Bizler LİSTAG LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu olarak, LGBTİ+ çocukları olan aileleriz.
Şiddetin ayrımcılığın ve yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı TBMM de Milletvekillerini ve Hak Temelli Örgütleri ziyaret ettik. Bugün burada yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı söz söylemek için bulunuyoruz.
Uzun süredir çocuklarımızın yaşamlarına dokunan şiddetin arttığını görüyoruz. Bu şiddet yalnızca sokakta değil, cezaevlerinde, gözaltı araçlarında, adliyelerde, okul yollarında ve evlerin içinde karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman görünmez kılınıyor.
İstanbul Onur Yürüşü’nde gözaltına alınan çocuğuna sarılabilmek için önce sabaha kadar Emniyet’in kapısında, ertesi gün de Çağlayan Adliye’sinde, içindeki yoğun kaygıyı sadece dayanışmanın gücüyle yenmeye çalışarak, başı dik, onurla bekleyen bir annenin sesine kulak verelim: “Ben yalnızca bir anneydim orada. Eşit, özgür, insanca bir hayat talebinden başka arzusu olmayan çocuğumun yanında olmak için oradaydım. Kimse çocuğunu koşulsuz seven bir annenin sessiz kalmasını beklemesin.”
Neşe Tamer
Ben Sadece Bir Anneyim
Ben sadece bir anneyim. Çocuğumu varoluşuyla birlikte koşulsuz seven, yargılamadan dinleyen, hayatı boyunca yalnızca yanında yürümek isteyen bir anneyim.
Pazar günü, 23. İstanbul Onur Yürüyüşü sırasında, aralarında benim evladımın da bulunduğu 53 çocuğumuz gözaltına alındı. Tek yapmak istedikleri, varoluşlarını onurlandırmak, birbirlerine sahip çıktıklarını haykırmaktı.
Gözaltı haberini saat 15.00 sularında aldım. Çocuğuma tekrar ancak ertesi gün saat 17.00’de kavuşabildim. Avukatlarının Vatan Emniyet’e girişi engellendi. Dayanışmayla gönderilen yiyecekler çocuklara ulaştırılmadı. Avukatlar beşerli gruplar halinde içeri alındığı için ifadeler sabaha kadar alınmadı. Çocuklarımız, ters kelepçeli olarak insanlık dışı koşullarda bekletilip hastaneye götürüldüler, ardından emniyete götürülüp,” mevcutlu” tutulmalarına karar verildi ve geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldılar. İşlemleri sonraki güne bilerek bırakıldı. Ertesi gün adliyeye sevk edildiler.
Maalesef üç çocuğumuz özgürlüklerine kavuşamadılar, tutuklandılar. Kalan tüm çocuklarımız serbest bırakıldı ama üzerlerine bir özgürlük değil bir yasak bırakılarak. Yurt dışına çıkışyasağı…
Adliye önünde sadece çocuklarımızı bekliyorduk. Onlara sarılmak, özgürlüklerine kavuşmalarını alkışlamak istedik. Ama çevik kuvvet tarafından ablukaya alındık. Alkışlamamız, sarılmamız, beklememiz, hatta susarak orada durmamız bile suç sayıldı. Dağıtılmak istendik.
Ben yalnızca bir anneydim orada. Eşit, özgür, insanca bir hayat talebinden başka arzusu olmayan çocuğumun yanında olmak için oradaydım. “Biz de buradayız. Hayattayız. Herkes gibi yaşamak istiyoruz.” demekten başka bir şey istemeyen çocuğum için. Ama yalnız değildim. Yanımda kendi çocuklarının haklarını savunmak için orada olan LGBTİ+ anneleri de vardı. Ve bizimle omuz omuza duran dostlar. O kalabalığın içinde dayanışmanın, birlikte olmanın gerçek gücünü hissettim. Bu güç, bana yalnız olmadığımı yeniden hatırlattı.
Ne yazık ki bugün Türkiye’de bir LGBTİ+ çocuğun annesi olmak büyük bir cesaret istiyor. Çünkü çocuklarımız sistematik olarak her bir yeni güne okullarda, hastanelerde, sokakta, işyerlerinde ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalarak başlıyorlar. Biz aileler, en çok da buadaletsizliğe karşı çıkıyoruz. Toplumdaki önyargıları kırmak, sessizliği bozan ilk ses olmak, bazen yalnız kalmayı göze almak… Tüm bunlar cesaret istiyor.
Yine de gözaltına alındıklarını öğrendiğim anda içime bir ateş düştü. Kalbim sıkıştı, nefesim daraldı. Bir çocuğu sevmek, onu olduğu haliyle kabul etmek yetmiyor bazen. Onu koruyamamanın, neler yaşayacağını bilememenin tarifsiz acısıyla baş başa kaldım. Çocuğumu desteklemekle beraber, ona reva görülen adaletsizliği gördükçe kaygılarım büyüdü. Sürekli başına başka neler gelebileceğini düşünüp onu nasıl koruyacağımı bilememenin yükünü taşıdım, taşımaya da devam ediyorum.
Bazen kendimi Don Kişot gibi hissediyorum. Yel değirmenlerine karşı savaşıyormuşum gibi. Önyargılarla, nefretten beslenen yapılarla, kocaman bir sessizlik duvarıyla mücadele ederken… Güçlü durmaya çalıştıkça yoruluyorum. Ama vazgeçmiyorum.
