Ben bir anneyim.

Ben bir anneyim. Biri on yedi, diğeri on üç yaşında iki oğlum var. Kral ve Prens.Kral her zaman derslerinde, okul hayatında, sosyal etkinliklerde, gittiği dershanede ve gitmediği dershanelerin katıldığı sınavlarında hep bir numara olan, çok başarılı, popüler, karizmatik, kişiliğiyle de saygılı olan bir çocuk. Özgüvenini kazanmış, “bu taht benim,” diyebilen bir Kral.

Prens ise Kral’ın tam tersi; aynı imalathane, aynı annenin yetiştirdiği çocuklar; nasıl da bu kadar farklı olabiliyor, değil mi? Düşünmemek elde değil. Prens içine kapanık, hırçın, kaprisli, hiçbir sosyal etkinliğe katılmak istemeyen, “ya başaramazsam, başarısız olursam” korkusuyla, kendine güvenini kazanamamış, huysuz ama tatlı bir çocuk. Şimdi Prens’e özgüvenini kazandırmak için savaşıyorum.

Yalnız Kral’ın, benim de bir yıl kadar önce öğrendiğim büyük bir sorunu (!?) var. Her annenin çocuğunun küçük bir sorunu dahi olsa, anneye büyük bir sorunmuş gibi gelir. Fakat benim ve oğlumun sorunu gerçekten büyük. Bu büyük sorunu eşim, ben ve oğlum biliyor. [Bilge Remus Ka’dan Not: Bu yazıyı buraya aktardığım zamanlarda, artık kardeşim de bilmektedir.] Eşim savaşmıyor ama kabulleniyor. Bense baştan, öğrendiğim gün kabullendim ve savaşmak istiyorum. Savaşmamın sebebi ise ileriki hayatında kralımın mutsuz olmaması, acı çekmemesi. Çünkü onun mutsuz olup, acı çekmesi bana daha çok acı veriyor. O benim her şeyim. Etim, tenim, damarım, kanım, canım; ve canımdan bir parça. Kralımın gözünden akan bir damla yaş için dünyayı yıkarım. Oğlumun sorununu öğrendiğim ilk gün ve şimdi, bu sözü hala söylüyorum. Kralıma, “sen benim oğlumsun, senin için dünyayı karşıma alırım, sokakta yatarım ama senden asla, asla vazgeçmem. Seni bırakmam,” diyorum.

Şimdi gelelim bu büyük sorunu nasıl öğrendiğime.

Kralım bir gün dışardan eve geldi, kendini koltuğa yüzyukarı atıp, yüzünü ve gözlerini saklayarak içini çeke çeke ağlamaya başladı. Çok şaşırdım çünkü hayat dolu bir çocuktu. Oğlumu bu kadar üzen neydi? Kim olabilirdi? Oğlumla konuşmaya başladım; “ne oldu oğlum? sorunun ne? okulda mı yoksa özel hayatında mı problem var? neden bu kadar üzgünsün? kim ağlattı seni?” diye onun saçını okşayarak sorular sorup durumunu öğrenmeye çalışıyordum. Oğlumsa bana, “imkansız anne imkansız” diyerek cevap verdi. [Bilge Remus Ka’dan Not: ee, şey; o zamanlar küçüktüm. bilmiyordum. hiçbir şeyin imkansız olmadığını bilmiyordum.] Ben de ona “nedir imkansız olan? bir kız mı girdi hayatına? kimmiş bakalım bu kız, benim oğlumu kendine aşık edip ağlatacak kadar,” diyerek onu anlamaya, sorununu bulup çözmeye çalışıyordum. Çünkü oğlum bu yaşına kadar böylesine duygu dolu acı çekip ağlamamıştı. Ama imkansız dediği sorun neydi? Bence insan isterse imkansız denilen hiçbir şey yoktur. Bunları oğluma bir şekilde onun anlayacağı gibi anlatmaya çalıştım. “Oğlum göz yaşı döktüğün bir kısa, birbirinizi seviyorsanız sabredip okuyup, mesleklerinizi elinize aldıktan sonra evlenirsiniz. Gerçek sevgiyse beklemesini bilmelisiniz. Dünyanın öbür ucunda da olsa, sevginiz varolduğu sürece onu alır geliriz, imkansız bir şey yoktur. İmkansızlıkları insanlar kendileri yaratır,” diyerek yarasına merhem olmaya, gözyaşlarını dindirmeye uğraşsam da pek başarılı olamadım. Çünkü oğlum dönüp dolaşıp yine imkansız diyordu, ben imkansız desem de.

