yanımda çocuklarım, yanımda benim gibi yorgun ama inatçı anneler, yanımda kalbinde adalet taşıyan insanlar var. 

Ben bu yüzden vazgeçmiyorum.
Sesim titrese de konuşmaktan, elim yorulsa da yazmaktan, kalbim kırılsa da inanmaktan sessizliğin suç ortağı olmayacağım ve kimse, çocuğunu seven bir anne olarak sessiz kalmamı  beklemesin benden.

WE WILL NOT ABANDON OUR CHILDREN – AND YOU SHOULDN’T EITHER!

“Do not use my child for political gain. Hands off! My child is not a tool to strengthen your position. Their rights must remain outside religious and political agendas. They are just a human being, my most precious one. Defending them is my right, and no one can take that away from me!”

We are parents and allies of LGBTQ+ children, standing together to protect their rights and futures. Our children’s existence, identity, love, and lives are the most precious things to us. When they were born, we vowed to protect them, to love them unconditionally, and to always stand by their side. And today, we reaffirm that promise: We will not abandon our children!

A new legislative proposal set to be discussed in the Turkish Parliament, officially titled “Proposal for Amendments to the Turkish Penal Code and Certain Laws”, directly targets LGBTQ+ individuals and their families. This law aims to:

  • Introduce the term “biological sex” into the law, criminalizing LGBTQ+ existence in public spaces.
  • Make gender transition processes for transgender individuals nearly impossible by imposing severe legal and medical restrictions.
  • Criminalize LGBTQ+ advocacy and restrict civil society organizations supporting LGBTQ+ rights, including family groups.
  • Impose heavy penalties on same-sex couples for holding symbolic wedding or engagement ceremonies.
  • Put parents of LGBTQ+ children at risk by framing support for their children as a punishable offense.

This is not just a legislative amendment; it is an attack on our children’s rights, dreams, and future. It is an attempt to silence families, isolate LGBTQ+ individuals, and erase them from public life.

WHAT DOES THIS MEAN FOR US?

  • Our children’s lives will become even more difficult. Trans youth will struggle to access life-saving medical care. “My daughter is 17. If this law passes, her transition process will be nearly impossible, putting her well-being in danger.”
  • LGBTQ+ visibility will be criminalized. Our children will be forced to hide who they are. “This law legitimizes hate crimes against LGBTQ+ people. How can I, as a parent, accept this?”
  • Support organizations like LISTAG will be targeted. Parents supporting their LGBTQ+ children will be legally silenced. “They want us to abandon our children, but we are here, and we are not going anywhere.”
  • Our children’s safety will be threatened. Discrimination and violence will be further legitimized. “If this law passes, my child—who is already struggling—will be left completely unprotected.”

WHY ARE WE AFRAID?

  • “I fear my child will withdraw even further because they no longer feel safe in their own country.”
  • “If this law passes, my child will have no choice but to leave Turkey. No child should be forced to flee their home just to live freely.”
  • “My child is studying abroad and now fears returning home. Why should they feel exiled from their own country?”

We will not stop defending our children’s rights. They deserve love, security, and freedom—not fear and repression.Staying silent means allowing this law to push them into isolation, and we refuse to let that happen.

OUR CALL TO ACTION

📢 To Lawmakers:“Do not take away our children’s rights. Reject this law!”
📢 To the Public:“Stand with us. LGBTQ+ children and their families need your support!”
📢 To the Media:“Amplify our voices. Share our stories!”
📢 To International Human Rights Advocates & Organizations:“Turkey’s LGBTQ+ community and their families need global solidarity. Raise awareness, share our stories, and pressure policymakers to stop this attack on fundamental human rights!”

No matter what, we will stand by our children.We will not abandon them – and neither should you

Çocuklarımızı Yalnız Bırakmayacağız, Siz de Bırakmayın!

“Çocuğum üzerinden siyaset yapmayın, elinizi çekin! O, sizin elinizi kuvvetlendirecek bir koz değil. Çocuğumun hakları, din ve siyaset oyunlarının dışında kalmalı. O, sadece bir insan, en değerli varlığım. Onu savunmak benim hakkım ve kimse bu hakkımı elimden alamaz!”