Çünkü bu mücadele yalnız benim değil, çocuğumun, onun arkadaşlarının, gelecekte bu topraklarda kim olduğunu saklamadan, korkmadan, onurla yaşamak isteyen her bir çocuğun mücadelesi. Çünkü bir gün bile susarsam, onların sesine haksızlık etmiş olurum. Çünkü çocuklarımızın hak ettiği hayat, bugünün sessizliğini kırmamıza bağlı. Çünkü biliyorum ki, bir annenin sevgisi bazen en büyük dönüşüm gücüdür. Ve çünkü yalnız değilim. Yanımda çocuklarım, yanımda benim gibi yorgun ama inatçı anneler, yanımda kalbinde adalet taşıyan insanlar var.
Ben bu yüzden vazgeçmiyorum. Sesim titrese de konuşmaktan, elim yorulsa da yazmaktan, kalbim kırılsa da inanmaktan sessizliğin suç ortağı olmayacağım ve kimse, çocuğunu seven bir anne olarak sessiz kalmamı beklemesin benden.
19 Mart’tan bu yana meydanlarda, üniversitelerde, liselerde haklarını aradıkları için gözaltına alınan gençleri, ülkenin doğusundan batısına kadar muhalif her belediyeye yönelik baskı ve kayyum politikalarını, Ekrem İmamoğlu gibi milyonlarca insanın iradesini temsil eden bir belediye başkanına karşı yürütülen siyasi yargı süreçlerini ve sadece işlerini gerektiği gibi yaptıkları için gözaltına alınan gazetecilere açılan davaları büyük bir endişeyle takip ediyoruz. Tüm bu yaşananlar yalnızca bir partiye ya da kişiye yönelik değildir; bu bütün toplumu ilgilendiren çok daha derin ve yapısal bir sistem krizinin göstergesidir.
Bu kriz ne bugün başlamıştır, ne de yalnızca bir kesimi hedef almaktadır. Uzun yıllardır bu ülkede; cinsel kimliği, yönelimi, inancı, etnik kökeni ya da siyasi düşüncesi farklı olan herkese sistematik biçimde baskı uygulanmaktadır. Bugün bu baskılar, öğrencilerden emekçilere, gazetecilere, akademisyenlere, öğretmenlere, kadınlara, ailelere kadar toplumun her kesimini hedef almaktadır. Hakkını arayan her kesim “öteki” ilan edilmekte, dışlanmakta ve susturulmaya çalışılmaktadır.
Bugün artık görüyoruz ki, bu ülkede adalet işlemiyor. Yargı, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirerek iktidara teslim olmuş durumda. Oysa adaletin olmadığı bir ülkede demokrasi de olmaz, özgürlük de, huzur da…
Bizler, LİSTAG aileleri olarak tekrar ve tekrar görüyoruz ki; bu ülkede sadece LGBTİ+ çocuklarımızın haklarını savunmak yetmiyor. Çünkü onlara reva görülen ayrımcılık, baskı ve ötekileştirme bugün toplumun tüm kesimlerine yönelmiş durumda. Sadece var oldukları için “suçlu” ilan edilen çocuklarımız, bugün artık yalnız değil; çünkü aynı zihniyet, farklı olan ve düşünen herkesi hedef alıyor.
Gençlerimiz sadece anayasal haklarını kullandıkları için gözaltına alınıyor, çıplak aramaya maruz bırakılıyor, işkenceye varan uygulamalara tabi tutuluyor. Bu kabul edilemez uygulamalar, sadece gençlerin değil, hepimizin onuruna yöneltilmiş bir saldırıdır. Gözaltına alınanlar, tutuklananlar hepimizin çocukları. Evlatlarımız yalnızca kendi geleceklerini değil bu ülkenin onurunu ve vicdanını savunuyor.
Devletin temel görevi adaleti sağlamak, hiçbir ayrım gözetmeksizin, istisnasız tüm gençlere adil, güvenli ve huzurlu bir gelecek sunmaktır. TOMA’lar ve gözaltılar yerine, gençlerimize hak ettikleri özgürlüğü, eğitimi ve desteği sunmaktır. Ancak uzun süredir iktidarın ülkemizde yarattığı ayrıştırıcı ve baskıcı ortam gençlerimizi boğuyor. Oysa biz çocuklarımızdan öğrendik ki, farklılıklarıyla tüm gençleri kapsamak bir toplum için bir tehdit değil aksine bir zenginliktir.
İktidar tarafından ilan edilen “Aile Yılı”nda, LİSTAG olarak yıllardır yaptığımız gibi ve şimdi de daha da büyük bir kararlılıkla, bize şiddetle dayatılan aile tanımını değiştirmeye; gerçek, kapsayıcı ve sevgi dolu bir aile için mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biz, çocuklarımızın baskıdan, ayrımcılıktan değil; eşitlikten, sevgiden ve dayanışmadan beslenen bir toplumda yaşamasını istiyoruz.
İşte tam da bu yüzden, biz LİSTAG aileleri olarak, sadece kendi çocuklarımızı değil, bu ülkede baskıya uğrayan, susturulmaya çalışılan tüm gençleri sahipleniyoruz. Tek bir çocuğumuzu dahi geride bırakmayacağız.
