LGBTİ+’ların aileleri olarak, son günlerde bazı akademik çevrelerde yaşanan tartışmaları üzüntüyle takip ediyoruz. Tartışma bilimin itici gücü ve olmazsa olmazıdır; ancak trans kadınların kadınlığının sorgulanması noktasına kadar gelen söylemler, trans kadınların açılmalarından önceki dönemde, içinde yaşadığımız ataerkil toplumun aynı kaynaktan beslenen aileleri tarafından birer “erkek” olarak pohpohlanmalarından ötürü, içlerinde daima bir parça “erkeklik” taşıyacakları anlamına gelebilecek ifadeler, bizi bu açıklamayı yapmaya zorladı.
LGBTİ+’ların aileleri olarak şüphesiz biz bu toplumun bir parçasıyız, istisnalarımız dışında cinsiyeti erkek olarak tayin edilmiş çocuklarımızı pohpohlayarak büyüttük, ev işleri yaptırmadık, “göster evladım pipini amcalarına” dedik, belki yemeğin daha iyi kısmını onlara verdik, hareketlerine daha anlayışlı yaklaştık, ona kız kardeşlerine göre daha farklı olduğunu hissettirdik.
Fakat bütün bunlar erkek sandığımız, ancak gerçekte bir kadın olan evladımızı mutlu mu etti? Onu gerçekten pohpohladık mı? Onu gerçekten ayrıcalıklı hissettirdik mi? Onu yetiştirme şeklimiz, içinde bir parça dahi olsa “erkeklik ayrıcalığı” bıraktı mı?
Bunun böyle olmadığını, hatta tam aksi durumun söz konusu olduğunu, en iyi biz biliyoruz.
Trans evlatlarımız, durumlarının farkına tahmin edilenden çok daha küçük yaşlarda varıyorlar. 1,5 – 2 yaşındayken bile kendisine biçilen toplumsal cinsiyet rolünden farklı davranışlar sergilemeye çalışan trans evlatlarımız var. Ya da daha büyük yaşlarda, için için kadın olduğunu bilen, bir kadın muamelesi görmeyi isteyen, kendisi de bir kadın gibi davranmayı isteyen evladımıza gösterdiğimiz “erkek ayrıcalığı”, onu mutlu mu ediyordu sanıyorsunuz?
Bilakis, kendisini bir “erkek” olarak her pohpohlayışımız, her ayrıcalıklı davranışımız, evladımızı üzmekten, derin, tarifsiz acılar çekmesine neden olmaktan başka bir etki yaratmıyor. Diğer “kızlar” gibi muamele görmek, onlar gibi giyinmek, onların oyuncaklarıyla oynamak isterken, ellerine tutuşturulan silahları bir kenara atıp bebekleri aldıklarında “bırak onu, sen erkeksin” diye azarlanmak, hayır, bunlar evlatlarımızı mutlu etmiyor, aksine, acılarını daha da derinleştiriyor.
Evlatlarımız bu yüzden içine kapanıyor, misafir gelince odasına çekiliyor, fotoğraf çektirmek istemiyor, farklı ve öteki olmanın çelişkilerini iliklerine kadar hissediyor.
Bugüne kadar LGBTİ+ ailelerin pek görünür olmaması, ulaşılmakta zorluk çekilmesi, ulaşılanların da bu konuda açık olmakta güçlük çekmeleri, belki de bu konuda yapılan akademik çalışmalarda eksikliklerin, hatalı sonuçlara ulaşmanın bir nedeni oldu. Ancak artık durum değişiyor. LGBTİ+’ların aileleri giderek daha fazla örgütleniyor, görünür oluyor, evlatlarının yanında olduklarını yüksek sesle dile getiriyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli, Antalya’da örgütlü aile grupları var ve bu sayı giderek artıyor.
LGBTİ+’ların aileleri olarak, başka bir aile mümkün, biz buradayız, bizi ve evlatlarımızı dinlemenin vakti geldi diyoruz.
Bu çağrımıza kulak verilmesini diliyor, homofobi ve transfobiyle mücadeleyi yükseltme çağrımızı bir kez de buradan yineliyor, LGBTİ+’ların ailelerini örgütlenmeye ve daha güzel bir dünya için mücadele etmeye davet ediyoruz.
Ankara Gökkuşağı Aile Grubu
Antalya Akdeniz Aile Grubu
Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu
İzmir LGBTİ+ Aile Grubu
LİSTAG LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.