Bizler LGBTİ+ çocukları olan anne ve babalarız. Çocuklarımızın varlığı, kimliği, sevgisi ve hayatı bizim için dünyadaki en kıymetli şey. Onlar bu hayata gözlerini açtığında, onları güvende tutmaya, korumaya, sevmeye ve desteklemeye yemin ettik. Ve bugün, bu sözümüzü bir kez daha hatırlatıyoruz: Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız!

TBMM’ye sunulması planlanan “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”, LGBTİ+’ları hedef almakla kalmıyor, bizleri – ailelerini – de susturmayı amaçlıyor. Bu yasa tasarısı, “biyolojik cinsiyet” kavramını yasaya ekleyerek LGBTİ+ varoluşunu kamusal alanda suç haline getirmeyi, trans bireylerin cinsiyet uyum sürecini neredeyse imkansız hale getirmeyi ve LGBTİ+ hak savunuculuğunu cezalandırmayı amaçlıyor.

Bizden çocuklarımızın gözlerinin içine bakıp “Seni seviyorum, her zaman yanında olacağım” deme hakkımızı almaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu yasa sadece bir düzenleme değil, çocuklarımızın hayatlarını, hayallerini, geleceklerini ellerinden almaya yönelik bir saldırıdır.

Bu Yasa Bizim İçin Ne Anlama Geliyor?

  • Çocuklarımızın hayatı daha da zorlaşacak. Cinsiyet uyum süreci neredeyse imkânsız hale getirilecek. 

“17 yaşında trans bir kızım var. Uyum sürecinin zorlaşması onun hayatını doğrudan tehdit ediyor.”

  • Kamusal alanda LGBTİ+ varoluşu suç sayılacak. Çocuklarımızın kim olduklarını özgürce ifade etmeleri yasaklanacak. 

“Çocuğumun nefret suçuna kurban gitmesi için hukuki bir zemin oluşturuluyor. Bunu nasıl kabul edebilirim?”

  • LGBTİ+ aile grupları, destek dernekleri baskı altına alınacak. Bizlerin bir araya gelmesi bile engellenmeye çalışılacak. 

“Bizden çocuklarımızı yalnız bırakmamızı istiyorlar ama biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.”

  • Çocuklarımızın güvenliği tehdit altına girecek. Ayrımcılık ve nefret daha da meşrulaştırılacak. 

“Bu yasa çıkarsa, zaten büyük mücadelelerle ayakta duran çocuklarımız tamamen savunmasız kalacak.”

Anne ve Babalar Olarak Neden Korkuyoruz?

“Çocuğumun güvenliğinin tehlikeye girmesi nedeni ile daha da içine kapanmasından korkuyorum. Şimdi bile toplum içinde rahat hareket edemiyor. Bu yasa onu tamamen görünmez kılacak.”

“Çocuğumun yaşam hakları elimden alınacak. Ben bir anne olarak buna nasıl sessiz kalabilirim?”

“Yurt dışında eğitim gören çocuğum, bu yasa nedeniyle geri dönmekten korkar hale geldi. Kendi ülkesinde barınamayan bir genç olmak zorunda kalmasını istemiyorum.”

Bizler, çocuklarımızı ve onların haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çocuklarımız nefreti değil sevgiyi, korkuyu değil güveni hak ediyor. Bu yasaya sessiz kalmak, onların yalnız bırakılması anlamına gelir ve biz buna izin vermeyeceğiz.

Yetkililere Sesleniyoruz!

Milletvekillerine: “Çocuklarımızın hayatını karartmayın, bu yasaya karşı çıkın!”
Kamuoyuna: “Biz çocuklarımız için buradayız. Sesimizi duyun, yanımızda olun!”
Medyaya: “Gerçekleri anlatın, bizleri görünür kılın!”Koşullar ne olursa olsun çocuklarımızın yanında duracağız.Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız, siz de bırakmayın!

Akdeniz Antalya Aile Grubu

GALADER- Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği

İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu

LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği

LİSTAG  26-29 Kasım Ankara Ziyareti

LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği olarak, 26-29 Kasım tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin temel haklarına erişimi konusunda farkındalık yaratmayı ve çözüm önerilerimizi paylaşmayı hedefledik. Bu süreçte meclisziyare tlerinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleriyle bir araya geldik.

Ziyaretlerin Planlanması

Geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz LİSTAG Aile Kampımızda, katılan ailelerle birlikte atölyeler düzenledik. Bu atölyelerde sağlık, eğitim, hukuk ve güvenlik, istihdam, barınma gibi temel başlıklar belirledik ve bu başlıklar çerçevesinde LGBTİ+ çocuklarımızın karşılaştığı sorunları belirledik. Heer bir sorun için de  çözüm önerilerini oluşturduk. Aynı zamanda atölyelerin sonucunda, vekillere iletmek için bir bildirgeve ilgili meclis komisyonlarına iletilmek üzere 5 adet resmi dilekçe metnini ortaya çıkardık. 

Tüm bu çıktılar sayesinde, Ankara ziyaretimizi aslında sadece LİSTAG olarak değil tüm LGBTİ+ ebeveynleri adına gerçekleştirdik. Bizlere destek olan tüm LGBTİ+ ebeveynlerine teşekkür ediyoruz. 

Meclis Ziyaretlerimiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, TİP, DEM Parti ve CHP milletvekilleriyle görüşerek, LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin karşılaştığı sorunları dile getirdik. Sağlık, eğitim, barınma, hukuk, güvenlik ve istihdam gibi temel yaşam alanlarındaki ayrımcılığı ele alarak, nefret söylemleriyle etkin mücadele ve eğitim sisteminde eşitlik gibi konularda çözüm önerilerimizi paylaştık. Ancak tüm partilere yaptığımız randevu taleplerine rağmen, yalnızca sınırlı sayıda vekille görüşebilmek, LGBTİ+ hakları konusunda diyaloğun kısıtlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Meclis ziyaretlerimizde, çocuklarımızın hormon ilaçlarına erişiminde yaşanan engellerden, etki ajanı yasa teklifinden, toplumda tehlikeli boyutta artan nefret söylemlerine ve eğitimde eşitlik ilkesine kadar pek çok konuyu gündeme taşıdık. Biz LGBTİ+ ailelerinin, sokaklarda, gözaltılarında, dava süreçlerinde çocuklarımızın yanında olduğunu, artık vekillerimizden somut adımlar atmalarını beklediğimizi belirttik. Ayrıca Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Milli Eğitim Komisyonu ve Sağlık Komisyonu’na dilekçeler sunduk. Bu dilekçelerde, çocuklarımızın maruz kaldığı ayrımcılığa karşı çözüm önerilerimizi detaylı bir şekilde aktardık. Sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha vurguladık.

Sivil Toplum ve Meslek Örgütleriyle Görüşmelerimiz

Ziyaretlerimiz kapsamında, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Kadın Dayanışma Vakfı ve Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi önemli kurumlarla bir araya geldik.

Türk Tabipleri Birliği ile gerçekleştirdiğimiz ziyarette, Merkez Konseyi Üyesi Ali Karakoç ve Filiz Ak ile bir araya geldik. Görüşmemizde, LGBTİ+ çocuklarımızın sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı ayrımcılıklar ve özellikle hormon ilaçlarına erişimde yaşanan zorluklar gündemimizdeydi. Aileler olarak, bu ilaçlara ulaşamamanın çocuklarımız üzerindeki negatif etkilerini paylaştık. Bu kısıtlamaların kaldırılması için yürüteceğimiz çalışmalarda, TTB’nin desteğini istedik.

Ali Karakoç, uzman derneklerle birlikte bu konuda bilimsel raporlar hazırladıklarını, Sağlık Bakanlığı’na sunduklarını ve kamuoyuna açıkladıklarını söyledi. Ancak yetkilerin kısıtlanması nedeniyle bu raporların eskisi kadar etkili olmadığını vurguladı. Yine de bu konuda çalışmaların olduğunu duymak umut vericiydi.

Görüşmede, Filiz Ak’ın eğitim alanında yaptığı önemli çalışmaları da dinledik. Derslerinde her ay LGBTİ+’larla nasıl iletişim kurulacağını anlattığını, Benim Çocuğum belgeselimizi gösterdiğini ve Hacettepe’de hak temelli yaklaşımlar dersinde temel kavramların öğretildiğini söyledi. Bu çalışmalar bizi oldukça mutlu etti.

Ayrıca, TTB’nin ayrımcılığa uğrayan bireyler için İl Sağlık Müdürlüklerine başvuru yoluyla ciddi yaptırımların devreye girdiğini belirtmesi önemliydi. 

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nı (SES) ile gerçekleştirdiğimiz görüşmemizde, sendikanın hak savunuculuğu konusundaki deneyimlerini ve  toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak için attıkları önemli adımları dinledik. LİSTAG ve SES işbirliği yaparak, “Benim Çocuğum” belgeseli gösterimi ve söyleşileri gerçekleştirebileceğimizi konuştuk.

Ankara ziyaretimiz sırasında Kadın Dayanışma Vakfı’nı da ziyaret ettik. Görüşmemizde, kadın ve LGBTİ+ hakları için verdikleri mücadeleyi dinledik. Kadın cinayeti davalarını takip ettiklerini, baroya yönlendirme ve sığınağa yerleştirme süreçlerinde destek olduklarını anlattılar. Trans kadınların sığınaklara alınmamasının büyük bir sorun olduğunu ve bu konuda çalışmalar yürüttüklerini paylaştılar.

Sığınakların güvenlik açıklarına, yerlerinin kolayca öğrenilebilmesine dikkat çektiler. Haftanın birkaç günü eğitimler ve danışanlarla toplantılar yaptıklarını söylediler. Bu eğitimlerde “Benim Çocuğum” belgeselimizi izleyebileceklerini ve Ankara’daki gelecekteki ziyaretlerimizde deneyim aktarımı toplantıları yapmayı önerdiler.

Son olarak, Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi’ni ziyaret ederek, Komisyon Başkanı İlayda Doğa Karaman, Başkan Yardımcısı Mevlüt Erken ve Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aslıhan Koçak ile bir araya geldik. Bu anlamlı buluşmada, LİSTAG olarak yaptığımız çalışmaları ve ailelere yönelik destek çalışmalarımızı paylaştık.

Baronun LGBTİ+ hakları konusunda yürüttüğü önemli çalışmaları dinlemek ve 6284 sayılı yasa üzerindeki hassasiyetlerini öğrenmek bizi hem mutlu etti hem de umutlandırdı. Görüşmemizde, iş birliği gerektiren her konuda yan yana durabileceğimizi ve dayanışma içinde çalışabileceğimizi konuştuk. Webinarlar, film gösterimleri ve sosyal medya içerikleri gibi pek çok projede ortak hareket etme fikri bizi heyecanlandırdı.

Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi güçlü bir yapı ile dayanışma içinde olmak, hak savunuculuğu yolunda önemli bir adım olduğunu bir kez daha deneyimledik.

İHD Ankara Şubesi’nde Basın Açıklamamız

Ankara programımızın sonunda, İHD Ankara Şubesi’nin değerli ev sahipliğinde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Açıklamamızda, LGBTİ+ evlatlarımızın sağlık, eğitim, istihdam, hukuk, güvenlik ve barınma gibi temel yaşam alanlarında maruz kaldıkları eşitsizliklere dikkat çektik. Ayrıca, meclis ve kurum ziyaretlerimizden edindiğimiz izlenimleri kamuoyuyla paylaştık. Nefret söylemlerinin biz ebeveynlerde yarattığı endişeyi dile getirerek, kamuoyunu çözüm için dayanışmaya çağırdık. 