Bu süreçte, Anne-Baba Dayanışma Ağı gibi çocukları için direnen, adalet isteyen tüm ailelerin yanındayız. Elimizden ne geliyorsa yapacağız, çünkü biliyoruz ki:
“Do not use my child for political gain. Hands off! My child is not a tool to strengthen your position. Their rights must remain outside religious and political agendas. They are just a human being, my most precious one. Defending them is my right, and no one can take that away from me!”
We are parents and allies of LGBTQ+ children, standing together to protect their rights and futures. Our children’s existence, identity, love, and lives are the most precious things to us. When they were born, we vowed to protect them, to love them unconditionally, and to always stand by their side. And today, we reaffirm that promise: We will not abandon our children!
A new legislative proposal set to be discussed in the Turkish Parliament, officially titled “Proposal for Amendments to the Turkish Penal Code and Certain Laws”, directly targets LGBTQ+ individuals and their families. This law aims to:
Introduce the term “biological sex” into the law, criminalizing LGBTQ+ existence in public spaces.
Make gender transition processes for transgender individuals nearly impossible by imposing severe legal and medical restrictions.
Criminalize LGBTQ+ advocacy and restrict civil society organizations supporting LGBTQ+ rights, including family groups.
Impose heavy penalties on same-sex couples for holding symbolic wedding or engagement ceremonies.
Put parents of LGBTQ+ children at risk by framing support for their children as a punishable offense.
This is not just a legislative amendment; it is an attack on our children’s rights, dreams, and future. It is an attempt to silence families, isolate LGBTQ+ individuals, and erase them from public life.
WHAT DOES THIS MEAN FOR US?
Our children’s lives will become even more difficult. Trans youth will struggle to access life-saving medical care. “My daughter is 17. If this law passes, her transition process will be nearly impossible, putting her well-being in danger.”
LGBTQ+ visibility will be criminalized. Our children will be forced to hide who they are. “This law legitimizes hate crimes against LGBTQ+ people. How can I, as a parent, accept this?”
Support organizations like LISTAG will be targeted. Parents supporting their LGBTQ+ children will be legally silenced. “They want us to abandon our children, but we are here, and we are not going anywhere.”
Our children’s safety will be threatened. Discrimination and violence will be further legitimized. “If this law passes, my child—who is already struggling—will be left completely unprotected.”
WHY ARE WE AFRAID?
“I fear my child will withdraw even further because they no longer feel safe in their own country.”
“If this law passes, my child will have no choice but to leave Turkey. No child should be forced to flee their home just to live freely.”
“My child is studying abroad and now fears returning home. Why should they feel exiled from their own country?”
We will not stop defending our children’s rights. They deserve love, security, and freedom—not fear and repression.Staying silent means allowing this law to push them into isolation, and we refuse to let that happen.
OUR CALL TO ACTION
📢 To Lawmakers:“Do not take away our children’s rights. Reject this law!” 📢 To the Public:“Stand with us. LGBTQ+ children and their families need your support!” 📢 To the Media:“Amplify our voices. Share our stories!” 📢 To International Human Rights Advocates & Organizations:“Turkey’s LGBTQ+ community and their families need global solidarity. Raise awareness, share our stories, and pressure policymakers to stop this attack on fundamental human rights!”
No matter what, we will stand by our children.We will not abandon them – and neither should you
“Çocuğum üzerinden siyaset yapmayın, elinizi çekin! O, sizin elinizi kuvvetlendirecek bir koz değil. Çocuğumun hakları, din ve siyaset oyunlarının dışında kalmalı. O, sadece bir insan, en değerli varlığım. Onu savunmak benim hakkım ve kimse bu hakkımı elimden alamaz!”
Bizler LGBTİ+ çocukları olan anne ve babalarız. Çocuklarımızın varlığı, kimliği, sevgisi ve hayatı bizim için dünyadaki en kıymetli şey. Onlar bu hayata gözlerini açtığında, onları güvende tutmaya, korumaya, sevmeye ve desteklemeye yemin ettik. Ve bugün, bu sözümüzü bir kez daha hatırlatıyoruz: Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız!
TBMM’ye sunulması planlanan “Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”, LGBTİ+’ları hedef almakla kalmıyor, bizleri – ailelerini – de susturmayı amaçlıyor. Bu yasa tasarısı, “biyolojik cinsiyet” kavramını yasaya ekleyerek LGBTİ+ varoluşunu kamusal alanda suç haline getirmeyi, trans bireylerin cinsiyet uyum sürecini neredeyse imkansız hale getirmeyi ve LGBTİ+ hak savunuculuğunu cezalandırmayı amaçlıyor.
Bizden çocuklarımızın gözlerinin içine bakıp “Seni seviyorum, her zaman yanında olacağım” deme hakkımızı almaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu yasa sadece bir düzenleme değil, çocuklarımızın hayatlarını, hayallerini, geleceklerini ellerinden almaya yönelik bir saldırıdır.
Bu Yasa Bizim İçin Ne Anlama Geliyor?
Çocuklarımızın hayatı daha da zorlaşacak. Cinsiyet uyum süreci neredeyse imkânsız hale getirilecek.
“17 yaşında trans bir kızım var. Uyum sürecinin zorlaşması onun hayatını doğrudan tehdit ediyor.”
Kamusal alanda LGBTİ+ varoluşu suç sayılacak. Çocuklarımızın kim olduklarını özgürce ifade etmeleri yasaklanacak.
“Çocuğumun nefret suçuna kurban gitmesi için hukuki bir zemin oluşturuluyor. Bunu nasıl kabul edebilirim?”
LGBTİ+ aile grupları, destek dernekleri baskı altına alınacak. Bizlerin bir araya gelmesi bile engellenmeye çalışılacak.
“Bizden çocuklarımızı yalnız bırakmamızı istiyorlar ama biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.”
Çocuklarımızın güvenliği tehdit altına girecek. Ayrımcılık ve nefret daha da meşrulaştırılacak.
“Bu yasa çıkarsa, zaten büyük mücadelelerle ayakta duran çocuklarımız tamamen savunmasız kalacak.”
Anne ve Babalar Olarak Neden Korkuyoruz?
“Çocuğumun güvenliğinin tehlikeye girmesi nedeni ile daha da içine kapanmasından korkuyorum. Şimdi bile toplum içinde rahat hareket edemiyor. Bu yasa onu tamamen görünmez kılacak.”
“Çocuğumun yaşam hakları elimden alınacak. Ben bir anne olarak buna nasıl sessiz kalabilirim?”
“Yurt dışında eğitim gören çocuğum, bu yasa nedeniyle geri dönmekten korkar hale geldi. Kendi ülkesinde barınamayan bir genç olmak zorunda kalmasını istemiyorum.”
Bizler, çocuklarımızı ve onların haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çocuklarımız nefreti değil sevgiyi, korkuyu değil güveni hak ediyor. Bu yasaya sessiz kalmak, onların yalnız bırakılması anlamına gelir ve biz buna izin vermeyeceğiz.
Yetkililere Sesleniyoruz!
Milletvekillerine:“Çocuklarımızın hayatını karartmayın, bu yasaya karşı çıkın!” Kamuoyuna:“Biz çocuklarımız için buradayız. Sesimizi duyun, yanımızda olun!” Medyaya:“Gerçekleri anlatın, bizleri görünür kılın!”Koşullar ne olursa olsun çocuklarımızın yanında duracağız.Çocuklarımızı yalnız bırakmayacağız, siz de bırakmayın!
LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği olarak, 26-29 Kasım tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin temel haklarına erişimi konusunda farkındalık yaratmayı ve çözüm önerilerimizi paylaşmayı hedefledik. Bu süreçte meclisziyare tlerinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleriyle bir araya geldik.
Ziyaretlerin Planlanması
Geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz LİSTAG Aile Kampımızda, katılan ailelerle birlikte atölyeler düzenledik. Bu atölyelerde sağlık, eğitim, hukuk ve güvenlik, istihdam, barınma gibi temel başlıklar belirledik ve bu başlıklar çerçevesinde LGBTİ+ çocuklarımızın karşılaştığı sorunları belirledik. Heer bir sorun için de çözüm önerilerini oluşturduk. Aynı zamanda atölyelerin sonucunda, vekillere iletmek için bir bildirgeve ilgili meclis komisyonlarına iletilmek üzere 5 adet resmi dilekçe metnini ortaya çıkardık.
Tüm bu çıktılar sayesinde, Ankara ziyaretimizi aslında sadece LİSTAG olarak değil tüm LGBTİ+ ebeveynleri adına gerçekleştirdik. Bizlere destek olan tüm LGBTİ+ ebeveynlerine teşekkür ediyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, TİP, DEM Parti ve CHP milletvekilleriyle görüşerek, LGBTİ+ çocuklarımızın ve ailelerimizin karşılaştığı sorunları dile getirdik. Sağlık, eğitim, barınma, hukuk, güvenlik ve istihdam gibi temel yaşam alanlarındaki ayrımcılığı ele alarak, nefret söylemleriyle etkin mücadele ve eğitim sisteminde eşitlik gibi konularda çözüm önerilerimizi paylaştık. Ancak tüm partilere yaptığımız randevu taleplerine rağmen, yalnızca sınırlı sayıda vekille görüşebilmek, LGBTİ+ hakları konusunda diyaloğun kısıtlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Meclis ziyaretlerimizde, çocuklarımızın hormon ilaçlarına erişiminde yaşanan engellerden, etki ajanı yasa teklifinden, toplumda tehlikeli boyutta artan nefret söylemlerine ve eğitimde eşitlik ilkesine kadar pek çok konuyu gündeme taşıdık. Biz LGBTİ+ ailelerinin, sokaklarda, gözaltılarında, dava süreçlerinde çocuklarımızın yanında olduğunu, artık vekillerimizden somut adımlar atmalarını beklediğimizi belirttik. Ayrıca Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu, İnsan Hakları Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Milli Eğitim Komisyonu ve Sağlık Komisyonu’na dilekçeler sunduk. Bu dilekçelerde, çocuklarımızın maruz kaldığı ayrımcılığa karşı çözüm önerilerimizi detaylı bir şekilde aktardık. Sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha vurguladık.
Sivil Toplum ve Meslek Örgütleriyle Görüşmelerimiz
Ziyaretlerimiz kapsamında, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Kadın Dayanışma Vakfı ve Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi önemli kurumlarla bir araya geldik.
Türk Tabipleri Birliği ile gerçekleştirdiğimiz ziyarette, Merkez Konseyi Üyesi Ali Karakoç ve Filiz Ak ile bir araya geldik. Görüşmemizde, LGBTİ+ çocuklarımızın sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı ayrımcılıklar ve özellikle hormon ilaçlarına erişimde yaşanan zorluklar gündemimizdeydi. Aileler olarak, bu ilaçlara ulaşamamanın çocuklarımız üzerindeki negatif etkilerini paylaştık. Bu kısıtlamaların kaldırılması için yürüteceğimiz çalışmalarda, TTB’nin desteğini istedik.
Ali Karakoç, uzman derneklerle birlikte bu konuda bilimsel raporlar hazırladıklarını, Sağlık Bakanlığı’na sunduklarını ve kamuoyuna açıkladıklarını söyledi. Ancak yetkilerin kısıtlanması nedeniyle bu raporların eskisi kadar etkili olmadığını vurguladı. Yine de bu konuda çalışmaların olduğunu duymak umut vericiydi.
Görüşmede, Filiz Ak’ın eğitim alanında yaptığı önemli çalışmaları da dinledik. Derslerinde her ay LGBTİ+’larla nasıl iletişim kurulacağını anlattığını, Benim Çocuğum belgeselimizi gösterdiğini ve Hacettepe’de hak temelli yaklaşımlar dersinde temel kavramların öğretildiğini söyledi. Bu çalışmalar bizi oldukça mutlu etti.
Ayrıca, TTB’nin ayrımcılığa uğrayan bireyler için İl Sağlık Müdürlüklerine başvuru yoluyla ciddi yaptırımların devreye girdiğini belirtmesi önemliydi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nı (SES) ile gerçekleştirdiğimiz görüşmemizde, sendikanın hak savunuculuğu konusundaki deneyimlerini ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak için attıkları önemli adımları dinledik. LİSTAG ve SES işbirliği yaparak, “Benim Çocuğum” belgeseli gösterimi ve söyleşileri gerçekleştirebileceğimizi konuştuk.
Ankara ziyaretimiz sırasında Kadın Dayanışma Vakfı’nı da ziyaret ettik. Görüşmemizde, kadın ve LGBTİ+ hakları için verdikleri mücadeleyi dinledik. Kadın cinayeti davalarını takip ettiklerini, baroya yönlendirme ve sığınağa yerleştirme süreçlerinde destek olduklarını anlattılar. Trans kadınların sığınaklara alınmamasının büyük bir sorun olduğunu ve bu konuda çalışmalar yürüttüklerini paylaştılar.
Sığınakların güvenlik açıklarına, yerlerinin kolayca öğrenilebilmesine dikkat çektiler. Haftanın birkaç günü eğitimler ve danışanlarla toplantılar yaptıklarını söylediler. Bu eğitimlerde “Benim Çocuğum” belgeselimizi izleyebileceklerini ve Ankara’daki gelecekteki ziyaretlerimizde deneyim aktarımı toplantıları yapmayı önerdiler.
Son olarak, Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi’ni ziyaret ederek, Komisyon Başkanı İlayda Doğa Karaman, Başkan Yardımcısı Mevlüt Erken ve Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aslıhan Koçak ile bir araya geldik. Bu anlamlı buluşmada, LİSTAG olarak yaptığımız çalışmaları ve ailelere yönelik destek çalışmalarımızı paylaştık.
Baronun LGBTİ+ hakları konusunda yürüttüğü önemli çalışmaları dinlemek ve 6284 sayılı yasa üzerindeki hassasiyetlerini öğrenmek bizi hem mutlu etti hem de umutlandırdı. Görüşmemizde, iş birliği gerektiren her konuda yan yana durabileceğimizi ve dayanışma içinde çalışabileceğimizi konuştuk. Webinarlar, film gösterimleri ve sosyal medya içerikleri gibi pek çok projede ortak hareket etme fikri bizi heyecanlandırdı.
Ankara Barosu LGBTİ+ Merkezi gibi güçlü bir yapı ile dayanışma içinde olmak, hak savunuculuğu yolunda önemli bir adım olduğunu bir kez daha deneyimledik.
İHD Ankara Şubesi’nde Basın Açıklamamız
Ankara programımızın sonunda, İHD Ankara Şubesi’nin değerli ev sahipliğinde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. Açıklamamızda, LGBTİ+ evlatlarımızın sağlık, eğitim, istihdam, hukuk, güvenlik ve barınma gibi temel yaşam alanlarında maruz kaldıkları eşitsizliklere dikkat çektik. Ayrıca, meclis ve kurum ziyaretlerimizden edindiğimiz izlenimleri kamuoyuyla paylaştık. Nefret söylemlerinin biz ebeveynlerde yarattığı endişeyi dile getirerek, kamuoyunu çözüm için dayanışmaya çağırdık.
Bu ziyaretler, LGBTİ+ çocuklarımızın ve biz ailelerinin hak mücadelesi için dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin önemini bir kez daha gösterdi. Ankara’da bizleri dinleyen ve çözüm için işbirliğine açık olan vekillerimize ve kurumlara teşekkür ediyoruz.
Çocuklarımızın güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
LİSTAG olarak büyük bir gururla, sizlere yeni kitabımız “Hayatın Renkleri”ni tanıtıyoruz. Bu kitap, LGBTİ+ bireylerin ve onların ailelerinin yaşadıkları zorlukları, mücadeleleri ve zaferlerini içtenlikle anlatan gerçek hikayelerden oluşmaktadır. Kitabımızın temel amacı, herkesin kendi kimliğini özgürce yaşayabileceği bir dünya için farkındalık yaratmak ve toplumsal önyargıları kırmaktır. Çünkü biliyoruz ki gerçeğin kendisi çok güçlü.
“Hayatın Renkleri”, Mayıs ayında Antalya’da, LGBTİ+ ailelerine yönelik olarak yönetmen, oyuncu ve dramaturg Berfin Zenderlioğlu’nun rehberliğinde düzenlediğimiz Hikâye Anlatıcılığı Atölyesi sonucunda ortaya çıktı. Bu atölyede, LGBTİ+ bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları deneyimleri, duygusal derinlikleri ve insanın içine dokunan hikayeleri bir araya getirdik. Her bir hikaye, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ederken, aynı zamanda öteki olana empati ve anlayış geliştirmeye de davet ediyor. Kitabımızda, bir annenin çocuğunun cinsel kimliğini kabullenme sürecinden, bir babanın oğlunun yanında dimdik duruşuna kadar pek çok samimi ve etkileyici hikayeyi bulacaksınız.
Bu kİtap, sadece LGBTİ+ bİreyler ve aİleleri İçİn değİl
Bu kitap, sadece LGBTİ+ bireyler ve aileleri için değil, aynı zamanda herkesin okuması gereken bir eser. Çünkü burada anlatılanlar, sadece bir azınlık grubunun değil, hepimizin hikayesidir. “Hayatın Renkleri”, farklılıklarımızın bizi nasıl zenginleştirdiğinin ve her bireyin olduğu gibi kabul edilmesinin önemini vurguluyor. Okuyucular, bu kitabı okurken kimi zaman gözyaşlarına hakim olamayacak, kimi zaman da cesaret ve umutla dolup taşacaklar.
Siz de “Hayatın Renkleri” kitabını indirip okuyarak, bu anlamlı yolculuğa katılabilir ve LGBTİ+ bireylerin seslerine kulak verebilirsiniz. Kitabımız, LİSTAG’ın misyonunu ve değerlerini bir kez daha vurgularken, daha adil ve eşit bir dünya için atılan önemli bir adım olarak yerini alıyor.
Kitabımıza gösterdiğiniz ilgi ve destek için şimdiden teşekkür ederiz. Hayatın tüm renkleriyle güzel olduğunu hatırlatan bu eseri okurken, umarız siz de kendi hayatınızın renklerini keşfedersiniz.
LİSTAG olarak LGBTİ+ Aileleri Adına TBMM’yi Ziyaret Ettik: “Çocuklarımızın Hakları ve Güvenliği İçin Sesimiz Olun!”
LİSTAG olarak LGBTİ+ ailelerinin haklarını savunmak amacıyla 7-9 Şubat 2024 tarihlerinde TBMM’yi ziyaret ettik. Farklı siyasi partilerden milletvekilleriyle bir araya gelerek LGBTİ+ çocukların eşit haklara sahip olma talebini ilettik. Deneyimlerimizi, endişelerimizi ve beklentilerimizi samimiyetle paylaştık.
Toplantılarda LGBTİ+ çocukların eğitim, istihdam, sağlık ve barınma gibi alanlarda eşit haklara sahip olmalarını ve güvenli bir yaşam sürmelerini arzuladığımızı vurguladık. Ayrıca siyasetçilerin LGBTİ+ karşıtı propagandalarının toplumda kutuplaşmaya ve nefret söylemine neden olduğunu, bu durumun da çocuklarımızı hedef haline getirdiğini dile getirdik.
Anayasa değişikliği endişelerimizi ve milletvekillerinden taleplerimizi açıkça ifade ettik. Ayrımcılıkla mücadele, destek ağlarının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gibi konuları ele aldık. Görüşmelerimizde LGBTİ+ hak ihlallerinin Meclis’e taşınarak sesimizin duyurulmasını talep ettik.
Milletvekillerinden aldığımız destek ve tavsiyelerle somut çözümler üzerine konuştuk. İlgili komisyonlara yapılacak kurumsal başvurular için destek sözü aldık. Meclis ziyaretimizin somut sonuçlar elde ettiğine inanıyoruz ve LGBTİ+ çocuklar için eşitlik, adalet ve kapsayıcılık adına yürüttüğümüz bu çaba bize umut veriyor.
LİSTAG olarak, LGBTİ+ aileleriyle birlikte bu mücadeleyi ve demokratik kamuoyunun sesimizi duymasını sağlama çabalarımızı sürdüreceğimizi belirtmek istiyoruz.
17 EYLÜL PAZAR GÜNÜ İSTANBUL’DA YAPILMASI PLANLANAN “BÜYÜK AİLE BULUŞMASI”NA DAİR ORTAK AÇIKLAMAMIZ
17 Eylül Pazar günü İstanbul’da bu yıl ikinci kez düzenlenecek olan sözdeLGBT Dayatmasına Karşı “Büyük Aile Buluşması” toplumu LGBTİ+’lara ve ailelerine yönelik ayrımcılığa ve nefret söylemine teşvik eden bir eylemdir ve bu nedenle bir suçtur.
Geçen sene de söylemiştik. Tekrarlayalım:
Biz çocuklarını koşulsuz seven ve her şartta onların yanında olan aileleriz. Bizim çocuklarımız, eşcinsel, biseksüel, trans, interseks yani tüm insanlık gibi çok renkli ve çeşitli cinsel yönelim ve/veya kimliklere sahip. Bizler çocuklarımızı cinsel yönelim ve/veya cinsel kimliklerinden bağımsız olarak kucaklıyoruz. Her aile gibi bizler de çocuklarının toplum içinde sağlıklı bireyler, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmeleri için onların yanında duran, birbirine sevgi ile bağlı olan aileleriz.
17 Eylül Pazar günü yapılacak olan yürüyüş bir “aile yürüyüşü” ise bizim ailelerimiz bu yürüyüşün neresinde? Bu yürüyüş bizleri dışlayan, çocuklarımızı hedef gösteren, toplumu onlara karşı ayrımcılığa teşvik eden ve nefret söylemini cesaretlendiren bir yürüyüştür. Bu yürüyüş çocuklarımızın kendi ülkelerinde eşit yurttaşlar olarak var olma haklarına bir saldırıdır.
Bizim çocuklarımız hayatın her alanında sadece eşit yurttaşlar olarak var olma haklarının mücadelesini veriyorlar, kimseden daha fazlasını istemiyorlar, kimseye bir şey dayatmıyorlar, kimseyi tehdit etmiyorlar. Bizim çocuklarımız insanlık var olduğundan bu yana var olan, bugün ve ileride de hayatın her alanında birlikte yaşayacağınız arkadaşınız, öğrenciniz, öğretmeniniz, doktorunuz, avukatınız, vekiliniz, bakkalınız, her gün selamladığınız komşunuz, kardeşiniz ve hatta belki de sizin çocuğunuzdur. Bizim çocuklarımız bu toplumun, tarihinin, kültürünün, bugününün ve yarınının ayrılmaz bir parçası, eşit yurttaşlarıdır.
Onların toplumdan dışlanmasına, toplumun içinde sağlıklı, üretken bireyler olarak yaşama haklarının ellerinden alınmasına ve hedef gösterilmelerine izin vermeyeceğiz.
Bu yürüyüşü düzenleyen, kendinde bütün toplum adına konuşmak yetkisini gören bu gruba, dışlayıcı, ayrımcı nefret söylemlerinin değil “aileyi korumak” aksine tüm toplumu ayrıştırmaktan başka bir işe yaramadığını tekrar hatırlatmak istiyoruz.
Tüm toplumumuzu, Türkiye’nin pek çok acil ve yakıcı sorunla baş etmeye çalıştığı bir dönemde sanki ülkemizin en büyük sorunu bizim rengarenk çocuklarımızmış gibi, onları “LGBT” diye bir kısaltmanın içine hapsederek suni bir gündem oluşturma çabalarına, kendi politik çıkarlarına alet etmeye çalışanlara, toplumun huzursuzluğunu en kolay hedef olarak seçtikleri bir grup insana karşı ayrımcılığa yönlendiren ve nefreti körükleyenlere karşı uyanık olmaya çağırıyoruz.
Bizim çocuklarımız en doğal hakları olan var olma hakları için bile yürüyemezken bırakalım onlar yine yürüsün, yürüsünler ki bu toplumun bazı çocuklarını dışlayan, yok sayan hatta onlara karşı nefreti, düşmanlığı körüklemeye devam edenlerin kimler olduklarını yine hatırlayalım.
GEÇEN YIL SORDUĞUMUZ VE CEVABINI HENÜZ ALAMADIĞIMIZ SORULARIMIZI YİNELİYORUZ:
“Büyük Aile Buluşması” derken neyi kastediyorsunuz? Çocuklarımızı koşulsuz seven, sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için elimizden geleni yapan bizler aile değil miyiz?
“Aileyi korumak” için yapıldığı söylenen “Büyük Aile Buluşması”na biz eşcinsel, biseksüel, trans, interseks aileleri olarak gelirsek bizleri de koruyacak mısınız?
LGBTİ+ karşıtı olarak düzenlenen bu yürüyüşe izin veren siyasi irade LGBTİ+’ların, kadınların, öğretmenlerin, doktorların vb. anayasal haklarını kullanacakları yürüyüşlere ve gösterilere ne zaman izin verecek?
Her yurttaş gibi, vergilerini ödeyen, farkında olmasanız da herkes gibi mesleği, birikimi ve donanımıyla topluma katkıda bulunan eşcinsel, biseksüel, trans, interseks bireylerin de eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğunu, bir aileleri olduğunu ve bir gün sizin de ailenizden olabileceğini ne zaman kabul edeceksiniz?
“NEFRETE DEĞİL, HAYATA SES VER!”
Bizler 17 Eylül Pazar günü “Büyük Aile Buluşması”nın yapılacağı saatlerde “Nefrete değil, hayata ses ver!” diyerek, ayrımcılık yerine bütün renkleri ile hayatı savunan “Büyük Hayat Buluşması”nı izleyeceğiz. Sizi de bekleriz.
Akdeniz Antalya Aileleri Grubu Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu GALADER- Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği
‘Benim Çocuğum’ belgeselini ilk izlediğimde, benim çocuğum bana yeni açılmıştı. Bazı durumları/kavramları/olayları ancak başına geldiğinde anlıyor insan. Bildiğini sandığı bir konuda ne kadar cahil olduğunu da fark etmek, ne kadar gereksiz önyargı ve yanlış bilgi biriktirdiğini görmek acı veriyor. Kızım bana açıldı, bana kendini anlattı. İçimde bir yerde şüphesini hep duyduğum, bilerek ya da bilmeyerek üzerini örttüğüm, ama bir türlü konduramadığım gerçekle yüzleşmek hiç kolay olmadı. Ama aslında bir o kadar kolaydı. O aşıktı, genç bir kadına aşıktı, böyle mutluydu. Denklem basitti aslında, o mutluysa ben de mutluydum.
Yüzleşme Anında Duyulan Sorular
O ilk yüzleşme anında dünya etrafımda dönerken aklımın içinde de binlerce soru uçuşuyordu. Nasıl fark edemedim? Neden daha önce anlayamadım? Ben nasıl bir anneyim? Nerede hata yaptım? Ben çocuğumu büyütürken onu istemediği bir sürü saçma şeye nasıl zorladım? Hep erkek çocuklarla spor yaptı, nasıl anlamadım? Pembe rengi hiç sevmezdi, nasıl fark edemedim? 22 yaşına kadar hiçbir erkekle flört etmedi, nasıl şüphelenmedim? Erkek reyonundan giysi seçmeyi severdi, bundan da mı huylanmadım? Benim yüzümden mi oldu? Çocuğum mutlu olacak mı? Anne-baba olarak nasıl bir model çizdik biz? Hayatı hiç kolay olmayacak, peki ben onu koruyabilecek miyim? Ya başına kötü bir şey gelirse? Çocuğum güvende olacak mı? Nelere maruz kalacak? Babası duyunca ne diyecek? Çevremizdekilere nasıl açıklayacağız? Çocuğumun hayatını kolaylaştırmak için ne yapabilirim? Ben bundan sonra ne yapabilirim? Ben ne yapabilirim?
Ferahlama ve Kabul Sürecİ
O ilk yüzleşmenin hemen ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam ettim. Nasıl bu kadar çabuk kabule geçtim, nasıl hemen uyumladım kendimi hiç bilmiyorum. Sanki bir tiyatro sahnesinde başrol oyuncusuydum ve rolümün de hakkını veriyordum. Sırtıma bir kırmızı pelerin geçirmiş, süper güçlerimi cebime koymuş, hayallerimin enkazının üzerinde yürüyerek ayağıma batan taşlara ve ara sıra tökezlememe rağmen “acımadı ki acımadı ki” diye ilerlemeye çalışıyordum… Her düşündüğümde tekrar şükrediyorum; çok şanslıyım ki çevremde beni anlayacağını bildiğim canlar vardı. İşte onların tavsiyesi üzerine izledim “Benim Çocuğum”u… İyi ki izledim. Ferahladım. Hafifledim. Yeri geldi boğazım düğümlendi, gözyaşlarım özgürlüğünü ilan etti, hem ağladım hem güldüm, yeri geldi ruhum elinde pankartla onlarla birlikte yürüdü. Her duygunun içinden onlarla birlikte geçtim, çok ama çok iyi geldi. Gördüm ki aklımdaki o binlerce soru, korku, endişe sadece benim aklıma gelmemişti. İzledikçe bazı soruların cevapları netleşti, bazı sorular da evrildi. Bu kez çocuğumu ve ihtiyaçlarını daha doğru anlamaya yönelik sorular canlandı içimde… Acaba kendi bedeninden memnun muydu? Kadın olmaktan mutlu muydu? Cinsiyetini değiştirmek istiyor muydu? Yaşadığı hayattan gerçekten de mutlu muydu? Psikolojik anlamda destek almak ister miydi? Benim nasıl destek olmamı istiyordu? Tüm bu soruları sonradan kızımla da konuştum, aldığım yanıtlar da tatmin edici oldu benim için… Biraz daha ferahladım. Anladım ki önce durmam gerekiyordu. Sadece durmam. Çünkü durum hiç o kadar basit değildi. Böyle bir şey ilk defa başıma geliyordu, bu eğer bir sınavsa ben çalışmadığım yerden yakalanmıştım, önce bu durumu anlamam ve sindirmem gerekiyordu. Yaşayacağım tüm duyguları yaşayıp ancak öyle geçebilirdim içinden… ‘Benim Çocuğum’da izlediklerim canımın yarasına merhem, ruhuma ağrı kesici oldu. Ne yapacağımı bilemez bir halde serseri mayın gibi ortalıkta dolanırken, ekranın diğer ucundan uzanan hiç tanımadığım ama sanki bin yıldır dost olduğum şefkatli kollar beni sardı, sarmaladı. İçime sıcaklık, kalbime huzur doldu. Hissettiğim şey benim de çocuğumun da yalnız olmadığımızdı. 48 yaşımda ben, 22 yaşındaki kızımla yeniden tanıştım. Bu tanışma bana hiç bilmediğim bir sürü şey öğretti. Önyargıları, şu meşhur el âlem ne der kaygılarını bir kenara fırlatıp attım. Çocuk benim çocuğumdu, sevgisi içimdeydi. Hayat yolunda şimdiye kadar hep el ele yürümüştük, şimdiden sonra da o eli hiç bırakmayacaktım. Her ne olursa olsun o benim mucizemdi, kıymetlimdi. Cinsiyetinin, cinsel yöneliminin ya da adına her ne deniyorsa onun önemi yoktu. Önemli olan tek şey canının sağlığıydı, mutluluğuydu. Her ne olursa olsun o benim çocuğumdu ve her zaman onun yanında olacaktım. Çünkü o benim çocuğumdu, en güzeli de buydu…
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.