Kralım uzun süren telefon konuşmaları, mesajlaşmaları devam ederken bir gün bilerek telefonu benim odama bırakmış, mesajlarını da silmemiş. Tabii ben de onun izni olmadan mesajlarını okudum. Çok üzüldüm. Üzülmemin sebebi ise arkadaşından gelen mesajların acı dolu olmasıydı. Arkadaşı, “kendimi öldüreceğim, sensiz yaşayamam, senin yanına kaçıp geleceğim, ailem öğrenirse beni yaşatmaz, seni çok seviyorum,” gibi çok acı, ölüm kokan, korku dolu kelimelerdi. Sonra oğlum uyandı, kalktı. “Oğlum seninle konuşabilir miyiz çok önemli. İstemeyerek de olsa, senin iznin olmadan mesajlarını okudum. Ama şundan eminim ki, senin mesajlarını okumamı istediğin için özellikle telefonu odama bıraktın. Yine de iznin olmadan okuduğum için özür dilerim,” demeyi de ihmal etmedim. Oğlum da, tahmin ettiğim gibi öğrenmemi, okumamı istediği için telefonu odama bıraktığını itiraf etti. Sonra oğlumla konuşmaya başladık uzun uzun. Oğluma, arkadaşının yazdığı mesajların çok kötü, üzücü olduğunu, yaşlarının çok küçük olduğunu, daha okuyacaklarını, önlerinde güzel bir geleceğin onları beklediğini, beklemeyi, sabretmeyi öğrenmeleri gerektiğini anlattım. Oğlum beni dinledikten sonra, “anne, beni yani oğlunu ne kadar tanıyorsun? Benim içimdekileri biliyor musun? Duygularımı, düşüncelerimi anlayabilir misin? Ha? Söyle anne, benim çektiklerimi biliyor musun? Oğlun ne acılar çekiyor, bunalımlara giriyor, bunları fark ettin mi? Anlayabilir misin beni anne? Gerçekler farklı, beni hiç tanımıyorsun. Gerçeği öğrenirsen kaldıramazsın, şoka girersin, bunalım geçirirsin. Boşver anne, boşver,” diyerek beni şaşırttı.

Oğlumu nasıl tanıyamazdım bu yaşa kadar? Onu ben getirdim bu dünyaya, ben büyüttüm. Benim bilmediğim, farketmediğim neydi? Düşünceleri, duyguları, içinde yaşadığı acıları, bunalımları, beni şoka uğratacak, kaldıramayacağım kadar ağır olan sorun neydi? Demek ki benim bu zamana kadar bilmediğim, farkında olmadığım, oğlumun iç dünyasında, beyninde, ılık bir rüzgar değil de, etrafını sarsacak kadar kuvvetli bir fırtına varmış. Ve bu fırtınanın, oğlumu kuru bir yaprak gibi sağa sola savurmasından korktuğu için, sığınacağı en güvenli liman olan anne kucağını seçmiş. Çünkü beynindeki fırtına artık çok daha kuvvetli esmeye başlamış, bu fırtınaya tek başına karşı koyamayacağını anladığı için benim, yani annesinin öğrenmesini istemiş. Oğluma, “benim bu zamana kadar kaldıramadığım hiçbir şey olmadı. Her şeyi, tüm yükü tek baıma kaldırdım. Ben kuvvetli bir anneyim. Senin sorunun ne olursa olsun kaldırabilirim ve şunu asla unutma, ben senin her zaman yanındayım, seni asla bırakmam. Şoka girmeyeceğim. Sorununu anlat, bilmek istiyorum,” diyerek ısrar ettim. Her ne kadar beni üzmek istemese de, artık çok bunaldığı için, ısrarlarıma karşı koyamayarak tek bir cümleyle anlattı. “Anne, telefonda konuştuğum, mesajlaştığım, senin mesajlarını okuduğun arkadaşımın ismi Can,” dedi. Ben de, “kıza erkek ismimi koymuşlar, olabilir; bazen de erkeğe kız ismi koyuyorlar, bunda bir sorun yok,” diye cevap verdim. Ama oğlum ısrarla “Anne, adı Can,” diye tekrarladı, tekrarladı. Bir an durdum, düşündüm. “Oğlum, bu sevdiğin arkadaşın erkek mi?” diye sordum. Oğlum da, “evet anne,” dedi. Oğlumun evet demesiyle çok şaşırdım, şoka girdim, yıkıldım, gözlerim boşluğa baktı kaldı. Ama hemen toparlanmam gerekiyordu, çünkü karşımda benim canımdan, kanımdan doğurduğum yeşil gözlü bir kral, bir çocuk bana bakıyordu, tepkimi ölçüyordu.