Basın açıklamasını izlemek için: https://youtu.be/yXNkDE2cR9w?si=jTZ7O-YxL5KdnefI

Dayanışma ile Güçleniyoruz

Bu ziyaretler, LGBTİ+ çocuklarımızın ve biz ailelerinin hak mücadelesi için dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin önemini bir kez daha gösterdi. Ankara’da bizleri dinleyen ve çözüm için işbirliğine açık olan vekillerimize ve  kurumlara teşekkür ediyoruz. 

Çocuklarımızın güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Trans Annesi Nilüfer Kan Yeğin, TİP’ten Şişli Belediye Meclisi için Aday!

Toplumsal eşitlik ve LGBTİ+ hakları için mücadele eden bir isim olan Nilüfer Kan Yeğin, Türkiye İşçi Partisi’nden aday gösterilerek Şişli Belediye Meclisi’ne aday oldu. Aynı zamanda Türkiye’de ilk defa açık kimliği ile trans annesi olarak siyasette yer alan  Nilüfer Kan Yeğin, 2022’den beri LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) gönüllüsü olarak çalışmaktadır.

LGBTİ+ların Yerel Yönetimlerde Siyasal Katılım Yolculuğunda Yeni Bir Adım: Şimdi Bir de Trans Annesi Var!

Türkiye’de 2014 seçimlerinden itibaren LGBTİ+ hareketinin, Boysan Yakar’ın Şişli’de Belediye Başkanı Danışmanı, komşu ilçe Beşiktaş’ta Sedef Çakmak’ın Belediye Meclis Üyesi olmasıyla başlattığı “bayrak yarışına”, 2024 seçimlerinde bir trans annesi olan Nilüfer Kan Yeğin Şişli Belediye Meclis adayı olarak destek veriyor.

Türkiye İşçi Partisi’nden Belediye Meclisi için aday olan LİSTAG gönüllüsü Nilüfer Kan Yeğin, Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD) hazırladığı ve belediye başkan adayları & belediye meclis üyesi adayları tarafından imzalanan LGBTİ+ Dostu Belediyecilik Protokolü & LGBTİ+ Belediye Meclis Üyesi Protokolü’nü de imzaladı.

Nilüfer Kan Yeğin LGBTİ+’ların ve ailelerinin yaşadığı sorunlara dair şunları söylüyor:

Ben biri trans erkek olan 19 yaşında iki çocuk annesiyim. Bir LİSTAG annesi olarak, LGBTİ+ların ve ailelerinin yaşadığı zorlukları yürekten hissediyorum ve biliyorum. Bu sebeple, her bir LGBTİ+ canımı ve ailesini desteklemek için buradayım. Her çocuğun, sevgiyle büyümeye hakkı olduğuna ve adil bir dünyada eşit fırsatlara sahip olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle, Şişli’de LGBTİ+lara ve ailelerine yönelik sağlayacağımız destekleri artıracağız. Boysan’ın, Sedef’in, Eşitlik Birimlerinin belediyelerde, Boysan’ın annesi Sema’nın Kent Konseyi’nde actigi yoldan ilerleyecegiz, Sizlerin yanınızda olduğumuzu, seslerinizi duyurmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımızı bilmenizi istiyorum. Çünkü bizim için herkesin huzur içinde yaşayabileceği bir Şişli önemli. Ve bu yolda, hiç kimseyi dışlamadan, kucaklayıcı bir ilçe oluşturmak için kararlılıkla ilerliyoruz.

2008 yılında bir grup anne ve babanın bir araya gelmesiyle başlayan LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG), Ankara (GalaDer), Denizli, Antalya, İzmir’de LGBTİ+ Aile Örgütlenmelerinin kurulmasına öncülük etti ve yerelde güçlenmeleri için halen destek veriyor. 2013 yılında ilk gösterimini yaptığı “Benim Çocuğum” belgeseli ile Türkiye’de ve dünyada sesini geniş kitlelere ulaştırmayı başaran LİSTAG, özellikle çocuklarının LGBTİ+ olduğunu öğrenen ebeveyn ve ailelere DESTEK, paydaşlarına EĞİTİM ve DANIŞMANLIK vermekte, toplumda LGBTİ+ İnsan Haklarının farkındalığını artırmak için siyasal adayları da desteklemek dahil SAVUNUCULUK faaliyetlerini devam ettirmektedir.  

NİLÜFER KAN YEĞİN

1973 yılında İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra hem dil öğrenmek hem de Reklam & PR & Pazarlama sertifika programi için Londra’ya gitti. Reklam sektöründe uzun yıllar çalıştıktan sonra, 2021’de çocukluğunun geçtiği Kocaeli Akmeşe’de tarım üretimine başlayarak “Kadınge” markasını kurdu. Buğday Derneği ve LiSTAG YK üyesidir. LiSTAG, AFAD ve Hayata Sarıl Lokantası’nda gönüllü olarak çalışmaktadır. Evli ve biri LGBTİ+ olan ikiz cocuk annesidir. 

2024 Yerel Seçimleri’nde eşitlikçi, şeffaf ve katılımcı bir belediyecilik anlayışı ile LGBTi+ların haklarını korumaya yönelik somut adımlar atılması için belediye meclis üyesi adayı oldu.

Linkler:

SORAMAZSIN: TRANS ANNESİ | 162. BÖLÜM

LGBTİ Meselesi. Neden birden hedefe kondular? (Nevşin Mengü, Kasim 2022)

LİSTAG İletişim Koordinatörü:

Aslı Meleş: +90 533 501 86 86

LİSTAG Olarak TBMM’yi Ziyaret Ettik

LİSTAG olarak LGBTİ+ Aileleri Adına TBMM’yi Ziyaret Ettik: “Çocuklarımızın Hakları ve Güvenliği İçin Sesimiz Olun!”

LİSTAG olarak LGBTİ+ ailelerinin haklarını savunmak amacıyla 7-9 Şubat 2024 tarihlerinde TBMM’yi ziyaret ettik. Farklı siyasi partilerden milletvekilleriyle bir araya gelerek LGBTİ+ çocukların eşit haklara sahip olma talebini ilettik. Deneyimlerimizi, endişelerimizi ve beklentilerimizi samimiyetle paylaştık.

Toplantılarda LGBTİ+ çocukların eğitim, istihdam, sağlık ve barınma gibi alanlarda eşit haklara sahip olmalarını ve güvenli bir yaşam sürmelerini arzuladığımızı vurguladık. Ayrıca siyasetçilerin LGBTİ+ karşıtı propagandalarının toplumda kutuplaşmaya ve nefret söylemine neden olduğunu, bu durumun da çocuklarımızı hedef haline getirdiğini dile getirdik.

Anayasa değişikliği endişelerimizi ve milletvekillerinden taleplerimizi açıkça ifade ettik. Ayrımcılıkla mücadele, destek ağlarının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gibi konuları ele aldık. Görüşmelerimizde LGBTİ+ hak ihlallerinin Meclis’e taşınarak sesimizin duyurulmasını talep ettik.

Milletvekillerinden aldığımız destek ve tavsiyelerle somut çözümler üzerine konuştuk. İlgili komisyonlara yapılacak kurumsal başvurular için destek sözü aldık. Meclis ziyaretimizin somut sonuçlar elde ettiğine inanıyoruz ve LGBTİ+ çocuklar için eşitlik, adalet ve kapsayıcılık adına yürüttüğümüz bu çaba bize umut veriyor.

LİSTAG olarak, LGBTİ+ aileleriyle birlikte bu mücadeleyi ve demokratik kamuoyunun sesimizi duymasını sağlama çabalarımızı sürdüreceğimizi belirtmek istiyoruz.

Benim Çocuğum’a Sansür

Ünİversİtelerdekİ Sansüre Karşı Dur, Benİm Çocuğum’la Sesİnİ Duyur!

Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin, 2013’ten bu yana dünya çapında gösterimleri yapılan ve ödüller kazanan, Kültür Bakanlığı’nın belgeli Benim Çocuğum belgeselinin gösterimini engellemesi, çocukları eşcinsel, biseksüel, trans, interseks (LGBTİ+) olan biz anne ve babalar için Türkiye’de insan haklarının ve üniversitelerin uzun süredir maruz kaldığı baskı ve ayrımcılığın bir başka örneğidir.

Yönetmenliğini Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Can Candan’ın yaptığı, çocukları LGBTİ+ olan ebeveynlerin (LİSTAG) yaşadıklarını anlattıkları Benim Çocuğum belgeseli, on bir yıldır toplumumuzda ve birçok ülkede farkındalık yaratmaya devam etmektedir. Biz LGBTİ+ aileleri olarak, çocuklarımızın eşit haklarına saygı gösterilmesini, toplumsal farkındalığın artırılmasını ve ayrımcılıkla mücadelenin desteklenmesini talep ediyoruz.

Şİmdİ bİr kez daha bİr araya gelme, özgürlüklerİmİz ve İnsan hakları İçİn bİrlİk olma ve Benİm Çocuğum’u İzleme zamanıdır!

Biz, LGBTİ+ anne ve babaları olarak, haksızlıklara ve ayrımcılığa karşı çıkmaya, çocuklarımızın hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz. Özgürlükleri ve toplumsal çeşitliliği önemsiyor, yasaklara karşı eğitimcileri okullarında, öğrencileri kulüplerinde, sivil toplumu, sendikaları ve özel sektörü, mümkün olan her fırsatta belgeselimizi göstererek bir arada olmaya, özgürlükleri savunmaya, özgür düşüncenin ve çeşitliliğin destekçisi olmaya çağırıyoruz!

Düzenleyeceğiniz gösterimlerde hep birlikte olabilmek ümidiyle, her zaman dayanışmayla.

Bizler;

Akdeniz Antalya Aileleri Grubu

Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu

GALADER- Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği

İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu

LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği

Büyük Aile Buluşması’na Dair Ailelerimizin Açıklaması

17 EYLÜL PAZAR GÜNÜ İSTANBUL’DA YAPILMASI PLANLANAN “BÜYÜK AİLE BULUŞMASI”NA DAİR ORTAK AÇIKLAMAMIZ

17 Eylül Pazar günü İstanbul’da bu yıl ikinci kez düzenlenecek olan sözde LGBT Dayatmasına Karşı “Büyük Aile Buluşması” toplumu LGBTİ+’lara ve ailelerine yönelik ayrımcılığa ve nefret söylemine teşvik eden bir eylemdir ve bu nedenle bir suçtur.

Geçen sene de söylemiştik. Tekrarlayalım: 

Biz çocuklarını koşulsuz seven ve her şartta onların yanında olan aileleriz. Bizim çocuklarımız, eşcinsel, biseksüel, trans, interseks yani tüm insanlık gibi çok renkli ve çeşitli cinsel yönelim ve/veya kimliklere sahip. Bizler çocuklarımızı cinsel yönelim ve/veya cinsel kimliklerinden bağımsız olarak kucaklıyoruz. Her aile gibi bizler de çocuklarının toplum içinde sağlıklı bireyler, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmeleri için onların yanında duran, birbirine sevgi ile bağlı olan aileleriz. 

17 Eylül Pazar günü yapılacak olan yürüyüş bir “aile yürüyüşü” ise bizim ailelerimiz bu yürüyüşün neresinde? Bu yürüyüş bizleri dışlayan, çocuklarımızı hedef gösteren, toplumu onlara karşı ayrımcılığa teşvik eden ve nefret söylemini cesaretlendiren bir yürüyüştür. Bu yürüyüş çocuklarımızın kendi ülkelerinde eşit yurttaşlar olarak var olma haklarına bir saldırıdır.  

Bizim çocuklarımız hayatın her alanında sadece eşit yurttaşlar olarak var olma haklarının mücadelesini veriyorlar, kimseden daha fazlasını istemiyorlar, kimseye bir şey dayatmıyorlar, kimseyi tehdit etmiyorlar.  Bizim çocuklarımız insanlık var olduğundan bu yana var olan, bugün ve ileride de hayatın her alanında birlikte yaşayacağınız arkadaşınız, öğrenciniz, öğretmeniniz, doktorunuz, avukatınız, vekiliniz, bakkalınız, her gün selamladığınız komşunuz, kardeşiniz ve hatta belki de sizin çocuğunuzdur. Bizim çocuklarımız bu toplumun, tarihinin, kültürünün, bugününün ve yarınının ayrılmaz bir parçası, eşit yurttaşlarıdır. 

Onların toplumdan dışlanmasına, toplumun içinde sağlıklı, üretken bireyler olarak yaşama haklarının ellerinden alınmasına ve hedef gösterilmelerine izin vermeyeceğiz. 

Bu yürüyüşü düzenleyen, kendinde bütün toplum adına konuşmak yetkisini gören bu gruba, dışlayıcı, ayrımcı nefret söylemlerinin değil “aileyi korumak” aksine tüm toplumu ayrıştırmaktan başka bir işe yaramadığını tekrar hatırlatmak istiyoruz. 

Tüm toplumumuzu, Türkiye’nin pek çok acil ve yakıcı sorunla baş etmeye çalıştığı bir dönemde sanki ülkemizin en büyük sorunu bizim rengarenk çocuklarımızmış gibi, onları “LGBT” diye bir kısaltmanın içine hapsederek suni bir gündem oluşturma çabalarına, kendi politik çıkarlarına alet etmeye çalışanlara, toplumun huzursuzluğunu en kolay hedef olarak  seçtikleri bir grup insana karşı ayrımcılığa yönlendiren ve nefreti körükleyenlere karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. 

Bizim çocuklarımız en doğal hakları olan var olma hakları için bile yürüyemezken bırakalım onlar yine yürüsün, yürüsünler ki bu toplumun bazı çocuklarını dışlayan, yok sayan hatta onlara karşı nefreti, düşmanlığı körüklemeye devam edenlerin kimler olduklarını yine hatırlayalım. 

GEÇEN YIL SORDUĞUMUZ VE CEVABINI HENÜZ ALAMADIĞIMIZ SORULARIMIZI YİNELİYORUZ: 

“Büyük Aile Buluşması” derken neyi kastediyorsunuz?  Çocuklarımızı koşulsuz seven, sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için elimizden geleni yapan bizler aile değil miyiz?

  • “Aileyi korumak” için yapıldığı söylenen “Büyük Aile Buluşması”na biz eşcinsel, biseksüel, trans, interseks aileleri olarak gelirsek bizleri de koruyacak mısınız? 
  • LGBTİ+ karşıtı olarak düzenlenen bu yürüyüşe izin veren siyasi irade  LGBTİ+’ların, kadınların, öğretmenlerin, doktorların vb. anayasal haklarını kullanacakları yürüyüşlere ve gösterilere ne zaman izin verecek?
  • Her yurttaş gibi, vergilerini ödeyen, farkında olmasanız da herkes gibi mesleği, birikimi ve donanımıyla topluma katkıda bulunan eşcinsel, biseksüel, trans, interseks bireylerin de eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğunu, bir aileleri olduğunu ve bir gün sizin de ailenizden olabileceğini ne zaman kabul edeceksiniz?

“NEFRETE DEĞİL, HAYATA SES VER!”

Bizler 17 Eylül Pazar günü “Büyük Aile Buluşması”nın yapılacağı saatlerde “Nefrete değil, hayata ses ver!” diyerek, ayrımcılık yerine bütün renkleri ile hayatı savunan “Büyük Hayat Buluşması”nı izleyeceğiz. Sizi de bekleriz.

Büyük Hayat Buluşması canlı yayın bağlantısı: 

https://www.youtube.com/live/bQ5fR-nmSR4?si=BE_Q9Gt_5hb6FYfU

Akdeniz Antalya Aileleri Grubu
Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu
GALADER- Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği
İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu
LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği