Bu yazımız LİSTAG 2025 Sonbahar Kampı’nın dönüşüm ruhunu tekrar yaşamak isteyen aileler için anılarını tazelemek ve katılamayanlar için cesaret ve ilham kaynağı olmak amacıyla bir günlük tarzında, Neşe Tamer tarafından kaleme alınmıştır. Kampın teması olan “Adalet Evde Başlar” etrafında toplanan aileler, hukuki farkındalıkla donanarak, haklarını savunacak adalet savunucusu ebeveynler olarak güçlenmiştir. Gelin, her günü beraber tekrar yaşayalım.
Kampımız bitti! Bu kamp günlüğünü tutmak ve kamp boyunca paylaşmak hep aklımdaydı ancak gündüzleri hukuki farkındalıklarla donanmakla o kadar meşguldük ki, gün gün günlüğü paylaşamadım. Geceler ise bize aitti, ruhlarımıza vakit ayırdık, kahkahalarla, müzikle birbirimizi iyileştirdik.
Bu günlük, hem kampın ruhunu tekrar yaşamak isteyen aileler için anılarını tazeleme hem de katılamayanlar için cesaret ve ilham kaynağı olsun isterim. 🌈
24 Ekim Cuma
Bugün LİSTAG Sonbahar Kampımızın ilk günüydü. Birbirimizi öyle çok özlemişiz ki, sarılmalarımızın, çığlıklarımızın sesini Polonezköy’de duymayan kalmamıştır.
Ankara’dan gelen uçağın bir türlü kalkmak istememesi ise ayrı bir olaydı. Ama endişelenmeyin, annelerin gücü her şeyi mümkün kıldı ve uçağı tam zamanında kampa yetiştirdik. İşte LİSTAG anneleri böyle küçük mucizeler yaratır.😉
Açılış çemberinde bir araya geldiğimizde, ortaklaştığımız konu her bir kampımızın sadece bir buluşma alanı değil birbirimizden güç aldığımız, umudumuzu tazelediğimiz yerler olduğu idi. Bu yılki kampımızın konusu “Hukukun Üstünlüğü. Adalet Evde Başlar.” oldu.
Adalet evde başlar…
Açılış çemberinde ailelerle konuşurken bunu hatırlattım. Çocuklarımız adaletle ilk evlerinde, yuvalarında tanışıyor. Onları yargılamadan dinlediğimizde, karşılaştıkları zorlukları daha iyi anlıyoruz ve birlikte mücadele etme gücü kazanıyoruz. Kamp boyunca bunu pek çok kez gözlemledim. Aileler birbirlerinin hikâyelerini dinlerken, haklarını savunmanın hem gerekli hem de mümkün olduğunu fark ettiler. Çocuğumuzun haklarını bilmek, onları savunmak, yanında durmak ve haksızlıklarla birlikte mücadele etmek… İşte bunlar, adaletin gerçek anlamda hayata geçtiği anlar.
Öğleden sonra ilk atölyemiz vardı. ‘’Haklarımızı Konuşalım. Temel Haklar ve Hak İhlalleri’’ Bu atölyeyi avukatlarımız Hasan Çayır ve Arya Dilan Vargün verdi. Onlar sadece hukukçu değil, aynı zamanda insan hakları aktivistleri ve Trans Pride ile İstanbul Pride komitelerinde gönüllü destek verenler savunucular.
Ben de ailelere şunu anlattım: Çocuğum Sumru, Süreyya Sineması önündeki basın açıklamasından ve İstanbul Pride yürüyüşünden sonra gözaltına alındığında, Hasan ve Arya dışında diğer tüm gönüllü avukatlar da bizimle birlikteydi. Gerek Vatan Emniyette ifadeleri alınırken, gerek adliyede mahkemeye çıkarıldıklarında hep yanımızda oldular. Bu yaşananlar bize gösterdi ki, mücadele yalnızca sokakta değil, her adımda dayanışmayla mümkün.
Bu oturum, bizim için yeni bilgiler öğrenme ve haklarımızı savunma yollarını keşfetme fırsatı oldu ve aynı zamanda biz aileler ile LGBTİ+ aktivist gençler ile aramızdaki empati ve güven bağını güçlendirdi.
Akşam, Can Candan’ın Benim Çocuğum’un 15 Yıllık Yolculuğu başlıklı oturumuna sıra geldiğinde, salon sessizleşti. Her bir karede ailelerin yaşadığı korkular, mücadeleler ve sevinçler gözlerimizin önüne seriliyordu. Bazı aileler derin bir nefes aldı, sessizce düşündü ve belgeselin etkisini yeniden içten içe hissetti Bu atölye sadece bir anlatı değildi, her birimizin yüreğine dokunan, çocuklarımızı yeniden anlama ve onların haklarını savunma cesaretini güçlendiren bir deneyimdi.
Kısa bir gün oldu ama bana göre kampın ruhu bugün şekillenmeye başladı. Güven, farkındalık ve ilk yüzleşmeler… Evet, biraz sancılıydı ama biliyorum ki yüzleşmeden, gerçek bir değişim mümkün değil.
Akşam yemeğinde hasretimizi biraz daha giderdik. Saatler yetmedi, konuştuk, anlattık, paylaştık. Ama ertesi gün bizi yoğun bir program bekliyordu, bu yüzden odalarımıza dağıldık ve günü bitirdik.
25 Ekim Cumartesi
Sabah, ilk oturumumuz “Tanıklığı Güçlendirmek: Raporlama Atölyesi (Kişisel deneyimlerin savunuculukta kullanılmasını sağlayan tanıklıkların raporlanması) ” idi. Bu atölyeyi Avukat Dr. Günal Kurşun ve İnsan Hakları Derneği’nden Cüneyt Yılmaz verdi. İlk bölümde, raporlamanın önemi ve mekanizmaları nasıl işleyeceğimizi öğrendik.
Raporlama atölyesinde öğrendik ki, rapor tutmak sadece hak ihlallerini kaydetmek değilmiş. Onları görünür kılmak, doğru yerlere ulaştırmak ve gerektiğinde adaleti işletmek için attığımız ilk adımmış. Bilmek ve kayda geçirmek, hem çocuğumuz için bir savunma hem de benzer durumlarla karşılaşan diğer aileler için dayanışma demekmiş.
Öyle bir etki vardı ki, aileler öğrendikleri ve uygulayabilecekleri savunma yöntemlerini avukatlarımızla sonuna kadar çatır çatır tartıştı, sorular sordular, alternatif senaryolar üzerinde birlikte düşündüler. Hatta bir ara espriyle “Direnmek için gerekirse soyunuruz bile!” dedik.🤭 Kahkahalar yükseldi ama mesaj netti. Haklarımızı savunmak için hazır ve kararlıydık. Haklarımızı bildiğimizde, savunmak için adım atmaya hazır ve özgüvenli hale gelmiştik. Bu, biz ailelerin sadece bilgiyle değil, aynı zamanda cesaret ve güçle dolduğunu gösteriyordu.
Cumartesi öğleden sonra geldik kampın en heyecan verici bölümlerinden birine: “Ortak Masada: Kurumlar ve Aileler Buluşuyor’’
Bu oturumda İnsan Hakları Derneği’ni temsilen Cüneyt Yılmaz, Eğitimsen’den Şenay Garip, Sağlık Emekçileri Sendikasından Fadime Kavak, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği SHUDER’den Murat Çelik, HEVİ Derneğinden Ameda, Boyun Eğmeyen İlaç Emekçileri İnisiyatifinden Cem Kılınç, Baro temsilcileri Avukat Hasan Çayır ve Avukat Arya Dilan Vargün ve Avukat Günal Kurşun, kurumlarının LGBTİ+ alanında yaptıkları çalışmaları anlattılar. Bizler de aileler olarak kendi deneyimlerimizi, sorularımızı ve beklentilerimizi paylaştık.
Kimi anne çocuğunun okulda yaşadığı bir ihlali sordu, kimi sağlık sisteminde karşılaştığı zorlukları anlattı. Askerlik süreci de konuşuldu, hormon ilaçlarına erişim de… Bazılarımız, “Biz aileler ne yapabiliriz, nereden başlamalıyız?” diye sordu. Kurum temsilcileri tüm bu soruları dikkatle, özenle dinlediler. Hangi mekanizmaların işletilebileceğini, hangi yolların açık olduğunu tek tek anlattılar.
Bu buluşma, sadece bilgi paylaşımı değil, karşılıklı bir öğrenme alanıydı. Kurumlar ailelerin ihtiyaçlarını, sahada yaşanan gerçek sorunları bizden dinlediler ve bu talepleri kendi çalışmalarına taşımaya söz verdiler.
Günün sonunda hepimizde aynı his vardı. Konuşmak, paylaşmak ve bir araya gelmek hem bizi hem de karşımızdakini dönüştürüyor.
Aileler “ilk kez bir kurumla bu kadar açık konuşabildik” dediler. Kurum temsilcileri ise “bu kadar sahici sorular duymak çok kıymetliydi” diyerek paylaştılar.
Gerçekten de “Ortak Masa” adını hak eden, dolu dolu geçen, karşılıklı güç veren bir oturumdu.
Dört atölye boyunca adaletin peşinde koştuktan sonra artık sadece beynimiz değil, biraz da bedenimiz konuşsun dedik. Ritm ve Hareket atölyesinde Ateş Sunar ile birlikte bedenimizin de bir dili olduğunu hatırladık. Kimimiz elleriyle ritmi tuttu, kimimiz ayaklarıyla tempoya karıştı, kimimiz de ritmi kaçırdı. Sadece gevşemedik, birbirimizin enerjisine yeniden bağlandık. Meğer adaletin de ritmi varmış. Bedenlerimiz gevşedikçe, zihinlerimiz de hafifledi. Sanırım biraz da bu yüzden gülmek hepimize iyi geldi.🥁
Akşam yemeğinden sonra, kampın enerjisini biraz daha yukarı taşıdık ve canlı performans ile hep beraber şarkılar söyledik. Kahkahalar, ritimler ve melodiler arasında günü kapattık. Günü neşeyle, birbirimize bağlanmış olarak tamamladık.
26 Ekim Pazar
Pazar sabahı güne ‘’Uluslararası Mekanizmalar” atölyesi ile başladık. Avukatımız Avukat Dr. Günal Kurşun, bize uluslararası alanda hakların nasıl korunduğunu ve ihlaller karşısında iç hukuk yolları tükendiğinde hangi yolların açıldığını anlattı. Aileler, çocuklarının ve kendilerinin haklarını korumak için farklı ve daha geniş bir perspektif kazanmanın heyecanını hissetti.
Şiddetsizlik Merkezi’nden Umut Avcı’nın kolaylaştırıcılığını üstlendiği ‘’Dayanma, Dayanışma ve İşbirliği için İletişim” atölyesine canlandırıcı ve harika bir oyunla başladık. “Rüzgar Kimden Yana Esiyor?” Bu canlanma hepimize çok iyi geldi, biraz eğlendik, biraz gülümsedik ve fark ettik ki rüzgar yeniden bizden yana esmeye başlamış.
Atölye boyunca, kendimizle ilgili farkındalığımızı artırmayı ve duygularımızı, ihtiyaçlarımızı paylaşmayı deneyimledik. Atölye bitiminde hepimiz hem kendi içimizde hem de grup olarak güçlenmiş hissettik.
Öğleden sonraki “Adalet Savunucusu Ebeveyn Eğitimi” atölyesinde amacımız sadece birlikte çalışmayı ve aktivizm ruhunu deneyimlemek değil, aynı zamanda kampın sonunda herkesin kendi haklarını daha iyi bilmesini ve bir adalet savunucusu ebeveyn olabilecek kadar güçlenmesini sağlamaktı.
İlk oturumu Umut Avcı yürüttü. Topluluk önünde haklarımızı savunabilme becerilerimizi geliştirmeyi ve özgüven kazandırmayı amaçlayan bu oturumda, Umut’un yönlendirmeleriyle bir arada düşünmeyi, sesimizi duyurmanın yollarını ve kendi hikayemiz üzerinden hak savunuculuğu yapabilmeyi deneyimledik.
Ardından atölye, avukatlarımız Hasan ve Arya’nın oturumu ile devam etti. Bu oturum da uygulamalı bir çalışmaydı. Gruplara ayrıldık ve ilk oturumda kazandığımız bilgi ve becerileri kullanarak, bir hak ihlaliyle karşılaştığımızda hangi adımları atabileceğimizi ve hangi mekanizmaları devreye sokabileceğimizi yazdık, paylaştık ve üzerinde konuştuk.
Bu süreç sonunda artık kendi kapalı gruplarımızda, hak ihlaliyle karşılaşan ailelerimizle dayanışarak destek olabilecek bilgi ve donanıma sahip olduğumuzu hissettik. Kamp boyunca kazandığımız deneyimlerle, sürecin başından sonuna kadar birbirini destekleyecek bir aile dayanışma mekanizması oluşturduğumuza inanıyorum.
Adalet Savunucusu Ebeveynler Atölyesi bu anlamda aslında tüm kampın ritmini taşıyan, çıktılarının birleştiği, öğrendiklerimizi somutlaştırdığımız bir buluşmaydı. Hepimizi ortak bir amaçta buluşturan, kampın özünü temsil eden bir çalışmaydı. Bu nedenle bizim için gerçekten de kampın kalbiydi.
Pazar gününün son atölyesini ‘’Görünürlükten Adalete: Onur Yürüyüşleri Evden Başlar‘’ ile Yusuf ve İris sundu.
Aileler onları daha önce sadece sosyal medyadan, Trans Pride ve İstanbul Pride yürüyüşlerindeki gözaltı süreçlerinden tanıyor ve neredeyse sadece “kadrolu gözaltına alınan çocuklar” gibi görüyordu. Ama işte oradaydılar, yanımızda ve gerçektiler. Duyguları, ihtiyaçları, özlemleriyle…
Kamptan önce hasta olan bir LGBTİ+ aktivisti gencimize ‘’Kampta 35 anne olacağız, seni hep birlikte iyileştiririz’’ demiştim. Kampta, bu sözlerimin onda yarattığı güveni ve rahatlamayı görmek benim için dünyalara değerdi.
Biz aileler güçlenirken sadece kendi yankı odalarımızda dönüp durmayalım, dedik. Aktivist gençlerimizi de dinleyelim, onlardan da öğrenelim istedik. Kampta, aileler ve genç aktivistler kaynaştık, korkularımızı, sevinçlerimizi, ihtiyaçlarımızı paylaştık ve tüm bunlarla yüzleştik. Evet, kendi korkularımız ve önyargılarımızla yüzleşmek biraz sancılıydı, ama kırılan duvarların ardından gelen bağ her şeye değerdi. Çünkü en iyi biz aileler biliyoruz, yüzleşmeden değişim mümkün değildir.
Gençler bize öyle güzel söylediler ki. “Endişelenmeyin, biz kudretliyiz. Siz de güçlü olun, bize güç verin.” O an anladım ki bundan böyle LGBTİ+ aktivistler sadece haberlerde karşımıza çıkan uzak figürler olmayacak. Eminim ki biz aileler de onların yanında olacağız, yalnız bırakmayacağız, destek olacağız.
Kampta bu bilince birlikte vardık. Korkularımızla yüzleştik, önyargılarımız kırıldı ve gençlerimiz ile her paylaştığımız duygu, her sohbet, aramızdaki bağı daha da derinleştirdi. İşte bana göre bu kampın belki de en özel, en değerli çıktısı buydu.
Geceyi artık geleneksel hale gelen ateş başı partimizle sonlandırdık. 🔥
27 Ekim Pazartesi – Kapanış Çemberi
Kamp, kapanış çemberi ve vedalaşma ile sona erdi. Herkesin yüzünde hem yorgunluk hem de derin bir tatmin vardı. Kamp boyunca öğrendiklerimiz, birbirimizle kurduğumuz bağlar ve birlikte yaşadığımız dönüşüm hepimizin yüreğine işledi. Sanki görünmez bir güç bize geçmişti. Artık sadece ebeveyn değil, adaletin de savunucularıydık. Bu güçle dolup taşıyorduk.
Ve tabii ki klasik kamp karmaşasıyla da vedalaştık. Havaalanı transferi ile şehir içi transferi karıştı. Havaalanı yolcuları yanlış transfere binmişler. Neyse ki zamanında fark edildi ve geri döndüler. Kampın kapısında buluşma sevincini bir koca yıl beklemeden yeniden yaşadık, onları ‘’hoşgeldiniz!” çığlıklarıyla karşıladık.😂
Ama hepimiz biliyoruz ki özlem de sevginin bir parçası. Tekrar buluşmak üzere…Adiyos! ❤️









Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.