Onun için yıkılmamam, ayakta dimdik durup, bu yük ne kadar ağır olursa olsun taşımam gerektiğini biliyordum. Çünkü ben bir ANNEYİM. Bir çocuğun fırtınalardan korkup sığınacağı en güvenli LİMAN, o benim işte.

Oğlum bana, “bak gördün mü anne, sana demiştim kaldıramazsın, şoka girersin, bu yük farklı bir yük. Her zaman taşıdığın, kaldırdığın yükler gibi değil; çok farklı ve ağır. Anne, senin üzülmeni istemiyorum. Üzüleceğini bildiğim için bu zamana kadar kendimi gizledim. Ama artık çok fazla geliyor; onun için sana açılmak istedim. Ve bu sebepten telefonu senin odana bıraktım,” dedi. Ben de oğluma, “neden, niçin, nasıl böyle bir durumun olduğuna karar verdin? Bu nasıl bir şey oluyor? Ne demek, bana bunları açıklar mısın? Bu durumun bir hastalık mı, tedavi olması mümkün mü? Bu durum fiziksel mi yoksa duygusal mı? Ne zaman farkettin kendindeki değişikliği? Suçlu biz miyiz acaba, bu duruma sebep olabilir miyiz, nerede hata yaptık, neyi yanlış yaptık? Doğuştan mı yoksa sonradan mı?” Buna benzer sorular aklıma birden yığıldı kaldı. Ve oğluma sordum, sordum… Bana kendi çabasıyla edindiği dünyaca ünlü profesörlerin bilgilerini anlattı ve kısa zaman sonra bu doktorların açıklamalarını bulup yazılı bir dosya olarak getireceğim dedi. Bir süre sonra bahsettiği profesör doktorların yazılarını bana getirdi. Ama oğlumun ileride mutsuz bir hayat sürmemesi için savaşmam gerekiyordu. Normal bir erkek olması mümkünse, oğluma “beraber bu sorunu aşabiliriz, elele verip savaşalım oğlum,” diye teklif yaptım. Ama oğlum, “olmaz, mümkün değil anne. Bu bir hastalık değil, hiçbir tedavisi yok tıpta. Zaten tıp da, biliyorsun, hastalık olarak kabul etmiyor,” diye cevap verdi.

Benim oğlum bir GEY, yani EŞCİNSEL.

Bu zamana kadar eşcinsel kelimesini duymuştum. Ama gey kelimesini duymamıştım. Oğlumda öğrendim. Gey, lezbiyen; bu tür insanlar kendi hemcinslerine ilgi duyan kişiler. Ve aramızda farketmesek de bu tür insanlar çok var. Topluma aykırı olduğu için kendilerini gizlemek zorunda kalıyorlar. Ben bu sorunun içinde olduğum için bütün çocuklarımızı daha yakından tanıma fırsatı buldum. Kendimi şanslı mı yoksa şanssız mı görüyorum bilemiyorum. Tek bildiğim bir şey var, bana Allah’ım böyle bir evlat verdiği için şükretmek zorundayım.

Oğlumun çok yakın bir arkadaşı var. Transeksüel bir erkek. O da bana durumunu rahatlıkla anlattı. Çok tatlı, zeki, bence ileride adını duyurabilecek bir kişi olacak.

Peki burada suçlu olan kim? Anneleri hamile bırakan babalar mı, babaların spermleri mi; hamile kalan anneler mi, annelerin yumurtaları mı? Bu tür çocukları doğuran anneler mi yoksa doğan çocuklar mı? Kim suçlu bu durumda? Eğer Allah’a, yaradana inanıyorsak, Allah’ın bize verdiği, sunduğu nimetleri göz ardı etmeyerek görebiliyorsak, işte o zaman bu tür çocukları da bize Allah verdi. Allah’ın verdiği her şeye razıysak, şükür ediyorsak, bize böyle evlatlar verdiği için şükretmemiz gerektiğini bilmemiz lazım. Suçlu kimse yok. Eğer suçlu arıyorsak, suçlu bizleriz. Toplum olarak bu çocuklarımızı dışlayarak ittiğimiz için.

Şimdi burada benim bir anne olarak, çok üzüldüğüm bir noktaya değinmek istiyorum. Bu çocukları bizler doğurup, büyütüyoruz. Birer yetişkin insan yapıyoruz. Yetişkin insan olduktan sonra ellerine mesleklerini alıp başarılı oluyorlar. Birçok insan tanıyorum bu durumda. Ama hep bir bunalım yaşıyorlar. İçlerinde korku ve yalnızlık. Kendilerini yıllarca ailesinden gizleyen, korku içinde yaşayan binlerce çocuk, yetişkin insan var. Ben bu durumda olan yetişkin birini örnek olarak anlatmak istiyorum. Yıllarca ailesinden kendini gizlemiş. Hemen hemen hayatının yarısına gelmiş, acılarını hep içinde tek başına yaşamış. Ailesine defalarca durumunu anlatmak istemiş ama korkmuş. Korkusu ise ailesinden reddedilmek, itilmek. Ve en sonunda bir gün cesaretini bulup annesine anlatmış. Tabi, korktuğu başına gelmiş. Annesinden çok büyük tepki almış. Annesi defalarca intihara kalkışmış. Bu yetişkin, aklı başında insan şimdi hala çok büyük üzüntüler yaşıyor ve mutsuz. Annesini çok seviyor ama annesi onu anlamıyor. Burada bu anneye ve böyle çocukları doğuran annelere seslenmek istiyorum. “Neden Allah’a karşı geliyorsunuz? Bu çocukları ben, sen, bizler doğurup Allah yaratmadı mı? O zaman niçin şükretmeyi bilmiyorsunuz? Çocuklarınıza karşı geleceğimize, yanlarında olup destek olmamız gerekmiyor mu? Zaten toplum dışlıyor onları, bir de biz anneler dışlarsak, itersek onlara kim kucak açar, kim tutar ellerinden? Üzüntülerini, sıkıntılarını bize anlatamayacaklar da kime anlatacaklar? Bu suçsuz çocuklarımız sorunlarını bizlerle paylaşamadıkları zaman, bizler onları dışarı itmiş oluyoruz. Dışarıdaysa onları bekleyen bir sürü aç kurt, karanlık kuyular, leş kokan çöplükler.

Lütfen anneler, babalar, aileler ve yaşadığımız toplum. Lütfen bu çocuklarımıza kucak açalım, dışlayıp itmeyelim. N’olur biraz daha duyarlı, anlayışlı olalım.

Bu çocuklarımıza yardımcı olursak, ileride onları bekleyen köprü altlarından, düşecekleri karanlık kuyulardan, leş kokan çöplüklerden kurtarıp, hayatta başarılı, dimdik ayakta duran, güvenilir birer birey, yetişkin, mutlu insanlar olarak yaşama kavuşturabiliriz.

Kaynak: http://bilgeka.blogspot.com/, 9 Subat, 2009

11 Comments on “Ben bir anneyim.

  1. Merhaba, ben bir lezbiyenim. Yazınızı okudum ve gerçekten duygulandım. Fakat çocuğunuz sizden daha şanslı. Sizin nasıl melek gibi bir çocuğunuz varsa, onun da paha biçilemez bir annesi olduğunu gösterdiniz bize. Annem benim yönelimimi öğrendiği günden beri bana en çok destek olan kişi. Fakat etrafımdaki lgbt arkadaşlarımı gördükçe, ailevi sorunlarını gördükçe tepkisiz kalmak imkansız. İyiki sizin gibi anneler var, iyiki LİSTAG var, iyiki annem var🙂

  2. Merhaba ben bir trans erkeğim yazınızı okudum yaşaıdıklarınızdan öyle etkilendimki.. Her anını yaşadım sanki ne kadar sabırlı, kendini kontrol edebilen ve evladını seven bir annesiniz. Çocuğunuz gerçekten çok şanslı malesef ben aileme anlattığımda aynı tepkiyi alamamıştım. Anlattıktan 13 yıl sonra kabullenebildiler. Ama yinede şükürler olsun diyorum. Bir insanın helede böyle zor bir hayat yaşayan bir insanın hayatta en çok annesinin desteğne ihtiyacı oluyor. İnsanlar bunu tercih sanıyor ama inanın hiç bir insan bu kadar zor bir yaşama şeklini tercih edecek kadar salak olamaz. Siz ve sizin gibi annelere sonsuz saygı ve teşekkürler. Marifet bir evlat dünyaya getirmek değil ona her durumda sahip çıkabilmek annelik yapabilmektir..

  3. Gerçekten çok duygulandım.Ben transeksüelim…Benim annem de duyunca çok şaşırmıştı…Yanımda oldu ama bu şekilde kalmam yönünde…Ameliyat noktasını malesef istemiyor…Ailemden biri beni tehdit bile etti..İnanın ne yapıcağımı bilmiyorum..😦

    • Merhaba

      Ben Eda anne .Yorumunu okudum.Biz ebeveynlerin önce bu konularda bilgilenmeye ihtiyacı var.Biz cumartesi günleri ebeveynlerle bir araya geliyoruz.İstanbuldamı oturuyorsunuz ?bilmiyorum ama bize ulaşabilirsiniz.
      Her ayın ilk perşembe günü CETAD ‘da Psikiyatrlar ile ebeveynler bir araya gelip konuşuyoruz bilgileniyoruz.
      Annenizle beraber bize ulaşırsanız sizlere yardımcı oluruz.Denemeye değer derim.
      Herşey düzelir.Önemli olan sağlıklı olmak.
      SEVGİLER
      EDA ANNE

  4. çok duygulandım ben bir travestiyim göz yaşlarına boğuldum yazıyı okurken böyle anneleri kutluyorum ve benim annemde aynı şekilde beni kabul etti destek çıktı maddi olmasada manevi açıdan annemi çok seviyorum umarım bütün annelerde çocuklarına bu şekilde sahip çıkıp arkalarında dururlar

  5. LISTAG Anneleri ile tanışma serüvenimden sonra hayatımda neler değişti(?)

    (1) Mutluyum, (2) Huzurluyum, (3) Sıcak bir tebessüm ile güne merhaba diyorum, (4) Hayata daha pozitif bakıyorum, (5) Negatifliklere karşı olan mücadele gücüm arttı (Hayata karşı verilen mücadele örneklerini gördükçe ve tabi ki okudukça), (6) Hayatı yorumlayış şeklim inanılmaz derecede değişti (Olumlu yönde), (7) Kendileri ile yapmış olduğum her görüşmeden huzur dolu olarak ayrılıyorum, (8) Hayatta bizleri nelerin beklediğine/bekleyebileceğine dair gerek anlatımları gerekse mevcut yazıları ile motivasyon gücümü arttırdılar, (9) Sahip olunan/olduğumuz, bizi biz yapan değerler için gerektiğinde topluma bile meydan okumamız gerektiğini,

    (10) Psikolojik tedavi sürecim ile ilgili konularda derhal harekete geçmem gerektiğini, (11) Aileme açılım sürecimde sergilemiş oldukları (+) yaklaşımlar neticesinde geldiğim nokta (Yorumunu siz annelere bırakıyorum…),

    Ve pek tabi ki,
    – Koşulsuz sevginin gerçek anlamda ne ifade ettiğini… ( ve AİLE içerisindeki varlığını…)

    LISTAG Annelerinin LGBTT bireylere yaklaşımları,

    (1) Her şeyden önce Anneler, (2) Sevgileri inanılmaz doğal (Yapmacıklıktan uzak), (3) Çocuklarını KARŞILIK BEKLEMEDEN ve KOŞULSUZ olarak seviyorlar, (4) Çocuklarının sosyal gelişimleri için yorulmadan her alanda mücadele veriyorlar, (5) Çocuklarının etrafında görünmeyen bir güvenlik çemberi oluşturmuş durumdalar (Sevgi ile), (6) Toplum ne der(?) yaklaşımını geride bırakarak, aile bireylerinin değerlerini ön planda tutuyorlar, (7) Sezgileri ve algılama yetilerinin inanılmaz(büyülü) gücü ile bizlere yaklaşıyorlar,

    (8) İnandıkları değerler üzerine zaman ayırıyorlar, araştırıyorlar ve gerektiğinde de mücadeleden kaçınmıyorlar, (9) Karşılarındaki bireyleri anlamak ve dinlemek noktasında nötr’ler. Yani gerektiğinde tarafsız bir pencereden bakarak durum tespiti yapabilme yetisine sahipler, (10) HAYIR ve IMKANSIZ’ ı cevap hanesinden kaldırmak sureti ile hayata kafa tutuyorlar, (11) Normal aile kavramı içerisinde değerlendirdiğimiz ebeveynlerin bile mücadelesini vermeye cesaret edemedikleri değerler adına(koşulsuz) savaşıyorlar (LISTAG),

    Sevgiler,
    IŞIL

  6. Merhabalar Herkese,

    LambdaIstanbul Aile Grubu (LISTAG) ile tanışma serüvenimi anlatmak istiyorum sizlere,

    Grup ebeveynlerinden Gülseren Anne ile ilk tanışmam Mart 1, 2009 tarihinde LambdaIstanbul Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir söyleşi ile gerçekleşti. Söyleşi son derece etkileyiciydi ve neticesi itibari ile de değmişti doğrusu. Söyleşinin sonlarına doğru gelindiğinde ise kendimce bir takım eklemeler yapmak istemiş ve bu arada da durumumu arkadaşlar ile paylaşmıştım. Buraya kadar her şey çok normal diyebilirsiniz ama benim için hayatımın anlamının değiştiği bir kırılma noktasıydı bu toplantı.

    Söyleşinin tamamlanmasını takiben daha önce hiç tanımadığım kişilerden biri (Gülseren Anne) yanıma yaklaşarak, “Merhabalar ailesi ile açılma konusunda problem yaşayan kişi siz miydiniz (?)” sorusunu yöneltmişti bana. O an öyle bir şaşkınlık yaşamıştım ki anlatamam… Beni tanımayan bir kişi, kendini kaybetme noktasına gelen bana (Işıl’a) bir el uzatmıştı ve Işıl’ın benliğindeki sessiz çığlığını duymuştu. İşte o an LISTAG ile ilk tanışmam olmuştu. Gülseren Anne (Bu arada, Anne diyorum ama gönülden ve kalben hissettiğim için diyorum artık) ile söyleşi sonunda sakin bir ortamda konuştuk ve yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım kendisine. Yılların birikiminin vermiş olduğu heyecan ile ifade etmeye çalışmıştım kendimi ve sanrım anlatabildim de. O gece eve geldiğimde saatlerce ağladığımı biliyorum ama hayatımı yalan olarak yaşadığım yıllardan sonra ilk defa MUTLULUK gözyaşlarıydı bunlar.

    Takip eden süreçte neler oldu(?) dediğinizi duyar gibiyim. Evet LISTAG annelerinden, Selma Anne ve Eda Anne ile de tanıştım ve LISTAG Annelerini tanımış olmaktan son derece mutlu olduğumu da belirtmek isterim.

    Son olarak düşüncelerimi tamamlaması adına, tüm LGBTT birey ve ailelerine bir çağrı yapmak istiyorum. “Arkadaşlar, grup üyesi annelerin öyle bir SEVGI BANKASI VAR KI ANLATAMAM. HERKESI KUCAKLAMAYA YETECEK MIKTARDA OLDUGUNDAN ZERRE KADAR SUPHEM YOK…”

    Hepinize Selamlar/Sevgiler,

    Işıl, Istanbul

  7. çok güzel bi yazı.. çok duygulandım.. teşekürler .
    umarım bi gün tüm aileler böyle düşünebilirler.
    siz oglunuzla empati kurabilmişsiniz ve onun duygularını anlayabilmişsiniz .ne mutlu size .:)

    • har şein bi hayrı vardır Allah hepimize sağlık versin bnim ole bi sorunum yok Allaha şukur ama okudumda içim sızladı nekadar zor buna dayanmak ama hepims mucadele ediyorus hayata tutunmak için hep alaha şukreteceksn hm bnce kimse bunan dolayı kndine kötu hisetmeli alahn bi bildi vardır mutlaka hp mutlu olmalı çunku başka çare yok nolursa olsun hep duz yurüceksin harksin acısına alyorum sen bi ane olarak en doğrusuna yapmışsın dilelim btun aneler anlayşlı olsun

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: